Türkiye, emperyalizmin vekâlet aracı olan terörün zincirlerini büyük ölçüde parçaladı. Osmanlı’dan miras büyük düşünme ufku, Cumhurbaşkanımızın kararlı liderliği ve devlet aklının cesur hamleleriyle Türkiye tarihî bir eşiği aşıyor. İnşallah bu belanın son kırıntıları da çok yakında tarihin çöplüğüne gömülecek.

BÜYÜK DEVLETİN MÜHRÜ: PRANGALARI KIRIP “BÜYÜK DÜŞÜNME” CESARETİ

Değerli Kardeşlerim,

Bir devletin büyüklüğü, GSYİH (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) rakamlarında, tanklarının sayısında veya bayrağının gölgesinde aranan bir şey değildir. Gerçek büyüklük; kaos karşısında düzeni sağlayabilme kudreti, tehdit karşısında tereddütsüz duruş sergileme iradesi ve milletinin geleceği için zor olanı seçip ağır bedelleri göze alma cesaretidir.

Türkiye Cumhuriyeti bugün tam olarak bu eşiğin üzerindedir. Yıllardır omuzlarımıza yüklenen, büyümemizi yavaşlatan, enerjimizi tüketen ve bizi içe kapatmaya zorlayan o kirli prangayı—emperyalizmin vekâlet aracı olan terörü—kırma iradesi en güçlü dönemindedir.

Ve artık şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz:

“Elhamdülillah, Türkiye terör zincirini büyük ölçüde parçaladı; inşallah yakında bu belanın son kırıntılarını da tarihin çöplüğüne gömecektir.”

Osmanlı’dan Gelen Büyük Düşünme Damarı

Bugün Türkiye’nin büyük devlet aklıyla attığı her adım, aslında tarihimizin köklü bir medeniyet damarının yeniden harekete geçtiğinin işaretidir.

Osmanlı Devleti, üç kıtaya hükmettiği dönemlerde yalnızca toprak büyütmedi; zihin genişletti.

Büyük devlet olmanın gereğini, farklı inanç mensuplarını aynı adalet çatısı altında yaşatarak yerine getirdi.

Bugün hâlâ Balkanlar’da, Ortadoğu’da veya Anadolu’nun birçok köşesinde camilerle kiliselerin, sinagoglarla medreselerin yan yana durduğu yapılar, Osmanlı’nın “büyük düşünme ufku”nun sessiz tanıklarıdır.

Hatta Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan Dârü’l-Aceze, bu devlet aklının en somut nişanelerinden biridir.

Aynı çatı altında Müslümanların mescidi, Hristiyanların şapeli, Musevilerin havrası bulunuyordu.

Bu, Osmanlı’nın şu anlayışının ete kemiğe bürünmüş hâlidir:

“Her inanç insandır; her insan bu devletin güvenliğindedir.”

Osmanlı’nın büyüklüğü yalnızca ordusundan gelmedi; farklılıkları kaos değil, düzen üreten bir medeniyet aklına dönüştürmesinden geldi.

Bugün Türkiye’nin yeniden büyük devlet refleksiyle hareket edebilmesi, işte bu tarihî damar ile doğrudan bağlantılıdır.

Amerika'nın Sırrı: Özgürlük Alanı ve Büyük Düşünce

Tarihin büyük devletlerine bakınız… Hiçbiri yalnızca silah zoruyla yükselmedi.

ABD bunun en çarpıcı örneğidir. Kurucu kadrolar, önce düşüncenin, girişimin ve özgürlüğün önünü açtı. New York Limanı’ndaki Özgürlük Anıtı aslında tüm dünyaya şu mesajı iletiyordu:

“Buraya gelin; size en büyük sermayeyi, yani özgürce düşünme ve üretme hakkını verelim.”

ABD’nin bu özgürlükçü ve reformcu stratejisi, dünyanın en parlak zihinlerini kendine çekti ve okyanus ötesi bir güç doğurdu.

Türkiye’nin Prangası: Emperyalizmin Ayar Mekanizması

Bizim hikâyemiz ise farklı bir sınavla başladı.

Türkiye ne zaman sıçrama yapmak istese, ne zaman başını kaldırsa; karanlık odalarda dizayn edilen terör örgütleri devreye sokuldu. Bu yapılar hiçbir zaman bir avuç dağ kaçkınının örgütü olmadı; aksine emperyalist aklın Türkiye’yi diz çöktürmek için kullandığı vekâlet araçları oldu.

Bu prangayı kırmadan, Türkiye’nin ne ekonomik büyümesini sürdürmesi ne de bölgede hakkını alması mümkündü.

Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bahçeli İnisiyatifi: Büyük Devlet Aklının Kararı

Tam bu noktada Türkiye'nin “Büyük Devlet” refleksi devreye girdi.

Cumhur İttifakı’nın liderleri, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Devlet Bahçeli, siyasi hesapları bir kenara bırakıp tarihî bir sorumluluğu üstlendiler. Bu, kişisel değil; devlet ölçeğinde bir riskti.

Devlet Bahçeli’nin Sözü: Meraktan Değil, Büyük Devlet Aklındandır

Devlet Bahçeli’nin yıllardır terör karşısında sergilediği net duruş, bir parti tavrından öte devlet aklının izdüşümüdür.

Son günlerde çok tartışılan sözü ise devlet aklının nasıl işlediğini göstermesi açısından son derece önemlidir:

Gerekirse üç arkadaşımı alır, İmralı’ya giderim.”

Bu cümle, asla bir “oturup konuşma hevesi” değildir.

Ne meraktan, ne ilgiden, ne de bir yakınlık hissinden kaynaklanır.

Bu söz;

“Düğüm neredeyse, devlet oraya iner; risk gerekliyse devlet alır; çözüm gerekiyorsa devlet masayı devirmesini de kurmasını da bilir.”

diyen büyük devlet cesaretinin ifadesidir.

Bahçeli bu cümleyle, terörü kökten bitirecek her türlü devlet hamlesinin yanında olduğunu ilan etmiştir.

Cumhurbaşkanımızın Tavrı

Cumhurbaşkanımızın terörü sınır ötesinde bitirme stratejisi, Türkiye’nin “izin verilen” bir ülke olmaktan çıkıp, kendi kaderini kendi çizen bir devlete dönüşmesinin en somut göstergesidir.

İHA/SİHA hamlesi, kararlılık ve sahadaki netlik; terörün Türkiye'yi rehin alamayacağını tüm dünyaya duyurmuştur.

Bu iki lider, siyasi maliyetleri göze alarak tarihin en zor dönemecinde “büyük düşünme cesareti”ni göstermiştir.

Prangaları Kıran Devletin Rotası

Bugün Türkiye, terörün köklerini kuruturken dünyaya çok net bir mesaj vermektedir:

“Benim istikametimi Washington’daki masa değil, Anadolu’daki irade belirler.”

· Büyük devlet olmak:

· sadece güçlü ordulara sahip olmak değildir,

· huzuru tesis ettikten sonra düşünceyi özgürleştirmek,

· bilime, üretime, gençliğe alan açmak,

· ve hepsinden önemlisi kimsenin boyunduruğu altına girmemektir.

Türkiye bugün en büyük iç engelini temizleyerek, büyük ekonomik, siyasal ve demokratik hamlelerin eşiğine gelmiştir.

Değerli Dostlarım,

Bugün bize düşen, bu kararlı devlet aklının yanında dimdik durmaktır.

Umutsuzluğa kapılmadan, korkmadan, büyük düşünerek ve büyük çalışarak Büyük Türkiye idealini gerçeğe dönüştürmektir.

Unutmayalım:

Büyük düşünce önce prangaları kırar; sonra milletine kanat takar!

Selam ve dua ile