“Kalem, sahibinin vicdanıdır” (Sezai Karakoç)

Değerli Kardeşlerim,

Bazı şeyler insanın hayatına planlayarak girmez. Yazmak da benim hayatıma öyle girdi. Bazen bir sıkıntı, bazen memleket derdi, bazen de insanın içine oturan bir haksızlık insanı kaleme yöneltiyor.

Kalemle ilk ciddi temasım, Türkiye’nin o zor 28 Şubat post modern darbe günlerinden sonra başladı. Muhterem Şevki Yılmaz hocamızın Almanya’ya hicret etmeye mecbur bırakıldığı o dönemlerde, dava adına verilen mücadelenin küçük bir ucundan tutmaya çalıştık. Hocamızın “Niçin Yargılıyorlar” ve “Sözümüz ve Yeminimiz Var” isimli kitaplarını yayına hazırlarken, ben de önsözlerini Necmeddin Hocaoğlu müstear ismiyle kaleme almıştım. O günlerde isimden çok davanın önemli olduğuna inanıyorduk.

Türkiye’ye döndükten sonra da yazmayı bırakmadım. Bazı yerel gazetelerde yine aynı isimle haftalık yazılar yazdım. Meğer kalem benim içimde yıllardır duran bir dostmuş. Bazen içimdeki sıkıntıyı, bazen memleket derdini, bazen de sevincimi onunla paylaşmışım.

Ama kendi ismimle yazmaya başlamamın ayrı bir hikâyesi var;

2025 yılında Çekmeköy Belediyesinde yaşanan bir olay beni çok etkiledi. Engelli çocuğu olan eski bir mesai arkadaşımızın işine son verilmişti. O gün gerçekten içim rahat etmedi. Çünkü mesele sadece iş meselesi değildi. Zaten hayatla mücadele eden bir ailenin yükünün daha da ağırlaşmasıydı.

İşte o gün kendi kendime, “Bir şey söylemezsem vicdanım rahat etmeyecek” dedim.

Ve belediye başkanına hitaben bir açık mektup kaleme alıp sosyal medyada paylaştım.

O mektup benim için önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü ilk defa kendi ismimle, açık açık bir haksızlığa itiraz ettim. O gün şunu daha iyi anladım. İnsan bazen konuşarak değil, yazarak daha güçlü ses çıkarabiliyor.

Sonrasında yazılarım habervakti.com sitesinde iktibas edilerek yayınlanmaya başlandı. Eylül 2025’ten bu yana yaklaşık dokuz aydır düzenli yazıyorum. Bugüne kadar doksanı aşkın yazı yazdım. Kimi zaman Gazze’yi yazdım, kimi zaman memleket meselelerini, kimi zaman da toplumun sessizce içinde taşıdığı yaraları.

Ben bu yazılarla dünyayı değiştirdiğimi düşünmüyorum. Ama insanın inandığı şeyleri söylemesi gerektiğine inanıyorum.

Bu süreçte, dualar edenler oldu, “Yazmaya devam et” diyenler oldu. Rabbim hepsinden razı olsun. Elbette “Bu işler sana mı kaldı?” diyenler de çıktı. Ama açık söyleyeyim, o sözler beni durdurmadı. Tam tersine daha fazla düşünmeme sebep oldu.

Bugün ise bu yolculukta yeni bir kapının önündeyim.

Dokuz aydır yazılarımı yayınlayan habervakti.com yöneticileri beni sitenin resmi yazar kadrosuna dahil edeceklerini söylediler. Çok mutlu oldum. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Doğrusu buna hem sevindim hem de düşündüm. Çünkü aynı yerde, her biri birbirinden kıymetli ve değerli Şevki Yılmaz, Ali Rıza Demircan ve Abdurrahman Dilipak gibi yıllarını bu işe vermiş büyüklerimizin bulunması, ister istemez insanın omzuna ağırlık yüklüyor.

Doğrusu bazen ben de kendi kendime soruyorum.

Benden yazar olur mu?

Çünkü ben bu yola “Yazar olayım” diye çıkmadım. İçimde birikenleri, gördüğüm haksızlıkları, memleket derdini paylaşmak istedim. Yazdıkça şunu gördüm. İnsan bazen konuşamayınca yazıyor. Bazen derdini en iyi kalem anlatıyor.

Yarın ne olur bilmiyorum. Bu yol nereye gider onu da bilmiyorum. Ama şunu biliyorum. İnsan inandığı şeyleri hiç söylemezse içinde bir yük oluşuyor. Ben de elimden geldiğince, kırmadan dökmeden, kimseyi incitmeden ama doğruları da eğip bükmeden yazmaya devam etmek istiyorum. Kendimde heyecan ve motivasyon buldukça, Hakkı ve Sabrı tavsiye etmeye ve bu çizgide yazmaya devam edeceğim inşallah. Dualarınızı beklerim. Eğer bir gün yazdığımız bir cümle bir gencin yüreğine dokunursa, bir insanın içini ferahlatırsa, bir mazlumun duasına vesile olursa bize de bu yeter.

Selam ve dualarımla.