İslam Dini’nin genel çizgileri  şiddet içeren  işlemleri doğrulamadığı gibi yasaklamaktadır. Çünkü İslam’ın omurgasını oluşturan ve söz – ma’na olarak Allah’ın Kitabı olan Kur’ân’da aleyhimize planlama yapmayan, bizimle savaşmayan ve barışa yönelen insanların aleyhine kıyam etmemiz yasaklanıyor:

“… Eğer insanlar sizinle savaşmaktan uzak durup size barış ve dostluk elini uzatırlarsa, onlara karşı savaşma konusunda Allah size hiçbir yetki vermemiştir.” (Nisa 4/90)

İnkârcılardan  gelebilecek üzücü /zarar verici davranışlara sabır gösterilmesi tavsiye ediliyor. (Al-i İmran 3/186)

Allah’ın ayetlerinin inkâr edilip alaya alınması durumunda toplantıya/birlikteliğe ara verilmesi şöylece öneriliyor.

“…ALLAH’ın ayetlerinin inkar edilip alaya alındığını işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla birlikte oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. ALLAH bütün ikiyüzlüleri ve inkarcıları cehennemde toplayacak.” (Nisa 4/140)

Üstelik İslam dininin bağlısı olduğumuz için bizlerle savaşmayan ve bizi yurtlarımızdan  çıkarmaya kalkışmayanlara her türlü iyilikleri yapmamız, sosyal ve hukuki adalete yönelik tavırlar göstermemiz de şöylece öğütleniyor:

“ Ey iman edenler! Allah, inancınızdan dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere —kâfir bile olsalar— iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Tam tersine, adaletten kıl kadar ayrılmamanızı emreder. Hiç kuşkusuz Allah, âdil davrananları sever.”

Demek ki Allah, Müslümanlara bir kötülük yapmamış olan kâfirlere iyi davranmanızı ve onlarla beşeri dostluk ve arkadaşlık ilişkilerine girmenizi yasaklamıyor.” (Mümtehine 60/8)

Mürted Ölünceye Kadar Özgürdür

Ve İslam, dinden yani kendisinden  çıkan kişiye yani mürtede bütün ömrünü kapsayacak şekilde geniş bir alan da açıyor.

Nitekim imandan sonra kâfirliğe giren, sonra yeniden  imana erip tekrar küfre bulaşan  kişinin birbirini takip eden dinden çıkışlarına  ceza düzenlenmiyor, kâfirlikte direnmesi halinde yalnızca  bağışlanmayacağı şöylece açıklanıyor.

“ İmana erdikten sonra yeniden inkâra saplanan, sonra yine iman edip tekrar inkâr eden ve  inkârcılıkta iyice azıtanlara gelince; tövbe etmedikleri sürece Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir. Zaten böyle kimseler ölüm belirtilerini görüp hayattan tamamen ümit kesmedikçe tövbe etmezler.” ( Nisa 137. Ayrıca bak. Al-i İmran 3/90)

Mürted tövbe edip İslam’a dönüş yapmaz da  dinden  çıkış halindeyken ölürse ceza ebedi Cehennemdir ki bu ceza, cezaların en ağırıdır ve dönüşü de yoktur:

“…O hâlde, Allah’a ortak koşanların hukuka saygılı, barış yanlısı kimseler olduklarını sanmayın. Çünkü onlar, eğer güçleri yetse, sizi dininizden döndürene dek sizinle savaşmaktan geri durmazlar. Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların tüm yaptıkları iyilikler ve kazandıkları dünyada da âhirette de boşa gidecektir. Onlar cehennem halkıdırlar ve sonsuza dek orada kalacaklardır.” (Bakara 2/217)

Mürted Aleyhine Dava da Açılamaz

Bu sebeple   Kur’an ve Sünnet toplumunda silahlı baş kaldırıda bulunmaksızın mürted olduğu için kişiye -öldürme cezası şöyle dursun- aleyhine hukuken dava  da açılamaz ve ceza verilemez. Bir diğer anlatımla Cehennem’e gitme özgürlüğü kısıtlanamaz.

Mürted Yönetim ve Yargı Görevlerinden Uzaklaştırılabilir

Enam suresinin 108. ayetinde cehaletleri sebebiyle Allah’a küfürler savurmalarına sebebiyet vermemek için Allahtan başkasına tapar olanları yermemiz yasaklanıyor.

Buradan hareketle şu görüşe varılabilir; dinden çıkışa gösterilecek şiddet onu derinleştirebileceği gibi dinden çıkanı amansız bir düşmanlığa yöneltebilir. Bunun gibi ilgisiz kalınıp görmezlikten gelinmesi de toplumda din dışılığa örneğin ateizme ve deizme yol açabilir.

Bu sebeple Kur’ân ve Sünnet yasalarına dayalı İslam Toplumu’nda  ilgili ayetlerden hareketle dinden çıkanlar yönetim ve yargı gibi üst düzey görevlerinden yoksun kılınabilir; güncel anlatımla kamusal haklarının bir kısmı askıya alınabilir.

Delillerimiz Olan Kur’ânî İşaretler

Yüce Rabbimiz Bakara 217’ de değindiği bir hakikati   Maide 5’de şöylece pekiştirmektedir:

“…Her kim Allah’ın hükümlerini reddederek iman edilmesi gereken ilke ve kuralları inkâr ederse, bütün yaptıkları  boşa gidecek ve âhirette de o, kesinlikle hüsrana uğrayacaktır!”

Burada mürtedin dünya hayatındaki kazanımlarının  boşa gideceği ifadesine dikkat çekelim.

Rabbimiz Tevbe 71’de de yalnızca mümin erkek ve kadınların birbirlerinin  velileri olabileceğini yani sadece onların birbirlerini hukuken temsil ve tasarrufta bulunabileceklerini  açıklamaktadır. Daha açık bir anlatımla ancak müminler birbirlerine yönetici ve hâkim olabilirler.

Bu iki noktadan   hareketle İslam’dan çıkanların/mürtedlerin, kamusal haklarının bütünün veya bir kısmının askıya alınması şeklinde bir hüküm verilebilir. Verilmelidir de. Dinden çıkan bir insan İslamî bir yönetim ve yargıda nasıl vazife alabilir! (Tevbe 9/71; Maide 5/ 51,55)

Ne Yapılmalıdır?

İslamî Devlet/Toplum yapısında mürtetlerden kaynaklanabilecek kaymaları, şerîatimizde temeli olmayan ağır dönemsel siyasî kararlar  ve ictihadî cezalarla önlemeye kalkışmak  takiye ve nifak yolunu açar; mürtedler  inançlarını gizler ve zarar üretecek farklı  kişilikler ortaya çıkar.

Yapılması gereken, kişilere köklü bir İslamî  eğitim verip bilinçlendirmek, adaleti ikame ederek sömürüleri engellemek ve mürtedleri  sosyal baskıya maruz bırakarak dengelemektir ve değinildiği üzere de gerektiği ölçüde kamusal haklarını  kısıtlayarak verebilecekleri zararları engellemektir.

İslam Toplumu’nda yapılabileceklere değindik. İslam’a saygılı demokratik bir düzende yönetime talip olacak müslümanlar, seküler yasalarla yönetecek olsalar bile seçim öncesinde  deklere etmeleri koşuluyla  ve kendileriyle çalışamayacakları gerekçesiyle ateist ve deist mürtedlere görev veremeyeceklerini duyurabilirler. Duyurmalıdırlar da.

Gaye insanları Kazanmak

Unutulmaması gereken ana gerçek, dünya ve âhiret mutlulukları için insanların İslam’la kucaklaşmasını sağlamaktır. Peygamberimizin ifadesiyle ” Bir insanın İslam’a erişmesini sağlamak dünya ve de içindekilerden daha hayırlıdır.”

Dinsizliğin fikren ve fiilen yayılması dinimize ve ortak akla göre Münker bir  işlemdir. Kültürel etkinlikler, yönetim ve yargı kararları dahil her yol ve yöntemle Münker’le mücadele edilmesi ise olmazsa olmaz farz görevimizdir. (Al-i İmran 3/104)

Münker ile  mücadele ederiz. Ama Allah, dininden çıkanların rızık maaşlarını kesmediği ve ölüm öncesine kadar tövbe imkânını verdiğine göre bize verilmeyen bir yetkiyi kullanarak silahsız bir şekilde dinden çıkanları -kamusal haklarını kısıtlama dışında-şöyle veya böyle cezalandıramayız.

İnanç suçları /günahlarını cezalandırmak hakkı Allah’ındır. Allah, tabii ve sosyal afetlerle cezalar vermekle birlikte ana cezayı ahirete ertelemektedir.

Sözü Peygamberimizi özgürlükçü olmaya yönlendiren ve konumuzu özetleyen bir ayetle bağlayalım:

“Mürtedler dahil inkarcılara vereceğimizi  bildirdiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de veya göstermeden canını alsak da senin vazifen yalnızca tebliğ edip duyurmaktır. Yargılayıp cezalandırmak senin değil  Bizim görevimizdir.” Ra’d 13/40

Devam edecek.