30.08.2021, 16:06

Zayıf Toplumların Ortak Özelliği: Öğrenilmiş çaresizlik

"Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz...." 
Behçet  NECATİGİL

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK NEDİR? 
Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir.

İnsanın yapabileceği bazı şeyleri yapamayacağına inanması, bir işi yapmaya teşebbüs ederken cesaretinin kırılması, kişinin başarısız olmasına neden olur. Kendine güvenini yitirdiği için de gelecekte de o işi başaramaz. 

 Sebepleri: 

 1. Aile. 

 Anneler, bir Pauline Einstein da siz olabilirsiniz. Ne dersiniz?
Çocuklara: “Sen bunu yapamazsın.”, “Bunu başaramazsın.” , “Sen kim onu yapmak kim.” , “Zaten sen bundan fazla ileri gidemezsin.” gibi cümleler kurmak çocuğun cesaretini kırar ve öz güven eksikliğine yol açar.

 Hepimiz Pauline Einstein’ın oğlu olan Albert Einstein’ı çok yakından tanıyoruz. Ama eminim Pauline Einstein olmasaydı dünya Einstein’ı tanıyor olmayacaktı. Albert Einstein ilkokuldayken öğretmeni annesine vermesi için onunla eve bir mektup gönderdi. Albert daha okumayı sökememişti, bu yüzden annesinden mektubu kendisine okumasını istedi. Oğluna mektubu okurken annesinin gözlerinden yaşlar döküldü. Annesi mektupta, Albert’a çok zeki olduğu için okuldaki öğretmenlerin yetersiz kaldığını, kendisinin ya başka bir okula gönderilmesi gerektiğini, ya da evde özel olarak eğitilmesi gerektiğini, yazdığını söyledi. Ona “sen dünyayı değiştirebilecek kadar çok zekisin ve farklısın” dedi.

Yıllar geçti, annesinin ölümünden sonra, Einstein annesinin geride kalmış eşyalarını ve kitapları karıştırırken, bir kitabın arasında yıllar önce öğretmeninin kendisinin çok zeki olduğunu yazdığı mektubu buldu. Artık okumayı biliyordu ve mektubu okudu. Mektupta hiç de annesinin okuduğu gibi kendisinin çok zeki olduğunu yazan bir şey yoktu. Aksine kendisi için aptal ve öğrenme problemleri olan bir çocuk olduğu, yapılabilecek hiçbir şeyin kalmadığı ve okulun onu artık kabul edemeyeceği yazılıydı. Hatta hiçbir zaman başarılı olamayacağı ve daha düşük seviyede olan çocukların gönderildiği başka bir okulu bile tavsiye etmiyordu. Albert bunları okuyunca gözlerinden ister istemez yaşlar döküldü. Ağlamasının nedeni öğretmeninin kendisi için yazdığı kötü şeyler değil, annesinin kendisi için duyduğu şevkat ve sabrı çok daha iyi anlıyor olmasıydı. 

 2. Sosyal Çevre. 
"Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."

Arkadaş çevresi kötü olan insanlar, bu kişiler ile dolaşıp aynı işleri yapmaktan bir süre sonra onlar gibi düşünmeye başlarlar.. İyi olanlar ise istisnalar hariç güzele doğru koşarlar...
 Dikkat.! 
 Çocuklarımız yada biz  kötü bir ortamda yetişiyorsak ve arkadaşlarımız kötü davranışlarda bulunuyorsa kararma yüzdeliğimiz oldukça yüksek!

Kişinin içinde bulunduğu ortam onun hedefleri üzerinden oldukça etkilidir. Başarısız bir ortam ile iç içe olmak oldukça negatif sonuçlara sebep olur. Birlikte yola çıkılan lider,içinde bulunulan grup, çoğu zaman birlikte oturulup vakit geçirilen arkadaşlar, evlilik yapılan kişi.....
 Negatif sözler kişiyi aşağıya çeker.! 
Kimse yapamadı sen mi yapacaksın?
Kazanma ihtimalimiz yok.
Bu güç ile asla!
Bulduğun ile yetin.
Haram olmadan zengin olmak mümkün değil.
Çok konuşursan seni harcarlar......

 3. Eğitim Ortamı. 
 Anne- Baba kadar etkilidir eğitim alınan bireyler. Daha da ileri gideyim,çok daha fazla  etkilidir düşünce biçimi üzerinde  eğitim alınanlar ve eğitim ortamı. 

Öğretmenlerin hakkı asla ödenmez.

Öğretmen anne baba yarısıdır.

İdealist öğretmenin idealist öğrencisi olur.

Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenin eseridir.

Öğretmen, öğrencinin gülüşüne düşen ilk cemredir.

Ağaç ve öğretmen meyvesi ile tanınır. 
Fars atasözü

Öğretmen bilgiyi ilmek ilmek işleyen bir sanatkârdır.

Öğretmen, geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur.

Öğretmenlik her şeyden evvel bir tanrı sanatıdır. Platon

 ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK İLE İLGİLİ DENEYLER: 
 • Zıplayamayan Pireler: 
Boyları ile zıplama becerileri karşılaştırılğında Pirelerin  mükemmel bir zıplama yeteneği vardır. Bize göre 50 cm küçük olsa bile bir atın boyu ile karşılaştırdığımızda,atın Eyfel Kulesinin tepesine zıplaması ile eşdeğerdir.
 Pirenin ne kadar zıpladığını ölçerler ve 50 cm zıpladığını görürler. Pireyi yüksekliği 30 cm olan cam kavanoza koyarlar. Kavanozun ağzını kapatırlar. Kavanozun altından ısıtırlar. Pire ısındıkça zıplar ve zıpladıkça kapağa çarpar. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 cm sıçrar, düşer. Ama kapağa çarpmaz. Pire bunu alışkanlık haline getirdikten sonra kavanozun kapağını açarlar. Pire hala 29 cm sıçrıyor. Halbuki eskiden 50 cm sıçrardı. Pire bu deneyle 29 cm’ den fazla sıçrayamayacağını öğrenmiştir.

 •Filler Nasıl Eğitilir? 
Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri hayvan kaçmaya çalışır ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir...

 "Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz...."
Behçet  NECATİGİL

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@