Terk-i dünya eylediğini öğrendiğim ilk an... Türkistan' dan Kosova'ya kadar uzanıp yüreğime saplanan soğuk bir rüzgâr ile titredim. Türk Kültür çınarından müstesna bir yaprak daha döküldü. Türkçe'nin, en sadık kalebentlerinden birini kaybetmenin hüznüyle boynu büküldü. Yakın tarihin mühim ve bir o kadar yıldırım sesli şahidi Rahmet-i Rahmân'a kavuştu. Şiir burcunun elmastan süsü ecel eliyle söküldü. Sözde değil özde bir ak saçlımız daha tükenmez hasretlerin öznesi oluverdi.

Yavuz Bülent Bakiler ile ilk tanışmam, takip ettiğim dergilerden birinde... Tandırda pişmiş ekmek kokusuyla sarmalanmış bir şiiriyle gerçekleşti. Ardından Türkistan Türkistan ve Üsküp'ten Kosova'ya isimli eserleriyle muhabbetim katmerlendi. Aytmatov'un Yıldırım Sesli Manasçı adlı eserinde vurguladığı öz ne ise... Rahmetli Yavuz Bülent Bakiler de Anadolu'nun yıldırım seslisiydi.

Güzel Türkçemize gösterdiği hassasiyeti ve bu çerçevede müdafaacı duruşu çok kıymetliydi. Türkçe'nin başına ne gelirse, milletin başına da onun geleceğinin şuurunu ruhlara serpiştiren konuşmaları kulaklarda çınlayacak... Yakın-uzak tarih mülahazaları ise, ifrat ile tefrit arasında sıkışıp kalan iklime esen ferahlatıcı bir bâd-ı sâbâ hükmündeydi. Bu noktada rahle-i tedrisinden geçtiği rahmetli Hüseyin Nihal Atsız'ın tesiri olduğunu zikretmeden geçemeyiz. Serdengeçti Osman Yüksel'in yalın kılınç tavrı da meselelere eğiliş üslubunda örnek alınası tarafını tahkim eden bir başka güzelliğiydi.

Yavuz Bülent Bakiler, güzel adamlar kervanının güzellerindendi vesselam! Allah gani gani rahmet eylesin...

Güzel adamın şiirinden güzel bir parçayla bağlayalım hüznümüzü hediye eylediğimiz Fatihalar eşliğinde:

"Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar."