Çocuk olmak ne güzel... Pamuk şekeriyle yapış yapış olmuş yanaklarla kahkahalar atmak... Salıncakla kaydırak arasında kararsız kalıp tahterevallinin yolunu tutmak ne güzel...
Çocuk olmak ne güzel... Patlayan balonu veya bozulan oyuncağı için ağlamak... Ele avuca sığmadan safiyane çağlamak... Her nefesi en nihayet katışıksız sevgiye bağlamak ne güzel!
Çocuk olmak ne güzel... Ötelerden gelmiş olmanın saflığıyla, ötesini hesap etmeden çınlamak duvarlarda... Dudak bükmek bazen hak edilmiş azarlarda... Fasılasız şakımak aile ocağında... Anne baba kokusunu duyarak kaygısız uyumak... Büyümenin yoruculuğundan sıyrılıp, mana veremediklerini gönlünce renkten renge boyamak...
Çocuk olmak ne güzel... Endişe nedir bilmeden nefes alıp vermek... Naz makamında bütün sevimliliğiyle ipe un sermek... Bir gülüşle kışı bahara çevirmek... Takvim yapraklarını neşeyle devirmek ne güzel!
Çocuk olmak ne güzel! Büyümeyi bir şey zannederek imrenmek... Herşeyi ilk defa duymanın pürüzsüzlüğünde şaşa kalmak... Koşarken düşünce, acıyı erteleyip oyundan oyuna maya çalmak ne güzel!
Bir de... Gazze'de çocuk olmak var. Bombaların altüst ettiği hanesinde, can teslim etmiş anasına sarılıp, artık atmayan kalbine sokulmak... Seslendikçe cevapsız kalmanın korkuttuğu demlerde... Meleklerin avutuculuğunda ilk sabır lokmasını tatmak! Sığınacak hiçbir şeyin kalmadığı o anda yalnız Alemlerin Rabbine el uzatmak...
Gazze'de çocuk olmak... Babasının kucağında minicik bir mevta, şehadet şerbetini anne sütü niyetine içmek... Zulmün dikenli tellerle kaplı koridorlarından, hakiki yârin huzuruna geçmek... Peygamber aguşunda teselliyle şereflenip, şefaat bağından solmayan güller biçmek...
Gazze'de çocuk olmak... Daha üç aylık bile olmadan... Yürümeyi bırakın, emeklemeyi tecrübe etmemiş bacağından olmak... Kendine hüzünle bakan gözlere, imanın olgunlaştırdığı gözlerle cesurca bakmak... Teslim alınamayacağını zalimlerin yüreğine (o da varsa tabi!) korku salarak haykırmak!
Gazze'de çocuk olmak... Ana olmak... Baba olmak... Söze sığacak bir hâl değil... İmanın en saf libasını giymiş olmanın tarifi yapılamaz ki! Biz... Yüklendiğimiz vebalin verilmez hesabıyla nasıl yüzleşeceğiz? Yüzümüz de kalmadı.
Sezai Karakoç üstadın çığlığıyla susup, Ben Gurion zaliminin sorulan bir soruya "Kur'an'da anlatılan Müslümanlar gelsin o zaman düşünürüz..." dediği Müslümanlardan olmak için Yaradana dua edelim.
"Büyük Peygamberin haber verdiği gibi
Sen cezanı çekerken
En vahşi taşların arkasına saklansan bile
Taşlar olduğun yeri haber verecek
Çünkü sen taşı bile yakacak kadar kinlisin ey yahudi
Sana hiç bir zarar vermemiş bir ümmet için
Sıkıştığın her sefer seni kurtaran
Seni koruyan
Acımasından ötürü senin kendisine sığınmanı kabul eden
Kerim, cömert, mert bir ümmet için
İnsanlığın son ümidi bir ümmet için
En büyük kini duymaktasın
O fakir de olsa uludur
O mazlumdur
Sen onun ululuğunu ve mazlumluğunu, hakikat taşıyıcılığını kıskanıyorsun ey yahudi
Bir gün gelecek azgınlığın sona erecektir
Kutsal Kudüs kurtulacak
Mescid-i Aksayı bu ümmet altından ve zebercetten ve yakuttan
Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir
O gün Tanrının azabı senin için şiddetli olacaktır
Biz istesek bile seni ondan kurtaramıyacağız ey yahudi
Bize bu yapılanı yapan sen değilsin
Biz kendi cezamızı çekiyoruz
Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey yahudi
Sana yeryüzü lanet edecektir
Sana gökyüzü lanet edecektir ey yahudi
En kısa zamanda tövbe yolunu tutmazsan ey yahudi"