4. ordu komutanı Cemal Paşa’nın, Mısır'da devam eden İngiliz işgaline son verebilmek için düzenlediği "Kanal Harekâtı" başarısızlıkla sonuçlanmış ve mağlûp olmuştuk. Birliklerimiz 15 Mart 1917'de Süveyş Kanalı'ndan Gazze'ye çekilmişlerdi. İngilizler ise soluğu Gazze önlerinde almış, 25-26 Mart 1917’de saldırıya geçmiş ve 125. Alayın kahramanca savunmasıyla bozguna uğratılmıştı. İngilizler, Osmanlı’ya esirler vermiş ve Padişah, 125. alayı Muharebe Gümüş Liyakat ve İmtiyaz Madalyaları ile taltif etmişti.

Galiçya’dan, Kafkasya’ya oradan Çanakkale cephesine, yazdığı destanlar ve gösterdiği kahramanlıklarla ‘’Asâkir-i Mansure-i Muhammedin’’ payesini hakettiğini çoktan ispatlayan ve şimdi Gazze’yi koruyan 16. Tümen’e bağlı 125. Alayın komutanı Binbaşı Rahmi, başını iki eli arasına almış karargah çadırında kandil ışığı altında ki masasına serilmiş haritalara ve gelen istihbarat notlarına bakıyordu. Derin bir uğultuyla kulaklarından ense köküne yayılan ağrıyı önemseyecek durumda değildi. Kültablasındaki Bitlis tütününden yarım kalmış sarma cigarası ince bir dumanla çadırın içine dolarken, bardağında içilmeyi beklerken soğumuş Gazze topraklarında yetişmiş nane çayı öylece masasında duruyordu.

Bu zafere rağmen Binbaşı Rahmi’nin içi rahat değildi! Ortada sıradışı bir durum söz konusuydu. Gelen istihbarata göre İngilizler ve Fransızlar ikinci bir saldırı için hazırlıklarını çoktan tamamlamışlardı bile. Teçhizat ve askeri sayı açısından ilk muharebede kayıplar veren Binbaşı Rahmi, Bab-ı Âli’den silah, asker, teçhizat ve gıda desteği istemiş ancak henüz taleplerine bir dönüş alamamıştı. Anlam veremediği derin bir sessizlik vardı!

(…)

Birinci Gazze Muharebesi’nin üzerinden 21 gün geçmiş ve 1917 Nisan’ı son haftasında İngilizler bir kez daha saldırıya geçerek Gazze’yi ağır bombardımana tutmuşlardı. Savaşta merkez, adını vefat etmiş bir alimden alan Şeyh Ali Muntar Tepesi ve civarında yoğunlaşmış, tepeye hakim olamayacağını anlayan düşman, obüslerle ağır bir bombardıman başlatmıştı. Evliyaullah’ın ve şehidlerin medfun olduğu tepe’de kabirlerinde huzur içinde yatan medfunların kemikleri bu saldırda etrafa saçılmış, o günleri daha sonra yazdığı ‘’Zeytin Dağı’’ adlı kitabında anlatan Falih Rıfkı: ‘’Gazze taarruzunda İngilizler karadan ve denizden en ağır toplarıyla üç gün Ali Muntar tepesini dövdüler. Korkunç bir gürültü ile toprağı karıştıran mermiler altında tepenin yüksekliği birkaç metre azalmış, ateş altında bir yanardağa benzeyen tepe; toz, toprak, sarı ve siyah dumanlar içinde boğulmuş idi. Kaç defa türbe, mezar, ağaç ve ateş parçaları ve senelerden beri ılık mezarlarının içinde uyuyan ölülerin kemikleri bize kadar gelmişti.’’ diyerek yaşananları tasvir ediyordu.

Bombardıman çok ağırdı.

‘’Yavuz Selim’’ diye mırıldandı Binbaşı Rahmi. Çaldıran, Ridaniye, Mercidabık Seferleriyle Kudüs’e yürürken önce Mısır’a, oradan Gazze’ye ve Filistin’e girerek Ramle’de otağını kuran ve Kudüs’e yürüyen Yavuz Sultan Selim’i hatırlamıştı. Gazze kilitti! Gazze düşerse Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa düşerdi! Tüm güçleriyle savunma hattının mukavemetini pekiştirmesi gerekiyordu. Beklenen yardım bir türlü gelmemişti. Halbuki 4. Ordu komutanı Cemal Paşa Kudüs’te Zeytin Dağındaydı! 7. Ve 8. ordular bir ok atımı mesafede idiler! Ne oluyordu?

Düşüncelerinden emireri subayın topuk vurup selam durmasıyla sıyrıldı Binbaşı Rahmi!

-‘’Komutanım emriniz üzere subaylar geldi’’ dedi.

-‘’Gelsinler’’ dedi Binbaşı Rahmi!

8 subayıyla birlikte masanın etrafında ayaktaydılar şimdi.  Gazze haritasına bakıyorlardı! Binbaşı Rahmi, parmağıyla haritada Şeyh Ali el Muntar Tepesi’ni göstererek anlatmaya başladı:

’Akdeniz’den menzil altındayız! Düşman acımasızca vuruyor. Süngümüzle karşılaşmak istemiyorlar! Evliyaullah’ın kabirlerinin olduğu ‘’Mantar Tepesi’’ -asker aralarında tepeyi bu şekil isimlendirmişti- çok mühim! Oraya hakim olan savaşın seyrini değiştirir. İngiliz, Mart Muhasarasında bunu anladı. O nedenle tepeyi dövüyor! O tepe bize kalkan! Teçhizat yetersiz, yaralılarımız var! Bu ağır bombardımana rağmen İngiliz mevzilerine ulaşmamızın tek bir yolu var! Çok zor! Ama bir yol var!’’

-‘’Tedbir nedir komutanım? Ne yapmamız gerekiyor? Nasıl bir yol?’’ diye sordu subaylardan biri!

-‘’İlk muharebede 26 Mart’ta defnettiğimiz şehidimiz 12. Bölük komutanı Yüzbaşı İbrahim Tevfik’in planını uygulayacağız!’’ dedi Binbaşı Rahmi!

8 subay şaşkınlıkla birbirine baktı.

Şehid Yüzbaşı İbrahim Tevfik, mevzilerine Mehmetçik’i yaklaştırmayan İngiliz’le göğüs göğüse gelebilmek için;

’Mantar Tepesi’nin altından tünel kazmalıyız ve düşman mevzilerine arkadan dolaşmalıyız! Bu işin başka yolu yok!’’ demişti.

Binbaşı Rahmi:

-‘’Evet biliyorum zor! Ama bir Sünnet-i ifa edeceğiz! Efendimiz ve ashabı Hendek kazmıştı! Biz ise Mantar Tepesi’nin altından 8 tünel kazacağız! Düşman mevzilerine arkadan dolanıp zayiat vereceğiz! O vakte kadar zaten Bab-ı Ali’den yardım da ulaşır! 4. , 7. Ve 8. Ordularımız bize ok atımı mesafede! Cemal Paşa ha dese geceden sabaha orduyla burada olur! Biz ise çok hızlı hareket edeceğiz! Tünelleri kazacağız! Bize uyku haram! Hadi göreyim sizi!’’

25-26 Mart’ta olduğu gibi, 17 Nisan 1917’de başlayan ikinci Gazze Muharebeleri üç gün sürmüş, yeni bin yılın haçlı ordularının hezimetiyle neticelenmişti! Mehmetçik, Mantar Tepesi’nin altından kazdığı 8 tünelle düşman mevzilerini arkadan kuşatmış ve İngiliz’e ağır zayiat vermişti. Kraliçe, ordu komutanlarını değiştiriyor ve Gazze’ye, Edward Henry Allenby’i gönderiyordu! Gazze mutlaka düşmeli ve Filistin topraklarına girilmeliydi! Bin yıllık Haçlı rüyası gerçek olmalıydı!

Cennetin krallığı Urşalim, İlya, City of David, Kudüs özgür olmalıydı! (Church of the Holy Sepulchre) Kutsal Kabir Kilisesi ve (Church of the Nativity) Doğuş Kilisesi’nin çanları özgürce çalmalıydı…

İki zorlu savaştan alnının akıyla çıkan 125. Alayda, üstüste gelen zaferlerin sevinci kadar; içten içe var olan kaygıda çok büyüktü. Her iki muharebeden alnının akıyla çıksada, teçhizat ve gıda yönünden zayıflayan ordumuz, bir çok şehid vermiş yaralıların sayısı artmıştı. Beklenen güçlü destek nedense bir türlü Gazze’ye gelmemişti.

Edward Henry Allenby komutasındaki Büyük Biritanya Ordusu 3. Kez saldırıya geçtiğinde takvim yaprakları 31 Ekim 1917’yi gösteriyordu! Bu kez çok daha vahşice saldırıyorlardı! Muntar Tepesi’ni dümdüz etmişti İngiliz! Karargahta moraller çökmüştü! Düşman üçüncü kez saldırıyordu ve  Mehmetçik’te hakim duygu; terkedilmişlikti!

Binbaşı Rahmi; mevcudu, yaralılarla birlikte karargahta toplamış ve o tarihi konuşmasına başlamıştı:

-‘’Aslanlarım! Koç yiğitlerim!

Bak bu ‘’deyyus’’ İngiliz, Çanakkale’de yediği tokatın acısını unutmamış! İkidir Gazze önlerinde ettiği tevessüle bak sen!

Evet, düşman güçlü, düşman büyüktür! Ama Allah, en güçlü! Allah, en büyüktür!

Biz ki, 16. Tümen’e bağlı GAZİ 125. Alayız! Kafkaslardan, Çanakkale’ye ne destanlar yazmadık mı? Bu gazi alayın, gazi sancağı (gönderdeki sancağı göstererek) ya Gazze semalarında dalgalanacak yada hepimiz bu sancağın gölgesinde şehid olacağız!’’

Mehmetçik galeyana gelmişti! Yaralılar bile ayağa kalkmaya çalışıyor! Tekbir nidaları İngiliz mevzilerine ulaşıyordu!

-‘’Kaçtır ahdetmedik mi?! Şehadet istemedik mi?! Dayanın! Sabredin! Ayaklarınızı sabit tutun! Bab-ı Âli durumdan haberdardır! 4., 7., 8. Ordu bir ok atımı mesafededir! Destek yakındır!

Bab-ı Âli bilir ki! GAZZE DÜŞERSE KUDÜS DÜŞER!’’

(…)

Binbaşı Rahmi haklıydı! Gazze düşerse Kudüs düşerdi! 31 Ekim 1917’de başlayan 3. Gazze Muharebelerinde, 125. Alay’ın yardımına hiç kimse gelmedi ve Gazze düştü!

Ve 40 gün sonra, 9 Aralık 1917’de, yeni bin yılın haçlı orduları başkomutanı Edward Henry Allenby, yanında Lawrence’le birlikte Kudüs’e girdi!

Allenby 2 gün sonra soluğu, Suriye Şam’da Emevi Camii’nde medfun, Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında alıyordu!

Kudüs-ü Haçlı işgalinden kurtaran Selahaddin Eyyubi’nin kabri başına gelen Allenby, Doğu’nun en sevgili sultanı ve Hadim’ul Haremeyn Selahaddin Yusuf Eyyubi Hazretlerinin kabr-i şerifinin sandukasını postallarıyla tekmeleyerek şöyle diyordu:

‘’Kalk EY Selahaddin! Yine biz Geldik!’’

(…)

Kıymetli okur!

‘’Vallahi! Billahi! Tallahi! Selahaddin Eyyubi o gün kabrinde kalkmıştır!’’

Kudüs’ün düşmesi, Mescid-i Aksa’nın haremine küffarın nâ-mahrem elinin değmesi Selahaddin’in zoruna gitmiştir! Kanına dokunmuştur!

Selahaddin kabrinde kalkmıştırda biz; 103 yıllık ölü uykusundan ne zaman kalkacağız?

Ne zaman ilk kıblemizin işgal altında olması kanımıza dokunacak? Ne zaman?

Not: Bugün Gazze’li kardeşlerimiz, uygulanan ambargo nedeniyle temin edemedikleri yaşam malzemelerini kazdıkları tüneller sayesinde temin edebiliyor. Gazze’liler tünel kazarak hayatta kalmayı dedemiz Mehmetçik’ten öğrenmiştir!

Ecdad dün o tüneli Mescid-i Aksa’nın şerefini korumak uğruna, ölmek için kazıyordu! Ve bugün Sisi yönetimi, o tünellere deniz suyu basarak Gazze’lilerin hayat damarlarını kesmektedir!

Gazze’ye yardıma gelmeyen ordulardan biri, Bâb-ı Âli’nin bilgisi dışında Nablus’a ricat etmiş. Geride 5 bin topu İngiliz’e ganimet olarak bırakmıştır. Kaç Mehmetçiğin İngiliz’e esir edildiğinin ve o askerlerimize ne olduğunun araştırmasını ise siz okuyucuya bırakıyorum.

..

.

Bülent Deniz - Habervakti.com Genel Koord.

@bulentdenizim

www.bulentdeniz.com