“Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” (Nisa 139)
İnsin de şeytanları vardır, cinin de! İnsin şeytanı asıl şeytanı imrendirir, kıskandırır. Aşağıdaki âyet, Beni Nadir Yahudilerinin durumunu anlatır. Onlar, kendilerinden kısa süre önce aynı hatayı yapan Beni Kaynuka kabilesi veya Bedir’de yenilen müşrikler gibi, ihanetlerinin cezasını çekeceklerdir. Dünyada yaptıklarının kötü sonucunu tadacaklar, ahirette ise acı bir azap onları beklemektedir. (Haşr 16): (Münafıkların durumu) Şeytanın durumu gibidir: İnsana “İnkâr et!” der. İnsan inkâr edince de: “Ben senden uzağım. Gerçekten ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” der.
Bedir Savaşı sırasında (Enfal 48): Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve “Bugün artık insanlardan size galip gelecek kimse yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. İki topluluk karşı karşıya gelince ise topukları üzerinde gerisin geriye dönmüş ve “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyleri (melekleri) görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah’ın azabı ise çok şiddetlidir.” demişti. Din kardeşlerinizi bırakıp kâfirleri dost, veli, yol arkadaşı edinmeyin. Onlarla birlikte ya da onların ayak izlerinden yürümeyin. Bu, onlarla stratejik ortak olmayın anlamına da gelir. Çünkü strateji, ordu yönetmek, ordu komutanlığı sanatı gibi anlamlara gelir. Münafıklardan da uzak durun. Bilirseniz, Trump, Biden size dost olmadığı gibi Bush, Clinton, Obama da dostunuz değildi. Onlarla aynı yöne doğru aynı yolda yürümemelisiniz. Bunlar Firavunların, Nemrutların, Belamların, Şeddatların, Karunların, Ebu Leheblerin, Ebu Cehillerin davasını güdüyorlar. Bunların dostu olan VIP ve CIP'ler de aynı günahın ortaklarıdır.
O zaman ben size, NATO zirvesinden önce sorarım: “Bugün Trump sizin dostunuz, stratejik ortağınızsa, bana söyler misiniz düşmanınız kim, komutanınız kim?” Trump’ın komutasında kimle savaşacaksınız, Trump’ın komutasında Gazze’de nasıl bir barış için görev bekliyorsunuz? Merak ediyorsanız açıp bakın sözlüklere stratejinin etimolojik açıdan kök anlamı neymiş! Tabii NATO zirvesi sonrası biz bunlarla birlikte Rusya’ya karşı savaşa sokulacaksak kimse bunun hesabını bu dünyada da veremez, ahirette de. NATO içine İsrail kaçmış bir Haçlı ittifakıdır.
Trump’ın övmesine Siyonistlerin sövmesine bakmayın. Trump da Evangelik Siyonist. İsrail Parlamento Başkanı Mickey Levi 2015’te Rûdaw’a konuşmuş ve demişti ki: “Kürdistan’ın bağımsız bir ülke olacağına olan inancımı koruyorum. Ve bunun için yoğun lobi çalışması yapmamız gerektiğini düşünüyorum.” Bunlar böyledir, Trump’ın Rahip Brunson konusunda nasıl ağzını bozduğunu, tehditler savurduğunu hatırlayın. Onlar “iyi polis - kötü polis”çilik oynuyorlar. Ya da tavşana kaç, tazıya tut oyunu. Bir ömür boyu Soğuk Savaş'ta bu oyun oynandı ülkemizde ama hâlâ akıllanmadık. Bu oyunu görmedik. Bu dehşetli bir akıl tutulmasıdır. Bu oyunun asıl adı “Fil Avcılığı”! O kocaman fili çöllerde yakalayıp nasıl taşıyacak ve nasıl ehlileştirecek ve sirklerde palyaçolarının oyun arkadaşı yapacaksınız?
Hikâye şöyle: Fil çok güçlü ve büyük. Yaralayarak avlarsanız tedavisi zor. Önce sütten kesilmiş, artık anne bağımlılığı bitmiş genç bir fil bulmanız gerek. Sonra fillerin sık kullandıkları bir güzergâh bulup, yol kenarına bir tuzak kazmanız gerek. Fillerin diz eklemleri çok hareketli olmadığı için boylarına yakın çukurları geçemiyorlar. Ve filler su içmek ya da beslenmek için genelde aynı güzergâhı kullanıyor ve uzun kuyruklar oluşturarak gidiyorlar. Yaşlı filler önden gidiyor, sona doğru tam sizin hedefinizdeki fil yoldan geçerken, havaya ateş ediyorsunuz, filler sağa sola dağılıyor. Sizin hedefinizdeki fil kazdığınız tuzağa düşüyor. Siyah elbiseli, siyahi bir adam gelip fili dövüyor, onu aç ve susuz bırakıyor. Bu durum bir süre devam ediyor. Sonra beyaz bir arabayla, beyaz bir adam, beyaz elbiseler içinde gelip siyah giysili siyahi adamı filin göreceği şekilde bir güzel dövüyor. Siyah adam filin çukurdan göreceği istikamette kaçarken beyaz adam onu kovalıyor. Sonra dönüp geldiğinde, beyaz adam file su ve yiyecek veriyor. Başını okşuyor. Bir kazma kürek getirip filin çıkacağı bir yol açıyor. Fil minnet duygusu ile beyaz adamın peşinden beyaz kamyonete bindiriliyor. Hoşuna gidecek yiyecekler, su veriliyor. Tımar ediliyor. Rota belli, önce limana ve sonra sirk çadırı.
İsrail ve ABD böyle bir oyun oynuyorlar. İsrail Türkiye’ye saldırıyor, ABD Türkiye’yi destekler görünüyor. Aslında İsrail’in Türkiye’ye saldırması Siyonist lobiyi memnun ediyor, Türkiye’nin de İsrail’e yönelik sert açıklamaları dindar çevrelerde destek görüyor.
Aslında siyah giysili siyahi adam, beyaz adamın tuttuğu ücretli biri; çukuru kazan da havaya ateş açan da beyaz adamın görevlendirdiği kişiler.
Bakın, işler o kadar karıştı ki dün AP Türkiye raporunda Türkiye eleştiriliyordu, NATO öncesi birden Türkiye’yi övmeye başladılar. Dün BAE'yi göklere çıkartanlar bugün ne yapıyor, bakın: AP, BAE’nin Avrupa’da İslam karşıtı gizli operasyonlar yürüttüğünü ortaya koyan belgeler açıkladı. Buna göre BAE, İsviçre merkezli bir şirkete milyonlarca dolar ödeyerek 18 ülkede İslam, Müslümanlar, camiler, gazeteciler ve siyasetçilere karşı karalama ve algı operasyonları yürüterek Müslümanları “iç düşman” gibi göstermek, camilerin kapatılmasını sağlamak ve nefret iklimini körüklemek istemiş. BAE’yi Yemen’de, Sudan’da, Somali’de, Libya’da kullandılar; şimdi anlaşılan “kullanım süresi doldu”, kirli bir mendil gibi buruşturup atıyorlar. Bu tür liderler “kullan-at” türüdür. Çok kullanılanlar çabuk yıpranır, yenisini bulunca eskisinin hükmü kalmaz. Bunların dostu yoktur. Dün İbrahim Anlaşmaları ve Blackwater’a ev sahipliği yaptıkları için övdükleri BAE’nin bugün düştüğü duruma bakın.
Batılı ülkeler bu krallıkları ve emirlikleri İslam’a ve Müslümanlara karşı sıçrama tahtası olarak kullanmışlar. Katar'ı da benzer şekilde kullanmadılar mı! Ve bu bölgedeki yöneticiler, aslında uyguladıkları politikalarla kaçtıklarını sandıkları şeye doğru yokuş aşağı koşar gibi gidiyorlar. Dilerim Ankara bu durumdan ders alır. Ah ah, işe bakar mısınız NATO toplantısından önce Vatikan'ın papazları da Ankara'ya gelmişler. “NATO bir Haçlı ordusu” demiyor muydunuz? AK Parti, AB ve NATO karşıtı söylemleri ile iktidar oldu, sonra BOP, uluslararası sistemle birlikte hareket, ittifak ve stratejik ortaklık yoluyla dostluğunu pekiştirmeye çalışıyor. AKP’liler NATO üyelerini karşılamak için şehri makyajlarken başta dinî gruplar olmak üzere protest grupları engellemek için ise her yolu deniyorlar. Yalnız NATO zirvesi dolayısıyla papazların Ankara'da toplanmasının arkasında başka bir şey olmalı. İsrail'den hahamların gelmesine gerek yok, Chabad burada o görevi yapıyor. O olmasa da NATO zirvesi için gelenlerin bir kısmı pedofilik, satanist, Siyonist; hatta önemli bir kısmının cebindeki pasaportlardan biri de İsrail pasaportu değil mi? Evet, bu zirve birçok yönden yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Bu Ukrayna krizi ve Rusya ile ilgili olsa da bu krizden daha öte bir şeyden söz ediyorum.
Chabad çevreleri ve Epstein lobisi, Masonik çevreler ise gelişmeleri heyecan içinde izliyor olsalar gerek. Onlara dokunan yok zaten. Onlara dokununca içeride de dışarıda da birileri kıyameti kopartıyor.
Bir zamanlar BM, NATO, IMF, AB, DSÖ için neler söylüyorduk; bugün hepsi sütten çıkmış ak kaşık mı oldu? Artık onlara ülkemizi açtık; onlara diplomatik muafiyet yanında yargı ve vergi muafiyeti, kamu, özel ve STK’larla doğrudan temas ve pozitif ayrımcılık da sunuyoruz.
Sahi, Perkins’in “Bir Finansal Tetikçinin Hatıraları”nda anlattıklarını hiç yaşamadık mı, yoksa unuttuk mu? Öte yandan biz İHA’lar, SİHA’larla övünürken aklımız, kalbimiz, midemiz, damarlarımız işgal ediliyor. Bu kölelik zincirini kendi elleriyle kendi boynuna takıyor bugün insanlık. Sahi, Allah’tan (cc) bile korkmayan bu emirler, sultanlar, mütrefler, müstekbirler neden, nasıl “Epstein’ın çocukları”ndan korkuyorlar?
Ankara’daki abartılı güvenlik ve makyaj gayretleri sanıldığı gibi AKP’lilere artı bir şey kazandırmadı, aksine çok şey götürdü. AK Partililer bu durum için ne düşünüyorlar acaba? Bu haddi aşan akılsızlık, aklı kimin eseri idi? Ankara’nın bu hâli misafirleri güldürmüş, mutlu etmiştir herhalde. Daha önemli talepler için bu durum onların, korkarım, cüret ve cesaretlerini artırmıştır.
Missouri zırhlısı İstanbul’a geldiğinde CHP’liler genelevleri badanalayıp, fahişeleri sağlık kontrolünden geçirip yerli müşterilere bu mekânları kapattıkları yetmiyormuş gibi cami minarelerinin arasına mahya şeklinde “Welcome” yazmışlardı. İstanbul Köprüsü'ne ABD’nin kuruluşunun 250. yıl dönümünü kutlamak için ışıklandırma yapılsa da şükürler olsun ki Ankara’da cami minareleri arasında böyle bir mahya asılmadı. Belki de sivri akıllıların aklına gelmemiştir. Genelevlerde durum ne bilmiyorum da ona gerek kalmadı zaten; otellerde bu hizmet farklı şekillerde veriliyor. Bunların bazıları yanında gey ya da lezbiyen, hangisi ise escortu ile birlikte gelmiştir muhtemelen. Bu arada Trump 1000 kadar koruması ve yardımcısı ile gelmiş. Miting mi yapacak bu adam yoksa!?
Bakın, bunu laf olsun diye söylemiyorum. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 30 Haziran 2026'da “10 Downing Street”te düzenlenen “Pride (LGBTQ+Pride) resepsiyonu”nda bunu açıkça ifade etti. Starmer, etkinliğe “lezbiyen stil ikonu” olarak tanıtıldı ve o bundan hoşlandığını söyledi. Ardından şöyle dedi: “Gerçekten gurur duyuyorum, en gey parlamentoya sahibiz. Sadece tarihin en geyi değil, dünyanın herhangi bir yerindeki parlamentodan daha gey olduğunu düşünmüyorum. Bu benim için harika bir durum.” Bu konuşma, Starmer'ın resmî sosyal medya hesaplarında da paylaşıldı.
Bugünlerde “gey gemisini” limanlarımıza sokmadık ama “gey politikacı dostlarımızı” Ankara’da yollarına kırmızı halılar döşeyerek karşılıyoruz! NATO karargâhının bulunduğu ülke Belçika'nın İstanbul Başkonsolosluğu binasına LGBT+ bayrağı asmasını nasıl anlamalıyız?
ABD'li Kongre Üyesi Mike Lawler, Başkan Trump’a gönderilmek üzere Türkiye’ye F-35 satışını engelleyen mektubu imzaya açtı. Mektupta Ankara’nın S-400 pozisyonu, Kıbrıs varlığı ve İran ile ilişkileri gerekçe gösterilerek Türkiye’nin artık güvenilir bir ortak olmadığı savunuldu.
NATO Genel Sekreteri Rutte bugünlerde Türkiye’yi övüyor ve “Türkiye, son derece önemli. İttifaktaki en güçlü ordulardan. Son derece iyi donanımlı, eğitimli. Devasa savunma sanayisi avantajına sahip. Savunma sanayisi üretiminin artırılması en önemli başlıklardan.” diyor. NATO’nun önceliği: asker açığını kapatmak, finansman, silah ve teknoloji açısından güçlendirmek birinci öncelik. 2. öncelik Ukrayna’ya destek, 3. önceliği NATO 3.0’ın inşası, caydırıcı güç ve dayanışma. Ayrıca NATO’nun gündeminde nükleer caydırıcılık da var. ABD, İngiltere ve Fransa’nın sahip olduğu nükleer kapasite, kolektif savunmamız açısından son derece önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ı, İslam’ı ve Müslümanları tehdit olarak görüyorlar. Bu arada “Türkiye'nin 3000 savunma sanayi şirketi kuruluşu var.” diyorlar ve bunlara ortak olmak istiyorlar.
NATO Genel Sekreteri “İyi Polis”i oynarken Ursula von der Leyen kötü polis ama yine de Rutte, Leyen’e “büyük saygı duyuyor” ve diyor ki: “Kendisi eski bir savunma bakanı. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı olarak görev yapmasının hepimiz için bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Savunmadan Sorumlu Komisyon Üyesi Andrius Kubilius da bu alanda güçlü bir liderlik sergiliyor.”
Sahi, en çok geyin İngiliz Parlamentosunda olduğunu öğrendik de en az gey hangi ülkenin parlamentosunda? Bu konuda bir ülkeler sıralaması olsa da öğrensek. Bizde ne kadar var acaba? “AB ve NATO muhipleri”ne dikkatlice bir bakarsak belki birilerini oradan görebiliriz.
Bu arada madem NATO aşkımız depreşti, bari onlar buradayken “NATO ülkeleri ile parlamentolar arası bir dostluk grubu” nasıl olur? Bana kalırsa “NATO Muhipleri Cemiyeti”ni de kursak şık kaçmaz mı? Hatta NATO muhibbi gençler, kadınlar, iş adamları dernekleri de kursak! Bir de Ankara ve İstanbul’da NATO ülkeleri dostluk, kardeşlik ve dayanışmayı tematik olarak sembolize eden bir park ve bir anıt iyi olur!? Hani her şeyi yaptık madem, onu da yapalım olsun bitsin! Aman aman, derdim çoktur hangisine yanayım. Tam kazandık derken sahi bu arada neyi kaybettik? Olan oldu da peki, bundan sonra ne olacak? Korkarım bu gidişle gelecek günler geçen günleri aratacak. Esselâmü menittebe'al-hüdâ ve dua ile.
NOT: Bir arama motoruna “Dilipak Şanar 23 sentlik asker” yazar, aratırsanız Nâzım Hikmet’in Kore’ye savaşa gönderilen askerleri anlatan şiirini dinleyebilirsiniz. Bu şiirde sözü edilen Dulles’a göre “En ucuz asker, Türk askeri”. Bu zihniyete “hayır” demek için “NATO’ya Hayır” diyelim.