“Ahidlerine sadık kalan müminler”den olacak mıyız bakalım. Umarım DİB bu konuda yetkilileri uyarmıştır ya da onlar DİB’e danışmışlardır. Yoksa Diyanet; apartman/site yönetim şirketi gibi bir cami yönetim kurumu değil. Bir de hafız İçişleri Bakanımız uyarmıştır herhalde. Çünkü Allah’ın ona yüklediği görev ve sorumluluk, atamasını yapan zatın kendini atadığı görevin yüklediği sorumluluktan önce gelir. Onlar bu uyarıyı yapmamışlarsa bu sorumluluğun altından kalkamazlar. Onlar “kalu bela zamanı”nda, “elestü bezmi”nde verdikleri sözün kendilerine yüklediği emanetin farkında olmaları gerekir. Ezberlediği kitapta öyle yazıyor: “Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir”, “Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözetenlerdir.”
Ne olur ne olmaz, ben hafız olmasam da elhamdülillah, beynelmüslimin “Müslümanlardan biri olan” bir kişi olarak bazı hatırlatmalarda bulunayım:
Hûd 113: “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!”
Ahzâb 1: “Ey Peygamber! Allah’tan sakın, kâfirlere ve münafıklara itaat etme...”
Âl-i İmrân 139: “Gevşemeyin, üzülmeyin; inanıyorsanız üstünsünüz.” (...) (173) (İnsanlar) “Size karşı büyük bir ordu toplandı, korkun” dediklerinde imanları arttı ve şöyle dediler: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”
Yûnus 106: “Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma! Eğer bunu yaparsan, şüphesiz sen de zalimlerden olursun.” (Bu bir put ya da ilahlık ve rablik iddiasında olan ve putlaştırılan global bir güce sahip bir lider ya da ülke olabilir mi?)
Habervakti misafir yazarlarından Cedide Köprülü’ye göre “herkes aynı masada, kimse aynı dünyada yaşamıyor”. Ona göre “32 başkent, aynı koordinata baktığında aynı tehdidi görebiliyorsa gerçekten ittifak vardır. Göremiyorsa elinizde sadece aynı yöne hizalanmış 32 ayrı duvar kalır. Ki buna ittifak değil, ancak konjonktürel bir tesadüf denir. Konjonktürel bir araya gelme / bir arada durma hâli!” söz konusudur. Köprülü’ye göre “Bugün Ankara'daki masada fiziksel bir kalabalık var ama zihinsel bir ıssızlık hüküm sürüyor. Her üye ülke, kendi millî hikâyesine, kendi konforlu korku odasına geri çekiliyor.” Evet, evet, bugün Ankara’daki masada herkes fiziksel olarak mevcut; ancak zihnen herkes, kendi inşa ettiği duvarın ardına çekilmekle meşgul. Köprülü bu durumu “Tam burada, diplomasi masasının tam ortasına, klinik bir kavramı sürmek istiyorum: Şizoid Jeopolitik” şeklinde tanımlıyor.
Emekli Amiral Gürdeniz’e göre ise “NATO’nun asker papazları” ve “Orta Doğu NATO’su” konusunda “NATO Türkiye için güvenlik değil risk üretmektedir” dedi, “NATO’nun stratejik yönelimi ile İsrail’in güvenliği arasında derin bir bağ olduğu”nu hatırlattı. Bana göre de İslam NATO’su ya da Orta Doğu NATO’su yeni bir CENTO macerası olursa bir fecaat olur. Rusya’yı, Çin’i gösterip NATO’ya razı etmek; NATO’yu gösterip Rusya’ya ve Çin’e razı etmek, aslında aynı yanlışın iki yüzünden başka bir şey değil. Halil Mert de NATO için “NATO güvenlik sağlamıyor, tehdit oluşturuyor. Burada şu aklımızdan hiç çıkmasın: NATO'nun patronu kim olursa olsun, manevi babası ya da öz evladı İsrail’dir, üvey evladı ise Türkiye...”
Ve beklenen buluşma gerçekleşti. İlk gün öğleye kadar önemli bir gelişme yaşanmadı. Karşılama törenleri, açılış vesaire rutin işler oldu. Sabahki konular; savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayisi forumu ve Ukrayna’nın güvenliği ve tabii Rusya tehdidi gibi konular konuşuldu. Zelenski akşam yemeğine katılacakmış. Sürpriz bir açıklama yok.
Zirvenin rutin gündemini ve konuşulan konuları zaten ajanslar geçti. Bana göre bu zirve daha başlamadan toplumda teolojik, politik ve sosyal bir travmaya sebep oldu. Bu abartılı hazırlık, NATO’cu çevrelerde bile olumsuz karşılandı. Çünkü sağı ile solu ile bu kadar ekonomik kriz söz konusu iken böyle bir karşılama toplumun şuur altında olumsuz tedailer yapacaktır.
Zaten zirve öncesi yapılan açıklamalar toplumsal hafızayı fazlası ile irite etmişken bir de bu karşılama ve protestocuların engellenmesi, birilerinin cüret ve cesaretinin artmasına sebep olacaktır.
Neyse, olan oldu. İnşallah iklim konferansı için bu durum bize ders olsun. Hatırlatalım ki haddinden fazla mübalağa gayedeki hikmeti yok eder. Şecaat arz edeyim derken yapılan iş geri teper. “İtibardan tasarruf edilmez” diye yapılan işler aslında bu işin sahiplerine fayda değil, zarar veriyor.
Neyse, olan oldu. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah (cc) bilir. Görelim Mevlam neyler. Biz üzerimize düşeni yapalım ve sonra Allah’a tevekkül edelim. Allah (cc) bir kapıyı kapatıyorsa ya bizi bilmediğimiz bir musibetten koruyordur ya da bizim için daha iyisini hazırlıyordur. Dua edelim ki bize hakkı hak, bâtılı bâtıl görelim ve hakta toplanalım. Allah’tan nimet verdiklerinin yoluna iletmesini dileyelim, gazaba uğrayanların değil.
Bilelim ki ihtirasla istediğimiz her şey bizim için zor bir imtihana / fitneye sebep olabilir. Şüphesiz, hiçbir kimse, dünyada olup bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Bu dünyada yapıp yapmadıklarımız, söyleyip söylemediklerimizle ya cennete ya da cehenneme doğru yola çıkacağız demektir. Acele etmeyelim. “Acele işe şeytan karışır.” Her şeyin bir vakti, bir eceli vardır. Ve her zorluktan sonra bir kolaylık, her kolaylıktan sonra bir zorluk vardır. Allah’ın rızasını kazananların Allah ömürlerini bereketlendirir ve işlerini kolaylaştırır. Ötekilerin ise işlerini sarp dağlara sardırır, üstlerine pislik yağdırır.
NATO zirvesinde bakalım “kiramen kâtibin” neyi not edecek. Kimin aklından ve kalbinden ne geçiyor, kim sağır odalarda ya da şifreli telefonlarla ne konuşuyor, din günü hepsi ortaya çıkacak. Dilerim biz yüzü gülenlerden olalım. Tabii bugün ona göre davranalım. Bu hadiseler karşısında bizim durduğumuz yer Allah indindeki yerimizi belirleyecektir. Korkaklar, hainler, haksızlıklar karşısında susup güçlülere yanaşanlar yok mu; onların varacağı yer ne kötü bir yerdir.
“Ankara Ankara olalı herhalde böyle bir şey görmedi”!? Bu kadar insin şeytanı, böylesine Şeytani planlarla daha önce şehrimize gelmediler. Trump 1000 arkadaşı ile birlikte geliyor!
Birtakım kardeşlerimiz bu işe çok kızıyor da bırakalım yapsınlar. Birileri nasıl cennete ya da cehenneme gidecek. Gördük ki söylesek de bir söylemesek de gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar, kalpleri var hissetmiyorlar. Bizimkilerin yanına gelince “Sizi anlıyoruz, biz ıslah edicileriz, aranızı bulmaya çalışıyoruz” filan diyorlar; dostları ile baş başa kalınca bizi oyaladıklarını söylüyorlar. Öfkelenmeyelim ve sabırlı olalım. Kitap bize “Öfkeni yut” der. Çünkü “öfkeyle kalkan zararla oturur”. Öfke de aşk gibi aklı zail eder. Sabırlı olacağız. Olan hayır da olsa, şer de olsa bu Allah’ın (cc) iradesi içinde olan bir şeydir. Sonunda Allah’ın rızasına tâbi olanlar kazanacaktır!
Koluna “Kâfir” yazdıran siyasilerden ve onların dostlarından uzak duralım.
Biz nasıl biyolojik cinsiyetimiz kimliklerimizden silinip “toplumsal cinsiyet” diye bir fitne başımıza bela edildi ise, bugün de birlikte hareket ettiğimiz uluslararası sistem ve ittifaklar, “tek dünya, tek aile ve tek gelecek sloganı” ile İbrahim buluşmaları perdesi altında halkımızın alametifarikası olan ne varsa onu elimizden almak istemektedir. 19. yüzyıl, 20. yüzyıl bir arayışla geçti. Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak/çağdaşlaşmak arayışı bitmeden bugün düne ait kavram ve kurumların değerini, anlamını kaybettiği bir zamanda yine Türkleşmek, İslamlaşmak, çağdaşlaşmak tartışmaları ile kaybedecek bir zamanımız yoktur. 19. yüzyıl sonlarında, savaş yıllarında, kapitalizmin, komünizmin, faşizmin gölgesinde şekillenen kavramlar ve kurumlarla 21. yüzyılı açıklamak ve yeni bir medeniyet inşa etmemiz mümkün değildir. “Bizim Rabia’mız”, “Rabia direnişi”nin devamı değil, sonu oldu!
Milletçe tövbe edip Hilfü'l-Fudûl’de olduğu gibi akıl, erdem ve ahlak temelli bir toplum, bir medeniyet inşa etmemiz gerek. İthal kavram ve kurumlarla medeniyet inşa edilmiyor. Yeni bir medeniyet inşa etmek; yol, köprü inşa etmekten, İHA-SİHA üretmekten, ekonomi ve sanayiden ibaret bir şey değildir.
Bakın, hep onları eleştirmekle bir yere varamayız. Bizim bir şeyler yapmamız gerek. Onlar kendi aralarında Yüzyıl Savaşları yaptılar ve bugün buraya geldiler. Biz Müslümanız, ama peki niye bir araya gelemiyoruz? (Âl-i İmrân 103)’te Allah şöyle buyurmadı mı? “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” “La ilahe” demeden Müslüman olunmaz da böyle durup susarsak da Müslüman olunmaz. “İllallah” da diyeceğiz. Allah’a (cc) adanmış bir çözüm ortaya koyacağız. Ortak bir tehdit karşısında D-8 ülkeleri bir araya gelemezler mi? 1.2 milyar nüfusları var. Batılılar kadar da mı aramızda bir bağ yok? Onlar Katolik’i, Protestan’ı, ateisti anlaşıyor ama biz imamesi kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın olduk. Hiç olmaz ise ortak tehditlere karşı birlik olalım. Ama sanırım bizim önce yeniden Müslüman olmamız gerek. Allah’a ve ahiret gününe, kadere, rızka ve ecele imanımızı tazelememiz gerek. “Hasbünallah” dememiz gerek, “Mekerallahu” dememiz gerek.
İslamofobi, bu NATO ülkelerinin İslam ve Müslümanlığını anlatmak için kullanılan bir kavram değil mi? Soğuk Savaş, darbeler, terör, FETÖ, BÇG bunların işi değil miydi?
Hakta toplanmayacaksak bırakın dağınık kalsın. Allah’ın hükmü gelene kadar sabırla direnelim. Bizi gören, duyan, bilen kâinat ölçeğinde hüküm sahibi, Kadîr-i Mutlak / mutlak iktidar sahibi, kadere, rızka ve ecele hükmeden, dilediğinde bukağılı şeytanları mabedin inşasında işçi olarak çalıştıran biri var; o zaman ne gam! Hani, vekil ve koruyucu olarak O yeterdi. Hani ecelimizden önce ya da sonra ölmeyecek, rızkımızdan az ya da çok yemeyecektik. Hani kaderimizden başka bir kaderimiz yoktu!
“Hep beraber Allah'a tövbe edin ey müminler ki felaha/kurtuluşa eresiniz” (Nur Suresi 31). “La havle vela guvvete illa billah! / Allah’tan başka ne bir kuvvet ne de bir kudret vardır.” Şeytan da NATO da Allah’ın (cc) iradesine bağlıdır. Hayır da şer de Onun iradesi içindedir. Biz Allah’ın (cc) rızasına talip olalım. Nefsini kınayan, hatalarından tövbe istiğfar edenlere ve onların dostlarına, “Ahidlerine sadık kalan müminler”e selam ve dua ile...