Derin Gerçekler

Fransa’da resmi olmayan ilk sonuçlara göre, genel seçimlerin bugün yapılan 2. turunu sol ittifak "Yeni Halk Cephesi" kazandı ama çoğunluğu elde edemedi. Halk cephesi Filistin’i tanıyacaklarını açıkladı, ama bu hangi Filistin olacak.

Fransız  seçimleri ülkeyi bölmüş gözüküyor. Sağ oyunu büyük ölçüde artırdı ama iktidar olamayacak. Halk cephesi Filistin’i tanıyacaklarını söyledi ama, bu hangi, nasıl bir Filistin olacak. Kulağa hoş gelen bu söylemin içinde bir ihanet gizli olabilir. Filistin’i tanımak işin kandırmacası olabilir! "Dahlan'ın Filistin’i" ise o Filistin, bir tuzak! Filistin konusu Matruşka gibi iç içe geçmiş bir konudur. Filistin konu Filistin halkının toprak, yurt davasından daha büyüktür. Kudüs, Müslümanların, İsevilerin, Musevilerin ortak sorunudur. Burada Musevilerin Tapınak talebi, İsevilerin Kıyamet ve Doğuş Kilisesi, Müslümanların Mescid-i Aksa, Ömer Mescidi ve ilk kıblemiz olması konusu var. Biri Hristiyan dünyasını, diğeri İslam dünyasını ilgilendiren bir konu. Bu konu Abbas ve Netanyahu arasında çözülecek bir konu değil. Bir de Arz-ı Mevud konusu var. Müslümanlar için tek çözüm, Hz. Ömer beyannamesine dayalı çözümdür. Kaldı ki, Yahudiler için Süleyman Mabedi bir tarik ve kültür mirası sorunudur. Hz. Davud ve Hz Süleyman onlar için peygamber değil dindar bir kraldır. İseviler için Doğuş ve Kıyamet kilisesi, Rab olduğunu iddia ettikleri bir peygamberin manevi mirası olarak dini bir anlam ve değer taşır. Müslümanların ise ilk Kıblesi, İsra’nın makamı, namazın farz kılındığı mekan olmasının yanında Hz. Davud, Hz. Süleyman bizim için Peygamberdir.

Seçim sonrası Fransa'daki durum endişe verici.. Sağ-sol gruplar aşırı uçlarda polarize olunca tarafları birbirleriyle savaşmaya kışkırtmak ve manipüle etmek daha kolay olacaktır.. Fransa’nın DERİN  DEVLETİ’nin başındaki DERİN AİLELERİ iki taraflı oynuyor. 13 aile iç savaşta da uluslararası savaşta da her zaman iki kanadı da finanse edecektir. Burkina Faso, Mali ve Nijer "Sahil devletleri konfederasyonu olarak birleşti ve ülkedeki sömürgeci ülke Fransa’nın bu ülkelerdeki mal varlıkları millileştirildi. Burkina Faso "Dürüst insanlar Ülkesi" anlamına geliyor. Mali dünyanın en büyük el yazması kitaplar kütüphanesine sahip. Endülüs bu ülkedeki Timbuktu kütüphanesinden beslendi. Rönesans da Endülüs’ten, Endülüs de Mali’den besleniyordu. Bakalım Fransız solu Afrika’daki sömürgelerini sömürmekten vazgeçecek mi, göreceğiz

Yeni İngiltere başbakanı da Satanist Pedefolik, Habat’çı biri olduğu anlaşılıyor. Hanımı Yahud, zaten kendisi Gazze direnişi başladığı günden beri İsrail’in yanında ve İsrail’in saldırılanın meşru olduğunu savunuyor.

Arapların bir ata sözü var. “Ben ve amcaoğlum kavgalıyım. Ama ben ve amcaoğlum düşmanla savaştayız”. Bunlar kendi aralarında başkalarına karşı işbirliği ve yardımlaşma içindeler ama kendi aralarında bitmek bilmeyen kibir ve ihtirasları sebebi ile kavgaları devam eder. Yahudi tarihi baştan sona büyük ölçüde böyledir neredeyse. Sömürge mirasını paylaşamadıkları için kendi aralarında 100 yıl, 30 yıl savaşları oldu. Yahudiler ve Araplar hakkında “Bunlar bir defa ittifak ettiler, bir daha iittifak etmemek üzere” diye de bir söz vardır.

  İki cephede de adamları var. Macron da eski bir Rothschild bankacısı ve o da bu planın bir parçası. Muhalefetteki Marine Le Pen ve partisi de Siyonist bir parti. Düne baktığımızda Ulusal Cephe her zaman İsrail‘in yanında oldu.. Zaten Rothschild ailesi, İsrail Devleti'nin kurucu babalarından değil mi?. İkisi de “Hiram usta”ya ve “evrenin ulu mimarı” saydıkları Lucifer'e hizmet ediyor. Aralarındaki kavga “kayıkçı kavgası”, “Kontrollü bunalım stratejisi” dedikleri şey. “Tavşana kaç, tazıya tut “diyorlar. Sağı da solu da onlar fonluyorlar. Ölen ölür, kalan sağlar onların olur. İki tarafta zayıf düşecekleri için kolay yem olacaklardır. Kanatların farklı ve karşıt sloganları olsa da, “yok aslında birbirlerinden pek farkları, tek farkları adları”.

Gerçeği anlamak için fazla zaman beklemeye gerek yok. Filistin’i tanımak bu işin kandırmacası olabilir. "Başkenti doğu Kudüs olan Filistin"in tanınması, oynanan kirli oyunun zaten başından beri bir parçası. Bu oyunu Kushner ve Dahlan kurguladı. Bizimkiler de balıklama atılıyorlar bu bala katılıp altın tas içinde sunulan zehire.!? Bu senaryo aynı zamanda bir HABAT-AGARTHA senaryosuydu. Ankara’yı ikna edenler, Mısır’ı, Suudileri, BAE, Bahreyn’i ve Ürdün'ü de ikna etmişlerdi. İsrail Cumhurbaşkanı bunun için gelmişti, Netanyahu bunun için gelecekti, Erdoğan bunun için gidecekti, KASSAM bu kirli oyunu bozmak için harekete geçti.

Şu Gazze konusu üzerinde yeniden düşünelim. Nasıl başladı bu savaş?

Evet, İsrail hep saldırıyordu zaten, Gazze de sürekli cevap veriyordu. İsrail KASSAM’ı kışkırtmak için yeni yerleşim bölgeleri açtı, sürekli tahrik etti,  “HAMAS saldırsın ben de bu bahane ile tepelerine binim onları yok edeyim” diye bir plan yaptılar. Kassam da bir plan yaptı. Bir de Allah’ın planı vardı. Siyonistler kendi kazdıkları tuzağa düştüler. Allah Gazze halkına yardım etti. Allah’ın planı her zaman olduğu giibi galip geldi, Pederolik Satanistlerin değil. Oysa İsrail bir haftada Gazze’de büyük bir katliam yaparak Gazze’de yaşayanların Sina’ya doğru kaçması için kapıları açacaklardı. Büyük bir zafer kazandıklarını ilan edip, ardından Türkiye, Mısır ve BM ile önceden sağlanan sözde “Barış planı” için masaya oturulup, Önce Sina da Suudların , BAE nin parası ile büyük bir kamp kuracaklar ve burada kontrollü şekilde insanın yardımın girmesi için İsrail ve Filistin Kızılayları işbirliği yapacaktı. Eş zamanlı olarak İsrail’e saldırıdan suçlu ilan ettikleri Kassam’ı terörist ilan edip, onları yakalayıp , askeri mahkemede düzmece bir yargılamamanın ardından infaz edecekler, daha sonra da  Gazze’li kadın, çocuk, engelli ve yaralılardan başlayarak başta Türkiye’ye 1 milyon kişi olmak üzere, Mısırda Sina’da yeni kurulacak yerleşim bölgesinde, daha sonra Gazze’nin yeniden uluslararası bir merkez olarak inşasında çalıştırılmak üzere, genç erkek nüfusu istihdam edecekler, kalanları da Ürdün, Fas gibi diğer Arap ülkelerine tehcir edilecek ve bunların gönderildikleri yerlerdeki istihdamları konusunda İsrail sermayesi ile, “dost” yerel sermaye sahipleri ile ortak değişik alanlarda çalışma alanları örgütlenecekti.

İsrail bu arada Lübnan’da Hizbullah ve Falanjistlerin bulunduğu bölgeye ve Suriye’de Bekaa’ya doğru sınırlarını daha da genişleterek aslında kendi içindeki Filistinlileri bu yeni işgal edeceği topraklara tehcir ederek, iskan etmek istiyordu.

Yeni Filistin’i Filistin halkı değil, İsrail başta olmak ve Veto yetkisi olmak üzere, BM, ABD, AB, İngiltere’nin gözetiminde Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve BAE birlikte kuracaklardı. Bu konuda Arap ve Afrika Birliği ile, bölgedeki Arap ve İslam ülkelerinin iknası işini Dahlan ve ekibi halledecekti. Bu anlamda Türkiye’de HABAT ve AGARTHA/EPSTEİN lobileri ile Kushner her türlü desteği vereceklerdi.

Bakın, bu konuda Biden ve Trump arasında bir fark yok. Her ikisi de bu kanlı bıçağın iki tarafı gibi. Şeytanın yazı-tura attığı para gibi Demokratlar ve Cumhuriyetçiler içindeki kriptolar aslında.

Kassam’ın saldırısının Gazze’deki katliama kapı aralayan bir plan ya da ahmaklık olduğunu düşünenler oynanan oyunun ya farkında değiller, ya da onlar da bu planın başka bir parçası olanlardır. Ama dünyanın bir çok yerinde bir çok insan gerçeği gördü. Rabbiler ve liberal, özgürlükçü, vicdan sahibi insanlarla, Siyonistler, Satanist Pedefolikler ayrıştılar. Dindar olanlar bile bölündü. Son olarak Amerika’daki siyahi Musevilerle Siyonist beyazlar karşı karşıya geldiler.

Bakın, Daha geçen ay İsrail’de iki önemli olay oldu. Birincisi Netanyahu, Abbas’ın Filistin devlet başkanı olmasına karşı çıkmayacaklarını açıklaması, ikincisi, kurulacak Filistin devleti diasporadaki çok büyük bir Filistinli topluluğun dönüşü konusunda İsrail’in isteksiz olması.  Tabi Dahlan tipi  kripto Filistinlilerin onay verdikleri hariç tabi. Kurulacak Filistin devleti yanında İsrail’le komşu Arap ülkeleri arasında da bir barış ve işbirliği anlaşması yapılması. Bu konuda şu anda sadece Suriye sorun olarak görülüyor ama, Lübnan’dan sonra sıra zaten Suriye’ye gelecek. Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Ürdün zaten bu planın başında beri içerideler. İsrail Türkiye’nin de “Yeni, Laik Filisti’nin garantörü” (!?) olarak masada olmasını istiyor. Herkesin bir planı var, Allah’ın ise bir Hükmü. Galip olacak olan O’nun hükmüdür.

Ürdün sınırında aslında Ürdün’e ait bir kısım toprakların, mevcut durumda pazarlık kozu olarak ellerinde bulunması için İsrail tarafından işgal edilmesi de bu senaryonun bir parçası.. İsrail, “Filistin’e, Filistinlilere şu kadar toprak verdik” diye, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan’dan gasp ettiği ve edeceği toprakları bu süreçte genişletme planları yapıyor.

İsrail, 25 Haziran’da  işgal altındaki Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde 12,7 bin dönüm araziye el koydu. Mart ayında 8 bin dönüm toprağa el koydu. Şubat ayında ise 2,6 bin dönüm araziye İsrail hükümeti tarafından el koyulduğu açıklanmıştı. İsrail merkezli sivil "Barış Şimdi" (Peace Now) adlı insan hakları örgütü tarafından yapılan açıklamada, 1993 Oslo Anlaşması'ndan bu yana İsrail'in tarafından "el koyulduğu en geniş arazi olduğu" belirtildi ama bir çok yayın grubu bunu görmedi.

“Dindar Siyonist Parti” Maliye Bakanı Bezalel Smotrich 2024 sonuna kadar  Batı Şeria'da en az 15 bin dönüm araziye daha el konulmasını planlıyor. Hamas, 7 Ekim'de Gazze’den  düzenlenen saldırının gerekçelerinden biri de Batı Şeria'daki yerleşim birimlerinin genişletilmesini göstermişti.

GlobalReset çetesinin evdeki hesaplarının piyasaya uymadığının görüldüğü şu günlerde, bunlar öyle anlaşılıyor ki, KAOS planını devreye sokuyorlar. Dini, etnik, ideolojik, Politik, ne kadar ihtilaflı konular varsa hepsini kaşıyacaklar, kasetler, dosyalar, savaş, terör, iftiralar, suikastler hepsi arkası arkasına patlak verebilir. Böyle bir zamanda Gazze konusunda tekrar hafızanızı bir yenilemek istedim.

Selam ve dua ile.