Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) grup toplantısında, iç ve dış politikaya ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak net Mekke İttifakı mesajı verdi.

Eyüpsultan Belediyesi başkanvekilliği seçiminde kazanan belli oldu
Eyüpsultan Belediyesi başkanvekilliği seçiminde kazanan belli oldu
İçeriği Görüntüle

"TÜRK MİLLETİ KARARINDAN GERİ DÖNMEYECEKTİR"
Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:

"Milletimizin özgün iradesiyle tesis edilmekte olan terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge girişimi, Türkiye asımlarını ve bölgede hakimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken, tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye'yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır. Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse, yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabotaj etmek isteyenler de yine devrededir. Peşinen söylemeliyim: Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.

Aynı zamanda terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimleri de bahane edilerek devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma, hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söylenenler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır.

"SALDIRILARA GÖZ YUMAMAYIZ"
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kabe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız, sessiz kalamayız, tahammül göstermeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır. Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkanları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır.

"SUUDİ ARABİSTAN'A HER TÜRLÜ ASKERİ DESTEK VERİLMELİ"
Mekke ittifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askeri desteğin verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır. Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Sivillere ve sivil altyapıya saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil ettiği açıktır.

"HİÇBİR EYLEM MARUZ GÖRÜLEMEYECEKTİR"
Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye atmakla, uluslararası ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi riskler doğurmaktadır. Orta Doğu'nun içinde bulunduğu bu zor dönemde bölge ülkeler arasındaki husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin hayatına mal olacak hiçbir eylem maruz görülemeyecektir. Hangi gerekçeyle gerçekleştirilirse gerçekleştirirsin, sivillere hedef alan saldırılar hiçbir surette meşru görülemeyecektir.

Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında Türkiye-Mekke olarak savunma anlaşmasından kaynaklanan taahhütlerine bağlı kalarak ve İslam aleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir. Hatırlatmak isterim ki ecdadımız yıllarca Hâdimü'l-Haremeyn ile şereflenmiştir. Fahrettin Paşa'nın dillere destan Medine müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir. Öyle ki peygamber ocağında pişen kahraman Türk askeri Mehmetçik unvanını bu topraklarda almıştır.

"KARDEŞ KAVGASI DERHAL SON BULMALI"
Hamdolsun kutsal topraklarımıza dönük inancımız da, imanımız da, kararlılığımız da milletimizin kalbinde, devletimizin kurumsallığında ve kudretinde hiç eksilmemiştir ve diridir. Temennimiz, Husilerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen'de kalıcı bir siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel ihtilafların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesidir. Bölgedeki herkes iktidar içerisinde hareket etmeli, aklıselimden şaşmamalıdır. Daha fazla Müslüman kanı akmamalı, tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında yaşayabilmelidir. Mezhep farklılıklarını çatışmanın gerekçesi haline getiren, Müslüman toplumları birbirine düşüren ve bölgenin kaynaklarını savaşlarda tüketenlere, nifak tohumları ekenlere, 'kardeş kavgası çıksın' diye Tel Aviv'de el ovuşturanlara karşı müşterek bir duruş sergilenmelidir. İslam dünyası bir ve bütün olmalı, kardeş kavgası derhal son bulmalıdır.

"BÖLGE İÇİN BÜYÜK TEHDİT, SOYKIRIMCI İSRAİL'DİR"
Parti olarak arzumuz bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu itiraflarını müzakereyle çözdüğü, ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyasıdır. Böylesi bir Orta Doğu hayalinin önündeki en büyük engel, bölge ve insanlık için büyük tehdit olan siyonist, soykırımcı İsrail'dir. Nitekim 27 Ekim'de bir seçime gidecek olan İsrail'de, Netanyahu'nun izlediği soykırım politikası Gazze'yi tüketmekte yok edici çirkef adımlar Batı Şeria'da atılmakta, hatta Suriye topraklarının bütününde de yer yer sürmektedir. Asrımıza yakışmayan İnsanlığın yüz karası manzaralar uluslararası kurumların ve tüm dünyanın gözünün önünde sergilenmeye maalesef devam edilmektedir.

YUNANİSTAN VE GKRY'YE SERT TEPKİ
Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail'e yakınlaşarak kendisini daha güçlü ve güvenli hissedeceğini zannetmesi, Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki halk ve menfaatlerine dönük ihlallere dur dediğimizde İsrail'in kendisini koruyabileceğini umması tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı anlamına gelecektir. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen elektrik bağlantısı projesi deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafların yeniden gündeme taşımıştır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın proje desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi meselenin uluslararası boyutunu da ortaya koymaktadır. Türkiye'nin güzergaha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutum ortadayken üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır.

"HANGİ SİLAHLARI ALIRSA ALSINLAR KENDİSİNİ GÜVENDE HİSSEDEMEZLER"
Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa ve barış istiyorsa, bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır. Yunanistan, Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanımadıkça kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşmayı imzalarsa imzalasın ve hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır. Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına sığınmasını bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir bir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmaması kendilerine tavsiye ederiz. Bizim arzumuz ve tercihimiz Yunan-Rum ekseninin gereksiz husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasiyle sorunlarını çözme iradesi sergilemesidir. Atina'daki acemi siyasetçiler, Türkiye'nin besleyeceği saygı ve dostluğun İsrail'in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık idrak etmelidir.

Uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarımıza yönelik bazı saldırılarla beraber ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, milletimizi kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimler eş zamanlı devam etmektedir. Türkiye güçlendikçe, kardeşliğini pekiştirdikçe, huzurumuzu sabote etmeye yönelik fitne ve nifak da yaygınlaşmakta, Türkiye hasımlarıyla birlikte içerideki taşeronlar da hareketlenmektedir. Devlet-millet dayanışması oluştukça, geleceğin güçlü Türkiye'sine yönelik ortak irade serpildikçe provokasyon girişimleri artmaktadır.

Türkiye, kamuda, siyasette ve diğer birçok alanda arınma ve aklanma dönemindedir. Köklü sorunlarını çözüme kavuşturabileceği uygun bir iklimdedir. Bununla beraber yapılan operasyonları, devletin kamu menfaatlerini istismara yönelik hukuksuzlukları, açığa çıkarma yolunda attığı adımları yeni bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecinde çekmek bir kısım siyaset ve medya aracılığıyla sosyal hareketlilik oluşturmak arzusu da dikkat çekmektedir.

"YETİM HAKKINA EL UZATANLARIN MASUMLAŞTIRILMASINA FIRSAT VERİLMEMELİ"
Türkiye, yükselme, milli birlik ve kardeşlikle buluşma evresindeyken, içeriden ve dışarıdan toplumu tahrik edici olaylar karşısında tüm kurumlarıyla birlikte duyarlı ve hazır bulunuşluk içinde olmalıdır. Belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlıkların ülke düzeyinde yayıldığı bir dönemde siyaset adına bunların üstünün örtülmesine yahut olduğundan farklı gösterilmek suretiyle kamu malına zarar verenlerin, yetim hakkına el uzatanların masumlaştırılmasına fırsat verilmemelidir.

"KURUMLARIMIZA VE TÜRK ADALETİNE GÜVENİYORUZ"
Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı. Türkiye her bakımdan gayri hukuki ve gayri ahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve hukuksuzluk hukuk önünde koruma görmemelidir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış bulunmaktadır. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.