NATO bizden savunma ve istihbarat kurumlarımızı Palantir’e bağlamamız talebinde bulunmuş, haberler doğru ise. Bu “Millî Savunma”nın, “Millî İstihbarat”ın sonu demektir.

Zaten Starlink, Neuralink, nesneler arası iletişim sistemi, 5G, akıllı telefonlar, akıllı otomobiller, akıllı evler, akıllı şehirler... Aslında hepsi adım adım bizi bugüne hazırladı. Zaten verilerimizin çoğu ya bulutta ya da yabancı hosting kuruluşlarında.

Hâlâ Millî Data Merkezimiz yok, işletim sistemimiz, arama motorumuz, siber güvenlik altyapımız yok. Yapay zekâmız yok... İthal ikamesi ile işlerimizi görüyoruz. Sonuçta bu sistemleri üretenler, tek TIK’la canımıza okuyabilirler. Tek başına cep telefonumuzdaki sensörlerin ancak dörtte birini biz kullanıyoruz, dörtte üçünü onlar kullanıyor. Veri güvenliği yasası çıkartınca verilerimizin güvenlik altına alındığını zanneden birileri var galiba. Teknoloji o yasaları neshediyor.

Akıllı evlerdeki siber santrallerde radar bileşeni var. Akıllı otomobiller zaten bir felaket. Teknolojiye teslim oluyorsunuz. Konfor ve teknoloji birilerinin gözünü boyamış sanırım, sürüklenmekte olduğumuz tehlikenin farkında bile değiller.

Şu kablosuz kulaklıklar aslında düşük düzeyde de olsa bir radyasyon taşıyıcısı. Kulağın dışına ya da içine yerleştirdiğiniz hoparlörler yüksek desibelde ses frekansları gönderiyor. Hatta beynimizin algılamadığı daha birçok frekans doğrudan ya da bio-hacker'lar tarafından yönlendirilirse bu durum beyin kontrolünden karaciğer fonksiyonlarına kadar birçok alanda sorunlara sebep olabilir. Zaten subliminal mesajlara kulağınızı açmış oluyorsunuz. Akustik travmalar, giderek artan kulak çınlamaları, kulakta kaşıntı, iç ve dış kulakta enfeksiyona sebep olabiliyor.

2002’de alınmış “US 6,488,617 B1” numaralı bir patent var. Mıknatıslı Neuralink’lerle beyninizin dalgalarını okuyorlar... Ardından bu veriler işleniyor ve beynin “ideal hâle” getirilmesi için sinyaller gönderiliyor. Bu yöntemle mesela karaciğerinizin mutluluk hormonu salgılaması ya da adrenalin salgılaması sağlanabiliyor. Bu yöntemle siber uyuşturucu da kullanabilirsiniz. Metaverse’te astral yolculuğa da çıkabilirsiniz. Yani psikolojik durumunuzun düzenlenmesi, reflekslerinizin manipüle edilmesi için beyninizi ayarlayabilirsiniz. Manyetik bir alanda EEG sensörleri ile biyolojik fonksiyonlarınızı kendiniz ayarlayabilirsiniz. Tabii bu işin bir yanı. Siz kendinizi bu şekilde siber kontrol altına alırken aslında bio-hacker'lara da kapı açmış oluyorsunuz. Onlar da size aynı şeyi yapabilir. Aslında yeni cep telefonları üzerinden de biyorezonans yöntemi ile uzaktan bu manipülasyon ve kontrol sağlanabiliyor. Akıllı otomobillerde bu çok daha kolay; akıllı evlerde ve Wi-Fi ortamlarında da daha birçok işlem yapılabiliyor.

Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt, 2030’dan önce yapay zekâların bir yapay bilinç tarafından entegre edilerek oryante edileceğini, en karmaşık sorunları bile saniyeler içinde çözeceğini öngörüyor. Schmidt’e göre bu durumda iktidar, işletmeler karar verici olmaktan çıkacak. Robotik sistemler kendi dillerini geliştirecekler ve biz ne olup bittiğini bile anlamadan sistem sorunu çözüp yoluna devam ederken insanlık kontrolü kaybedecek. Onun tek önerisi var: Sistemin fişini çekmek.

Dijital dönüşüm ülkemizde yokuş aşağı koşar gibi gidiyor. Gitmiyor, sürükleniyor.

Hiçbir şey sınırsız değil. Kontrol edemediğin güç, güç değildir. Kendi altyapınız olmadan bu konuda bir şeyler yapmak için ithal ikamesi yolunu kullanırsanız bu yolun sonunda siber köleliğe, siber işgale uğrarsınız. Sadece ülkeniz değil; beyniniz, kalbiniz, mideniz, kanınız, bedeniniz de işgale uğrar.

Bu akıllı sistemler üzerinden aşı diye enjekte edilen sıvıların içindeki ajanlar (grafen) aktifleştirilebilir ya da pasif hâle getirilebilir. Zaten COVID günlerinde mRNA aşıları üzerinden bu konuda milyarlarca insanı “aşılamış” oldular. Seçilmiş hedef olarak size istedikleri zaman ulaşıp cep telefonunuz üzerinden subliminal yoldan emirler verilebileceği gibi biyokimya üzerinden yapılacak manipülasyonlarla ipimiz çekilebilir.

Netanyahu sık sık aba altından sopa gösteriyor. Lübnan’daki çağrı cihazlarının patlatılmasından sonra cep telefonları üzerinden her yerde aynı şeyi yapıp herkesi dinleyebileceklerini ima etmişti aslında. Şimdi de “İspanya’da elektrikler kesilebilir, uçakları düşebilir, trenleri kaza yapabilir” gibi bir uyarıda bulunmuştu.

Evet, böyle giderse 5 yıl içinde birçok meslek artık robotlar tarafından yapılacak. İnsanlara gerek kalmayacak. Robotlar karar verecek ve yönetecek. Kavramlarıyla, kurumlarıyla geleneksel medeniyetlerin sonu, yani “tarihin sonu” gerçekleşiyor. 8 milyar insanın 7,5 milyarını öldürdükten sonra 500 milyonu ölümsüz kılmayı düşünüyorlar. Onlara göre Şeytan'ın vaadi gerçek olacak. Yani yeryüzünde bir cennet ve ebedî bir hayat. Her şeyi robotlar yapacak. İnsanlara iş kalmayacak. İş yapmak isterlerse onu hobi olarak yapacaklar.

Savunma sanayisinde konvansiyonel silahların hiçbiri yok. Uçak, gemi, füze, İHA, SİHA... Onlar da yok. Onlar bu dönemde çıkarılacak savaşlarla tüketilecek. Gelecekteki savaşlar siber savaş teknolojisi ile ışın ve RF dalgaları üzerinden yapılacak ama savaşacak kimse de kalmayacak aslında. Palantir riski anında öngörüp tasfiye edecek. Tek kişi, kurum, topluluk; o her kimse TEK TIK ile sistem dışına çıkarılabilecek. “Siber kölelik” sisteminde askerlik de yok, savaş da. İnsan olmayınca geriye ne kalıyor? Transhümanizmde insan dediğiniz, teknolojinin biyonik bir aparatıdır. Human 2.0 biyolojik insan değil. Yeni dünyada bilim, teknoloji, din, ahlak ve hukuk; her şey yeniden şekillendirilecek. Karar veren de uygulayan da yapay zekâ olacak. Aslında kimyasal silahlar, biyolojik silahlar da geçiş döneminde gerekli olan yöntemler ve imkânlar. Bu fitneye karşı hazırlıklı olmayanlar için yolun sonu görünüyor.

Epigenetik bir yöntemle mesela 40 yaşına gelince her yıl bir yıl daha gençleşerek 20 yaşına kadar gerileyebilir, sonra tekrar yaşlanmaya başlayabilirsiniz. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Hasta olan organlarda kök hücre tedavisinden daha ileri bir yöntemle beyne bir komut vererek çekilen dişin yerine yeni diş çıkartılabilir; hasta böbreğinizin yanına vücut yeni bir böbrek üretebilir.

Dahası da var; kendinizin bir benzerini klonlayabileceksiniz. Zaten şimdi kendi avatarınızı, humanoid’inizi yapabiliyorsunuz; klonoid’inizi de üretebileceksiniz. Hatta mezarlardan ölülerinizden bir parça getirdiğinizde ondan yeni bir canlı üretebileceksiniz. Beyin kopyalama, gen bankası artık gündemde. Metaverse'te zaman içinde ileri geri hareket edebileceksiniz mesela...

Zamanı ve mekânı aşmak ve farklı bir boyuta geçmek için deneyler yapıyorlar. Maddenin yapısını değiştirmek için deneyler yapılıyor. Yeni İnsan, Human 2.0, Transhümanizm projesinin omurgasını oluşturuyor. Sadece dünyayı değil, insanı da dönüştürecekler.

Yeni dünya düzeninin mimarları din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetinden bağımsız bir genomdan söz ediyorlar. BİREY dedikleri canlı böyle bir şey. Anne baba yok, akrabalık ilişkileri yok. Çünkü siz artık üretilen canlı bir organizmasınız. Her insan bu cehennemde Tanrı olmaya aday. Sanal âlemde kendi cemaatinizi oluşturabileceksiniz; kendi ideolojinizi, arzularınızı gerçekleştirebileceksiniz.

Böyle bir dünyaya “evet” diyorsanız durmak yok, yola devam. “Hayır” diyorsanız onlar sizin fişinizi çekmeden sizin onların fişini çekmeniz gerekecek. Ha! Sahi, siz o 7,5 milyardan biri mi, yoksa 500 milyondan biri mi olacaksınız? Buna siz değil, yapay zekâ karar verecek. Karar sizin. Selam ve dua ile.