Turunçgillerin çiçeklenip düğün bayram yaptığı bir Akdeniz sabahı, günün gazetesini itina ile açıp; ortaokul yıllarından itibaren adetim olduğu üzere Kabaklı'nın başyazısını okumaya koyuldum. Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı'nın vefatı sonrası bayrağı devralan Servet Kabaklı, meftunu olduğum pınarın suyuna hasret bırakmamıştı. Okuyucusuyla karşılıklı sohbet eder gibi candan üslubuyla, gönül okşayan yazılarını birkaç defa okumak ayrı bir keyif idi. O gün yazdığı yazı o kadar içime işlemişti ki; hislerimi Servet Bey ile paylaşmak arzusuna kapılarak uzunca bir elektronik mektup yazmadan edemedim. Okunup okunmayacağını bilmeden yolladığım metnin sıcaklığı henüz geçmemişti ki cep telefonum çalıverdi.

Tanımadığım bir numara arıyordu. Haliyle açtım. Buğulu ve birazda ağlamaklı bir ses selam verip adımla hitap etti. Peşinden "Ben Servet Kabaklı... Yazını okudum. Sabah sabah ağlattın beni... Arayıp tanışıp, konuşmak istedim." dedi. Servet ağabey ile dostluğa tekâmül edecek olan hukukumuz böyle başladı. Kâh yazışarak, kâh telefonla ya da imkân buldukça İstanbul'a gidip ziyaret ederek kendisinden, münevver ikliminden istifade ettim. Gönül adamı nasıl olur, olunur öğrendim. Hayatımda, ruh ve karakterimde mühim tesirleri olan kıymetli bir insandı. Güzel adamlar kervanının müstesna bir azasıydı.

Zaman geçti. Evleneceğim zaman kendisinden nikâh şahidim olmasını istedim. Kan bağı can bağı olan bir büyüğüm gibi şevkle kabul etti. Şeker hastalığının hayatını zorlaştırmasına dahi aldırmadan, istirahat etmesi gerekirken geldi ve o mutlu günümde şahidim olarak bana tarifi imkansız bir saadeti bahşetti.

Hayatın gailesi içinde artan mesuliyetlerin daralttığı dönemlerde de olsa irtibatımız sürdü. Tâ ki 28.08.2015 günü vefat ettiğini öğrenene kadar... Son vazifemi bizatihi giderek yapmak istedimse de kısmet olmadı. Bir kaç ay sonra Eyüp Sultan mezarlığında amcasının yanında bulunan kabrini ziyaret edebildim. Gönül adamlarının kabirleri de gönül okşarmış meğer...

Servet ağabey uçmağa varalı on yıl geçmiş... Hasreti ve yokluğu geçen zamana rağmen hâlâ çok taze... Mekânın cennet olsun ağabey! Rabbim cennetinde buluştursun bizi...

Şimdi Türk Edebiyatı Vakfını ziyaret ettikçe... Duvarlarda çınlayan sesinle avunmak kaldı bize... Çok şükür ki Kabaklı pınarının bereketi; Türk kültür, dil ve tarihine can katmaya devam ediyor. Kervan yolda... Çok şükür!