30.06.2020, 12:23

'Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil' cümlesinde anlatılmak istenen nedir?

Başında başörtüsü, türban, eşarp olmayan Selma Aliye Kavaf, 2009 yılında Viyana’da yapılan Avrupa Konseyi Aileden Sorumlu Bakanlar Konferansı’na katılmış ve “farklı aile formları” diye bir kavram geçtiği için tavsiye karar metnini imzalamamıştı. Bu kavramın eşcinsel aileleri de içeriyor oluşundan dolayı direnç gösterdi. 2010 yılında Hürriyet gazetesindeki röportajda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, eşcinselleri hasta olarak görüyor ve cinsel yönelim başlığı altında: “Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. “ dediğinde medyada linç edilirken dindarlar öyle yada sus pus olmuşlardı. Feminist kadınlar ve eşcinseller el ele kol kola vererek bir “cadı avı” başlattı. Recep Akdağ “Bunları kişisel özgürlük meselesi olarak ele almak lazım” dedi. Nursuna Memecan’a göre Kavaf’ın açıklamaları “talihsiz sözler”di. Egemen Bağış ise Der Spiegel’e verdiği demeçte, “Ben eşcinselliği bir hastalık olarak görmüyorum” dedi. Selma Aliye Kavaf, siyaset sahnesinden bir yıldız olarak kayıp gittikten sonra İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun vasıtasıyla; Türk ve Müslüman aile dinamiklerinin bozulması süreci etkin bir şekilde başlamıştır.

Farklı aile formları kavramıyla İstanbul Sözleşmesinin ‘gizli amacı’, ‘gerçek yüzü’: İstanbul Sözleşmesi demek eninde sonunda "eşcinsel evlilikler" ve "eşcinsellerin evlat edinme hakkı" demektir. İstanbul Sözleşmesi bir kralsa; kral bu kadar çıplak mıdır? Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen İmparatorun Yeni Giysileri kitabında kralın çıplak olduğunu anlatmıştı. İmparatorun Yeni Giysileri’ndeki kralın çıplaklığı masum sayılabilir ama İstanbul Sözleşmesi’nin çıplaklığı aile’nin ırzına muallat olmuş birinin anadan üryan bir çıplaklıktır.

İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasının ardından "eşcinsel evlilikler" ve "eşcinsellerin evlat edinme hakkı"nın topluma dayatılacağını nerden öngörebiliriz?

Cuma Hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “sesi çağlar öncesinden gelen bu şahıs”, “zihinsel ve dogmatik sınırlara sahip” kişi ilan edilerek hakkında suç duyurusunda bulunarak linç edildi. Selma Aliye Kavaf’ı korumayan gaflet dalalet ve hatta hiyanet uykusunda olan sosyal medya dindarları; Ali Erbaş’ı muhtaç oldukları kudreti damarlarındaki kanda bularak cansiperane savundular.

Mahşerin dört atlısı varsa; birinci atla Ali Erbaş’a saldırdılar. Mahşerin ikinci atlısı ise, Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda bir 'Fırtınadayım' estirerek "Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil' diyen Mabel Matiz oldu. Sosyal medya dindarları yine esecekler gürleyecekler, yeri göğü inletecekler ama üçüncü atlı yola çıkmış olacaktır. Dördüncü atlı da ahırında tımar ediliyordur. Sosyal medya dindarlarının sanal alemde bağırmaları çağırmaları nafile bir çabadır. Çünkü bu stratejiyle asla ve asla bu atlılarla baş edemeyeceklerdir. Türk ve Müslüman aile yapısında farklı aile formları adı altında eşcinsel evliliklere yeşil ışık yakılmaması için kalıcı tek çözüm; İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, başlıklarının toplumun gündeminden de hafızasından da kaldırılmasıdır. Kadın erkek aile evliliklerine alternatif kadın kadın yada erkek erkek aile evliliklerinin önünün açılması istenmiyorsa Türkçe’mizin ırzına musallat olan güçlere dur demeliyiz. Dil tecavüzcüsü güçler, iş adamın ırzına geçerek ondan iş insanı, bilim adamının ırzına geçerek ondan bilim insanı peydahladılar. Veledi zina iş insanları, veledi zina bilim insanları; Türk ve Müslüman aile yapısını çökerten dinamitlerdir. Ailemizi iş adamları ve bilim adamları ile korumalıyız.

Siyaset adamlarımız siyaset insanı değillerse eğer sesimizi duyarlar umuduyla “Ailemizin kurtuluşu; Allah’ın kitabı Kurân-ı Kerim’in ve Peygamberin sünnetinin kurtuluşudur” başlıklı yazımızda haykırmıştık:

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği zırvalıkları, İstanbul Sözleşmesi pespayeliği ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un adaletsizlikleri sonucunda ailemiz çökmüştür. İstanbul Sözleşmesi feshedilmedikçe, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmaları Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar, Adalet Bakanlıkları bünyesinde durdurulmadıkça 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun T.B.M.M’de yeniden gözden geçirilmedikçe ailemizin çöküşü durdurulamayacaktır. Kadına şiddeti durdurmak adına bilinçsiz ve bilimsiz yapılan çalışmalarla ailemiz çökertilmiştir. Kılıçlar çekilmedikçe saflar tutulmadıkça bu yenilgiyi önlememiz mümkün değildir.  https://www.habervakti.com/ailemizin-kurtulusu-allahin-kitabi-kurn-i-kerimin-ve-peygamberin-sunnetinin-kurtulusudur-makale,2971.html

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın rol modeli: Sıla, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın rol modeli: Aleyna Tilki’den sonra ÖYSM'nin rol modeli: sırtına erkek göbeği değmeden uyuyamayan Mabel Matiz oldu. “Dindar nesil değil çocuk tanrılar nesli” yazımızda da birileri duyar umuduyla haykırmıştık:

Liberal yada postmodern yaşamlarda mutluluğu elde etmek için tükettikçe tüketmek artık yetersiz kalmaktadır. Değerlerimizi yitirdiğimiz için artık kendimizi unuturcasına ve kendimizi kaybedercesine geçici olarak kendimizi yok etmemiz gerekiyor. Piercing'li yeni nesil gençlerimiz acılarını dindirmek için artık sarhoş olana kadar alkol tüketmeyi yetmezse kendinden geçmeye varana değin uçucu ve uyuşturucu madde kullanmayı kaçınılmaz olarak denemektedirler.

Egemen Güçler Ekini ve nesli bozmaya başladılarsa, Köle kadınlar efendilerini doğurmaya başlamışsa ahir zaman yakın demektir. Dünyanın, insanlığın son günleri; kıyamete yakın yıllar ve günlerdeyiz. O mutlu günlerimiz mazide şimdi…

Dindar nesil değil çocuk tanrılar nesli

“Türkiye'nin Gerçek Beka Sorunu: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projeleri Ve Cemaatler” yazımızda da birileri duyar umuduyla umutsuz bir şekilde haykırmıştık:

Her yıl Haziran ayının sonlarında Taksim'de örgütlenen Onur Yürüyüşleri; Eşcinselleşmenin ayak sesleridir. Siyaset adamları ve bürokratlar bu yürüyüşlerin sosyolojik olarak Türk toplumunu nasıl dönüştüreceğinin bilincinde midirler?

Taksim'de 28 Haziran 2015'te düzenlenen Eşcinsel derneklerinin düzenledikleri Onur yürüyüşü'nde 'Şaban'la Recep'in aşkına Ramazan engel olamaz' pankartı açtıkları gerekçesiyle yargılanan üç sanık hakkındaki dava, beraat kararıyla sonuçlandı.

"Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan birer yıla kadar hapisleri istenen sanıklar hakkında mahkeme, "yüklenen fiilin bu haliyle kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğunu" belirterek beraat kararı verdi.

Mahkemenin verdiği bu kararla, 'Şaban'la Recep'in aşkına Ramazan engel olamaz' sloganı sonucunda Ramazan bu direnişi kaybetmiştir. Bu sonuç toplumun eşcinselleştirilme çalışmalarının meşru (hukuki) bir zeminde sürdürüldüğünün bir ispatıdır.

ÖNGÖRÜ:

Benim öngörüm en yakın zamanda "eşcinsel evlilikler" talebiyle toplum karşılaşacak daha sonra bu kabul edildiğinde "eşcinsellerin evlat edinme hakkı" talebi söz konusu olacaktır.

Türkiye'nin Gerçek Beka Sorunu: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projeleri Ve Cemaatler

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'

‘’Eşcinsellik kaçınılmaz olarak artık Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir konudur. 2000’ler öncesi de bu konu vardı ve üstü örtülüyordu. 2000’lerden sonra artık bir şekilde dernekleştiler, örgütleştiler. Bu artık bir lobi faaliyetidir. Türk toplumu artık bu gerçeği halı altına süpüremez. Bu gerçekle yüzleşecek, toplum yetmez, devletin bütün kurumları bu konuda kendini sorgulamalıdır.’’

Sosyal medya dindarları sanal dünyadan yakalarını kurtarıp gerçek dünyanın gerçek sorunlarına çözümler üretmedikçe dinimiz de ailemiz de mahşerin üçüncü ve dördüncü atlılarının saldırısından kurtulamayacaktır.

Kral çıplak derken aynı zamanda şeytanında avukatlığını yapmak istiyoruz. "Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil' cümlesinde anlatılmak istenen nedir?" sorusunu soran kişi bilindik fetöcülerden midir yoksa eşcinsel lobinin fanatik misyonerlerinden bir eşcinsel midir? Devletimizin etkili yetkili bürokratları talimat verirlerse eğer müfettişler bu zor sorunu çözümleye bilirler mi? Bu yeni sorunu müfettişler çözümlerse eğer sosyal medya dindarları da derin bir nefes alır mı?

"Bu dünyada gerçeği söylemek ikinci dile bırakıldı. Ve ikinci dil yaratılmadı. Gerçeği duymaya dinlemeye tahammül gücünü üçüncü kulağa bıraktılar. Üçüncü kulak yaratılmadı."

Sosyal medyanın kes kopyala yapıştır dindarları Arif Nihat Asya'ya kulak verirlerse eğer belki ikinci dilden anlar üçüncü kulakları varsa eğer. İkinci dilsizsiz ve üçüncü kulaksız olanlar Rahman'ın sesini asla duyamazlar. Rahman inananlara sesleniyor:

"Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla Rahmân, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona anlayıp açıkça anlatmayı öğretti."

Yorumlar (1)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@