DUALARIMIZ AYNI DEĞİL

Bugün Gazze’ye bakarken yapılan en büyük hata, orayı sadece bir coğrafya, bir savaş alanı, bir insani kriz olarak görmektir. Gazze bundan çok daha fazlasıdır. Gazze, bu çağda kimin hangi gölgenin altında büyüdüğünü açık eden bir aynadır. Gazze, çocukların hangi ahlakla yoğrulduğunu, hangi örnekle beslendiğini, hangi suskunlukla ya da hangi imanla ayağa kalktığını bütün çıplaklığıyla gösteren bir hakikat sahnesidir.

Gazze’de ölen çocuklar, bizim çocuklarımızdan farklı doğmadı. Aynı fıtratla geldiler dünyaya. Aynı korkularla ağladılar, aynı sevinçlerle güldüler. Ama biri ekranların gölgesinde büyüdü, diğeri bombaların altında. Biri konforun rehavetinde, diğeri yokluğun terbiye edici sertliğinde yetişti. Ve bugün Gazze’de gördüğümüz şey, sadece İsrail’in vahşeti değil; ümmetin hangi gölgeleri terk ettiğinin de fotoğrafıdır.

Gazze’de çocuklar erken büyür. Çünkü orada zaman, bizim bildiğimiz gibi işlemez. Orada yaş takvimle ölçülmez, kayıpla ölçülür. Babasını kaybeden bir çocuk bir gecede büyür. Annesini toprağa veren bir çocuk, çocukluğunu da onunla birlikte gömer. Ama dikkat edilmesi gereken asıl nokta şudur: Gazze’de büyüyen çocuklar, bütün bu acıya rağmen ahlaklarını kaybetmiyor. Çünkü onlar hâlâ doğru bir gölgenin altında kalmayı başarıyor.

O gölgenin adı bazen bir annenin sabrıdır. Bazen bir babanın sessiz vakarıdır. Bazen yıkılmış bir evin enkazı altında Kur’an okuyan bir dededir. Bazen bir mücahidin kanla karışmış secdesidir. Gazze’de çocuklar, hayatta kalmayı değil, onurlu yaşamayı öğrenir. Çünkü orada hayatın ucuz, haysiyetin pahalı olduğunu herkes bilir.

Kur’an bize Firavun’un zulmünü anlatırken özellikle bir detayı vurgular: Firavun erkek çocukları öldürüyor, kadınları sağ bırakıyordu. Çünkü Firavun şunu biliyordu: Bir toplum, erkek çocuklarıyla direnir; ama asıl mesele çocukların ruhudur. Bugün Gazze’de yapılan da aynıdır. Çocuklar hedef alınır. Çünkü düşman, gölgenin gücünü bilir. Doğru gölgede büyüyen bir çocuğun, yarın tanktan da uçaktan da korkmayacağını bilir.

İsrail’in korkusu Hamas değildir. İsrail’in korkusu roketler değildir. İsrail’in asıl korkusu, annesinin dizinin dibinde “Allah bizi görüyor” cümlesiyle büyüyen Gazze’li çocuktur. Çünkü o çocuk, büyüdüğünde hesap sormayı bilir. Ölümden korkmaz. Teslim olm az. Satın alınmaz. İşte bu yüzden Gazze’de okullar bombalanır, hastaneler vurulur, çocuklar özellikle hedef alınır. Çünkü hedef beden değil, istikamettir.

Biz ise Gazze’ye bakarken çoğu zaman sadece acıyoruz. Oysa acımak yetmez. Acı, harekete dönüşmediğinde insanı temize çıkarmaz. Gazze bize merhametimizi değil, sorumluluğumuzu hatırlatmak için vardır. Çünkü orada akan kan, sadece Filistinlilerin değil; bu ümmetin kaybettiği ahlakın da bedelidir.

Peygamber Efendimiz “Müminler bir beden gibidir” buyururken, bu bedende bir uzuv acıdığında diğerlerinin uykusuz kalacağını söylemişti. Bugün Gazze yanıyor, ama bu bedenin büyük bir kısmı uyuyor. Daha kötüsü, uykusunu meşrulaştıracak bahaneler üretiyor. “Elimizden ne gelir” diyor. Oysa asıl soru şudur: Biz çocuklarımıza Gazze’yi ne olarak anlatıyoruz?

Bir haber başlığı olarak mı? Bir siyaset meselesi olarak mı? Yoksa bir iman turnusolu olarak mı? Çocuklarımıza Gazze’yi anlatırken hangi gölgeyi kuruyoruz? Onlara zulmü normalleştiren bir dünya mı gösteriyoruz, yoksa zulme karşı susmamayı öğreten bir ahlak mı?

Gazze’deki çocuklar, bombaların altında bile secdeyi terk etmiyor. Bizim çocuklarımız ise rahat koltuklarda namazı erteliyor. Bu fark, imkân farkı değil; gölge farkıdır. Gazze’de çocuklar, ölümle yüz yüze gelince hayatın anlamını daha erken öğreniyor. Bizim çocuklarımız ise hayatı oyun zannedip ölümü hiç düşünmeden büyüyor.

Kur’an’da “Onlar Rablerine güvenip dayanırlar” denirken tarif edilen iman, Gazze’de ete kemiğe bürünmüş haldedir. Orada bir anne, evladının cenazesini taşırken “Elhamdülillah” diyebiliyorsa, bu delilik değildir. Bu, doğru gölgede büyümüş bir neslin göstergesidir. Bu, Peygamber terbiyesinin hâlâ diri olduğunun ispatıdır.

Gazze bize şunu haykırıyor: Bu ümmet hâlâ bitmedi. Ama bu ümmetin yeniden dirilmesi için çocukların tekrar doğru gölgede büyümesi gerekiyor. Ekranların, ideolojilerin, konforun, korkunun değil; Peygamber ahlakının gölgesinde. Çünkü çocuklarını kaybeden bir toplum, geleceğini de kaybeder. Gazze çocuklarını kaybetmiyor; bedel ödüyor ama istikametini kaybetmiyor.

Asıl korkulması gereken budur. Çünkü doğru gölgede büyüyen çocuklar, bir gün hesabı dünyaya sorar. Bugün Gazze’de yanan ateş, yarın bu dünyanın vicdanını yakacak. Ve o gün geldiğinde, herkes hangi gölgede durduğunu hatırlayacak.

Soruyu tekrar sormak zorundayız: Biz çocuklarımızı kimin gölgesinde büyütüyoruz? Gazze’yi izleyen mi, Gazze’yi anlayan mı yetiştiriyoruz? Zulme ağlayan mı, zulme karşı duran mı? Çünkü yarın çocuklarımız bize bakıp bir iz taşıyacak. Ve o iz, ya utancımız olacak ya da kurtuluşumuz.

İşte Gazze, bu yüzden sadece bir şehir değildir. Gazze, bu çağın terbiyesidir. Doğru gölgenin hâlâ var olduğunu haykıran bir çığlıktır. Ve bu çığlık, duyana değil; altına girene hayat verir.