Derin Gerçekler

BRICS+ zirvesi yapıldı. toplantıya kendi üyeleri dışında 15 ülke (TÜRKİYE, Bahreyn, Bangladeş, Belarus, Cezayir, Endonezya, Kazakistan, Küba, Laos, Moritanya, Nijerya, Tayland, Sri Lanka, Venezuela ve Vietnam) daha katıldı. Arjantin katılmayı reddetti.

Nihai bildiri yayınladı. İsrail kınandı, Filistin’e destek verildi. BM ve UCM’nin daha aktif olması istendi, çatışma bölgelerinde çatışmaların durdurulması çağrısı yapıldı, üyeler arasında Yerel para ile ticaret yapılmasına öncelik verilmesi istendi. “Uluslararası sistemden, DSÖ’den, TransHumanizm’den filan hiç söz edilmedi. Türkiye’nin üyeliği konusunda bir açıklama olmadı. Muhtemelen Türkiye-Rusya ilişkileri ve BRİCS+ konusunu Putin’le 18.00 de görüşen Fidan’ın görüşmesinden sonra netlik kazanacak. Ankara şimdilik NATO içinde AB ile beraber ama BRICS+’le dirsek temasında kalacak.

Dikkat edelim, büyük bir oyunla karşı karşıyayız. BRİCS+ uluslararası sistemin kendi alternatifini kendi örgütlemesinin yeni bir örneğinden başka bir şey değil.

Boykot olayının bile içini boşaltmak için ne lazımsa yapacaklar. Mesela merak ediyoruz, niye sigara ve ilaç markaları konusunda bir boykot gelişmiyor. Eczacılarımız bu konuda, EŞ DEĞER ilaç konusunda yeterli hassasiyete sahip mi? Bakın Deccal’in bu konuda iki silahı var; GIDA ve İLAÇ. DSÖ ve FAO’ya, FDA’ya dikkat... Onlar bizim zaaflarımızı biliyorlar. Hadi sigarayı bırakın. Kendinize zarar verirken düşmanınıza kurşun vermeyin. Mesela hani şu NAS olan RİBA konusunda bir hassasiyet vardı, ne oldu. Deccal’in “Finans kapital” CEPHESİNDEKİ “iki atlı”sından biri DOLAR, diğeri, hadi şu adını FAİZ’e çevirdikleri RİBA, bu konudaki hassasiyet de büyük ölçüde törpülendi. O 2 atlının 4 de yardımcısı var, FED, LİBOR, IMF, Dünya Bankası. Bunları boykot edebiliyor muyuz, yoksa borç almak için onların kapısına mı gidiyoruz? Öyle diyorduk değil mi, “Borç alan emir de alır”! Böyle diye diye iktidar oldu AK Parti. Bizim şu boykot işi de sonuçta garibanlara kaldı. Teknolojik ürünler konusunda ya da kozmetik, Moda ve tekstil ürünleri konusunda o hassasiyet nerede ise yok gibi.

Bir de, hangi deterjanı kullanırsanız kullanın, arkasında ya HENKEL vardır, ya da P&G.. Yani “yerli ve milli” işi biraz bu işin kandırmacası. Neden kimse Bor’dan yapılan dünyanın en masum deterjanını (!?) kullanmaz. DDB ve LAB’ı üretenler dünyayı en fazla kirleten ülkeler aslında, ama en çevreci (!?) de onlar. Bu işler böyledir. Laf ile verirler aleme binlerce nizamat, kural koyarlar, denetim sağlarlar, akıl verirler, ama kendileri ona uymazlar. O “yerli malı haftaları” geride kaldı. Lokalizm’den Glokalizm’e geçerken hoşumuza giden slogan “Yerelden evrensele”idi. Coğrafi işaretler ve kodlama derken, bir baktık, işin ucu Globalizm’e dayanmış. NACE Kodlarını kullandık da bunun bizim için ne anlama geldiğini bugün bile tam anlamış değiliz. Lokalizm’e geçerken de, Globalizme geçerken de AK Parti’yi kullandılar. Bu süreci yöneten uluslararası aktör MOSSAD’ın eski başkanı idi. Adamlar bunu örtülü birr şekilde değil, davul çala çale gelip yaptılar, siyasiler, bürokratlar, Akademi, Media, STK’nın alkışlarıyla. Bir Kurban kesip tekbir getirmediğimiz kaldı. Bugün de aynı şeyi, İKLİM, KARBON AYAK İZİ ile yapmıyorlar mı?, dün de CoVID,  mRNA konusunda da bu YALAN RÜZGARI’na yakamızı nasıl kaptırmıştık!? SIFIR ATIK da bugün aynı şekilde gündemde değil mi? Şeytan bizi bu yalanlarla aldatmasın diyoruz da, aldatılıyoruz işte. Bile bile LADES! Ağu’yu altın tas içre sunuyor, bu “ıslah edici” maskeli “bozguncular”, onu da BAL’a karıştırıp verince, ALTIN’ın ışıltısı başımızı döndürüyor ve  BAL TUZAĞIna düşüyoruz. Bize, COLA boykotunda, arkadan dolanıp, O zehirli içeceği, ZEMZEM, IHLAS, TURKA diye sunmadılar mı? Ve içti içimizden birileri.

İsrail’i boykot ediyoruz da, yediğiniz bir çok üründe olduğu gibi salçaların, o patateslerin, soğanların hibrit tohumları Made in İsrail değil mi? Ata tohumu “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” muameleleri görmüyor mu? Her şey onlar için “Sertifikalı tohumlar”, “sertifikalı depolar” Sonuç kendi toprağınızda yabancıların işçisi, taşeronu oluyorsunuz. Tohumunuzu onlar veriyor, “ilaç” diye zirai zehrini, fenni gübresini onlar veriyor, ürününüzü de sizden geri onlar alıyor ithalat yoluyla. Büyük ölçüde onların traktörünü kullanıyor, onların petrolünü alıyoruz. Ve tabi son kertede oltayı yutan balık yem istemiyor. Bakın, Adnan Oktar örneğinde olduğu gibi, bu sistem kendi rakibini kendi üretiyor. Bu anlamda BRİCS’e dikkat. LGBT+ gibi, giderek  renkli bir dünyaya benzeyen BIRICS+ Kapitalizmin kendine rakip olarak Sovyetleri üretmesi gibi bir oyun olmasın sakın. Bunlar soğuk savaş taktikleri. Ve biz bu oyunda dün NATO’nun ucuz askeri olmuştuk, bu günde BIRICS yolunda ilerliyoruz emin adımlarla. Uluslararası sistem kendi rakibini kendi üretir. Putin yeni bir BrettonWoods’dan söz ederken, bütün ulusal para sistemlerinin eş zamanlı olarak sonlandırılması fikrine gelmiş.

St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu'nda konuşan Putin bugün ABD'yi “sömürgeci hegamonik güç” olarak tanımlıyor ve ABD’nin "Dünya ekonomisi içinde ABD’nin en borçlu ülkesi olduğunu” söylüyor. Evet, ABD’nin “54,3 trilyon dolar borcu var". ABD sizden çalanların elindeki parayı bir şekilde kendi alıyor. Çalınan paranızın nereye gittiği belli. O yeşil kağıdın karşılığı yok ve ABD insanlık tarihinin en büyük dolandırıcısı olarak huzurlarınızda! Bilimi, sanatı, felsefesi, her şeyi bu çalınan paralarla satın alınan şeylerden ibaret. Putin, bundan sonraki süreçte masada kendisinin de olması gerektiğini söylüyor, ama bu durum GlobalReset projesinin temel mantığına aykırı. Putin daha önce 2022’de de dedi "ABD'de matbaa makinesini açtılar ve tüm para arzının %38'i olan 5,9 trilyon dolar bastılar. Kabaca önceki 40 yılda basılanların toplamı olan 2 yılda basıldı. Avro Bölgesinde de 2,5 trilyon avro basıldı" demişti. PravdaGaste bu gerçeği sosyal mediada şöyle dile getiriyordu 2023’de: “ABD Siyonist imparatorluğu zor durumda. Putin'in BRICS'i ve de-dolarizasyonu ile Çin’in politikası ABD’yi kötü etkiliyor. Artık  batı’nın hegamonik mutlu günler bitti. ABD dünyanın en borçlu ülkesi. 33 Trilyon dolar borç kıskacındalar ve bu gerçek uykularını kaçırıyor.. Karşılıksız para basıp duruyorlar ve dünyayı sömürmeye devam ediyorlar.. Bir savaş çıkartıp bu hesaplardan kurtulmak istiyorlar. Buldukları tek çare, tek çıkış yolu savaş” diye yazıyordu. Bu güne geldiğimizde Putin Küba’ya nükleer denizaltı göndermiş. Vay be! Desene de yeni bir Domuzluk var bu işi içinde. Domuzlar körfezi çıkartmasını hatırlayın..

GlobalReset denkleminde sistemin saçağını oluşturan ABD, İngiltere ve AB kendi içinde anlaşamıyor. Bu üç adresin içinde gizli Yahudi Lobisi de ayrı bir sorun kaynağı. İşin Teolojisi, Kehaneti, Ezoterizmi hepsi birbirine karıştı. İsrail kontrol edilemiyor ve Siyonist lobi bir emrivaki ile, büyük aktörleri zor durumda bırakırken, kendi içlerinde de kilitlenmiş durumdalar. İsrail, HABAT ve AGARTHA üzerinden Türkiye’yi kontrol ederek, KARAY ve HAZARA politikasını hayata geçirmek istiyor. AK Parti ve CHP’nin bugün en büyük açmazı bu aslında.

Batının Şeytan üçgeni, Çin ve Rusya’yı ufalayıp, hem batı üzerindeki baskılarından  ve tehdit unsuru olmaktan çıkartıp, hem de kendi kontrollerine almak istiyorlar. Bu ülkelerin sahip oldukları silah gücünün de imhası ayrı bir konu. Ama onlar da buna direniyorlar. BRİCS’i bir de bu gözle okumak lazım. CoVİD komplosu ABD+Çin işbirliği ile tezgahlanmadı mı? Bir yol bir kuşak İngiliz+Çin ortaklığı değil mi idi. Çin şimdi de Rusya ile BRİCS’in 2 as’ı!? Zaten Hindistan’ı İngiltere’den bağımsız düşünemezsiniz, Suudileri ve BAE’de ABD ve İngiltere’den bağımsız değil. Türkiye’ye “oltayı yutmuş balık” gözü ile bakıyorlar. ABD ve İngiltere ile hem NATO da beraber, hem de AB’nin, domuz ağılı kapısında malaklarını emziren anaç domuzu emmek için bekleyen uysal koyun örneğindeki gibi aday üyesi, BOP eş başkanı ABD ve İngiltere ile beraber. Yani BRİCS’de Türkiye’nin rolü İki blok arasında köprü rolü gibi sanki. Her iki blok için de  İslam kimliği, 3. Blokun kontrol edilmesi için bir araç. Çünkü her iki blokun da kontrol etmesi gereken bir İslam dünyası var. Ve zaten Ankara hem BOP, hem Dahlan, hep “Uluslararası sistemle uyum” konusunda, süreç içinde kendinden bekleneni fazlası ile yerine getiren bir ülke durumunda. Son İsrail Cumhurbaşkanının gelişi ile başlayan süreçte de Ankara “uygun adım politikası” izlemişti aslında. CoVID sürecinde batıdan “tam not” aldık. “İklim, Sıfır Atık performansı da, İstanbul sözleşmesi, Lanzarote” örneğinde olduğu gibi “Mükemmel”!?

Bakın, “rekabet içinde işbirliği ve diyalog” konusunu biz pek anlamıyoruz sanki. Bunu yapmaya çalışırken de işi yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz, Meral Akşener, Özgür Özel olayında olduğu gibi.. Çin ve Rusya BRİCS’le “ben buradayım” diye, güç gösteriyor. “Tehdit de ediyor” aslında. “Ben de masada olacağım ver bu işi birlikte yöneteceğiz” diyor. Tabi sorun “ulus devletlerin sonu” ise, siz kim oluyorsunuz diye sorarlar adama. Trump “ABD merkezdeki tek devlet olsun” diyor. Ama Globalistler, din, ahlak, hukuk, devleti bırakın “Tarihin sonu”nda ”Son insan”dan söz ediyor. “Biyolojik insanın sonunda insanın yerini SİBORGlar alacak. Onlar da 25 dakikalık şehirlerde yaşayacak NEOM gibi CyberCity’lerde. Onlar Nesneler arası İletişim’in NESNE’si olacak. SIFIR ATIK projesinin sonunda, arıtılmış şekilde kendi dışkısını yiyen, kendi sidiğini içen GENDER diye tanımlanan GENOM bir BİREY’den söz ediyoruz. Bizim siyasiler, bürokratlar, hatta akademisyenler, bu asimetrik savaş taktikleri konusunu pek bilmezler. En iyi bildikleri şey, Uluslararası sistemle uyum içinde günü kurtarmaya yönelik, algı oluşturmak. Toplum mühendisliği yani, “ol mahiler ki, derya içeridir de deryayı bilmezler hesabı” onların ağızları halka duymak istedikleri şeyleri söylerken, ayakları uluslararası sistemin gitti yöne gidecek.

Hakan Fidan’ın Doğu Türkistan ziyareti, Çin ziyaretinden ve BRİCS’den daha fazla gündem olmadı mı? Bu işler böyledir. Sahi, bu süreçle ilgili bizim stratejik düşünce kulüpleri neden ciddi bir forum düzenlemezler. CoVIDİklim, Karbon ayak izi konusunda neden   İsrail savaş uçaklarına Konya’da eğitim uçuşu yapma izni verdiğiniz gün, İsrail’i sert bir şekilde kınayan bir açıklama her zaman işe yaramıştır. Bakın, bildiklerinizi (size ezberletilenleri) unutun. Din, tarih, gelecek tasavvuru, dünya gerçekleri bildiğimiz gibi değil. Ne Anadolu’nun Fethi, ne İstanbul’un Fethi, ne Çanakkale, ne kurtuluş savaşı, dünkü darbeleri geçtim ne 28 Şubat, ne 15 Temmuz bize anlatıldığı gibi değil. Faili Meçhuller ülkesi olduk. Adına Derin devlet dedikleri, “siyaset mafiası”ndan kimse hesap soramıyor. Bir çok çok kişinin bildiği bir sır olarak kalıyor. Yalan serbest, gerçeği söylemek suç hala belli konularda. Din’in siyaset ve cemaat üzerinden ne hallere getirildiğini görmediniz mi?

Birileri hala, tanklarla orduların ülkemizi işgal edeceği korkusunu taşıyor. Aslında bir savaşın içindeyiz. Beynimiz, kalbimiz, midemiz işgal edildi. Partileriniz ele geçirildi, Tarikat’larınızın ruhu kayboldu, canlı cesede döndürüldü. Sadece Siyasetiniz ve bürokrasiniz, yasama, yürütme, yargı üzerinde yaşananlar değil, Media’nız, Sermayedarlarınız, Bilim adamlarınız, STK’larınız, Sermaye sahipleri, Kanaat önderleri savrulup gitmediler mi? İnsanlar neye, kime inanacağını şaşırdı. Kendi öz yurdunuzda parya muamelesi gördüğünüzün farkın da değil misiniz?

Gelin, övünmeyi-dövünmeyi, kafamızı kiraya vermeyi bırakalım. Sözü dinleyelim doğru söze EVET diyelim, YALAN ve YANLIŞ’a hayır diyelim. Aynı şey bir İŞ için de geçerli. Sureti Haktan gözüken, Doğruya yanlış katan münafıklar konusunda Feraset sahibi olalım. İstişare ve şuradan ayılmayalım. Öfkeden uzak duralım. Sabırlı olalım. Taraftarlık yok. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı. Zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa. Bakın o zaman Allah’ın yardımı bize ulaşacak. O zalimlerin yakın çevresindeki akıl ve vicdan sahipleri bize gelecekler. Dini, Mezhebi, ideolojik, politik kanaat farklılıklarına dayalı düşmanlıklar üzerinden bir yere varamazsınız. Yoksa kaçtığınızı sandığınız şeye doğru koşarsınız. “Gideceği yeri bilmeyen bir kaptana hiçbir rüzgar fayda sağlamaz”. Bu konuda “Türkiye yüzyılı”, İHA, SİHA’lardan önce ROTAmızın belli olması gerek. Siyasi geleceğini “Uluslararası sistem” Şahsi çıkarlarını Finans Kapitalin çıkarlarda arayan bir anlayış ve kadrolarla bir yere gidemezsiniz, sadece “müstevlilerin siyasi emellerine alet olursunuz. Bir Müslüman için “yol O’nun, varlık Onun, erişi hep angarya”. Daha fazla yüzüstü sürünmek istemiyorsanız, “durun kalabalıklar, bu sokak çıkmaz sokak”. Yüzünüzü Allah’a, resulüne ve kitaba dönün. Çözüm demiştiniz değil mi, artık bir karar verin, siz kimsiniz, nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz? Dikkat: sizi kovalayanlarla, kucağını açıp bekleyenler aynı Şeytanın dostları olabilir. Daha fazlası içinse “dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım”. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”!

Selam ve dua ile.