Sanat dünyasında uzun süredir tartışma konusu olan ve kesinlik kazanamayan devir teslim bilgileri, ressam Hüsnü Tengüz’ün "Sanat Hayatım" adlı hatıratının gün yüzüne çıkmasıyla netleşti.

Sanat eleştirmeni Ömer Faruk Şerifoğlu, İBB Kültür A.Ş. yayınları arasında çıkan 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi’nin 12’nci sayısında kaleme aldığı makaleyle bu tarihi gerçeği gözler önüne serdi.

"Artık Olayın Bir Görgü Şahidi Var"
1990’lı yıllardan bu yana söz konusu tabloların aslında Hasan Rıza’ya ait olduğu ve Zonaro’nun bu eserleri kopya ettiği yönünde iddialar bulunduğunu belirten Ömer Faruk Şerifoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"90’lardan beri bu tabloların aslında Hasan Rıza’ya ait olduğu, Zonaro’nun onun eserlerini kopya ettiği iddiası vardı ama elde bunu ispatlayacak belge yoktu. Tengüz’ün hatıratında yazılanlar, Zonaro’nun Hasan Rıza’dan tabloları kopya ettiğini doğruluyor. Artık olayın bir şahidi var."

Zonaro’nun da kendi anılarında Beşiktaş’taki atölyesinde bu tabloları hazırlarken Deniz Müzesi’nden temin ettiği resimlerden yararlandığını itiraf ettiği aktarıldı.

Tengüz Anılarında O Anı Anlattı: "Zonaro Kopyalıyordu"
Hüsnü Tengüz’ün hatıratında yer alan ifadeler, sanat tarihine geçecek nitelikte detaylar barındırıyor. Tengüz, Akaretler’deki atölye ziyaretini şöyle anlatıyor:

"Bir gün Hoca Ali Rıza ve Ahmet Ziya ile Zonaro’nun Beşiktaş’ta, Akaretler’de oturduğu daireye gittik. Biz içeriye girdiğimiz zaman Fatih’in Dolmabahçe’den gemileri karaya çekişinin tablosunu yapıyordu. Bu tablonun orijinali rahmetli Hasan Rıza Bey’indir. Zonaro yağlı boya ile yapmakta olduğu tabloda Fatih’in bindiği atın resmiyle meşguldü. Bu tablo gibi aslı Askerî Müze’de bulunan 'Fatih’in Büyük Toplarının Edirne’den İstanbul’a Nakli' adlı tablosu da Hasan Rıza’nındır ve Zonaro tarafından kopya edilmiştir."

Düşman Eline Geçmesin Diye Vücuduna Sarıp Sakladı
Tabloların asıl sahibi olan Hasan Rıza Bey’in hikayesi ise bir başka kahramanlık barındırıyor. Balkan Savaşı’nın sonlarında Edirne Hastanesi Müdürlüğü’nü yürüten Rıza Bey, kentin işgalinden bir gün önce bombardıman altındaki şehirden resimlerini kurtarmak üzere atölyesine giderken yolda şehit düştü.

Atölyesindeki resimlerin birçoğu parçalanıp yağmalansa da öğrencileri Sami Yetik ve Mehmet Ali Laga, esir düşmelerine rağmen hocalarının mirasına sahip çıktı. Mehmet Ali Laga, Edirne Müşiriyet Dairesi’nde bulunan "Fatih’in Edirne’den Toplarla İstanbul’a Hareketi" tablosunu düşman eline geçmesin diye esaret süresince vücuduna sararak saklamayı başardı. O tablo bugün hâlâ Sabancı Müzesi koleksiyonunda muhafaza ediliyor.

Hasan Rıza

Tarih kitaplarının sayfalarında sıkça karşımıza çıkan, çoğumuzun iyi bildiği bu resim, Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı’dan İstanbul’a girişini betimleyen tablodur. Fatih’in bindiği kıratın hemen yanında, elinde tüfek olan yeniçeri muhafızı ise tabloyu yapan ressam Hasan Rıza’dır

Fatih'in Fetih için Edirne'den gelişi

Fatih'in Fetih için Edirne'den gelişi

Fatih'in Fetih için Edirne'den gelişi

HASAN RIZA KiMDİR?

Ressam Hasan Rıza, 1858 yılında Üsküdar'da dünyaya geldi. Babası Miralay Şakir Bey, annesi Nefise Hanım'dı. Şaka yapmayı seven, akıllı, neşe dolu biriydi. Küçük yaşlardan itibaren resme ilgi duydu.

Kendisi gibi sanatçı olan arkadaşı Sami Yetik'e resme olan ilgisini şöyle anlattı:

"Resme pek küçük iken başladım. Bu başlayış her çocukta görülen resim hevesi gibi, hissettiğim ve gördüğüm şeyleri tasvir edecek müşevveş şekiller tersiminden başka, ele geçirdiğim kömür parçalarıyla evimin duvarlarına kalyonlar çizecek derecede coşkunca bir başlayıştır. Rüşdiye sınıflarına geçinceye kadar sürüp giden bu resim yaramazlığı Rüşdiyede muallimin tavsiye ve irşadiyle metodik bir halde devama başladı. Askerî idadîye sınıflarında en ziyade kendimi verdiğim yegâne ders hemen hemen resim dersi idi diyebilirim. Hocamın teveccühü şevkimi, gayretimi arttırmış bütün mektep arkadaşlarım arasında 'Ressam Hasan Rıza Üsküdar' diye tanınmıştım."

GÖNÜLLÜ OLARAK RUS HARBİ’NE KATILDI

Hasan Rıza, idadiden Harbiye Mektebi'ne geçtiği yıllarda memlekette Rus Harbi çıktı. O da birçok arkadaşı gibi talebe iken gönüllü olarak savaşa katıldı. Burada sol kaşından yaralandı.

Alayda savaş muhabirliği yapan İtalyan bir ressamın koruması olarak görevlendirildi. Bu ressamdan oldukça etkilenen Hasan Rıza, onun çalışmalarını yakından izledi.

İlerlemiş yaşına rağmen savaşın her anına tanıklık eden İtalyan ressam, ateş hattına dahi sokularak siperleri, harp meydanlarının durumunu not ediyor, savaş olmadığı zamanlarda ise kroki çiziyordu.

KENDİSİNİ ETKİLEYEN İTALYAN RESSAM

İtalyan ressamın çalışmalarını titizlikle izleyen Hasan Rıza, bir gün onun portresini çizdi ve kendisine gösterdi.

Ressam, henüz on yedi yaşındaki bu gencin yeteneği karşısında şaşırsa da Hasan Rıza'yı takdir etti. Böylelikle seneler boyu sürecek dostluğun temeli atıldı. O anı Hasan Rıza şöyle anlatır:

"Bir gün derin bir vecd içinde çalışan bu ihtiyar artistin dalgın vaziyeti, bendeki zevk-i tersimi canlandırdı. Kurşun kalemiyle onu dikkatle desine ederek kendisine gösterdim. Muhafazasına memur Türk neferinden, sanayi-i nefisenin en yüksek kısmına heves ve intisab görmek, İtalyalı ressamı hayretler içinde bırakmıştı ve o dakikadan itibaren artık ben onun bir muhafızı olmaktan ziyade samimi bir dostu, genç bir meslektaşı olmuştum. Bu dostluğumuz senelerce devam etti."

İSTANBUL’DAN İTALYA’YA UZANAN SÜREÇ

Rus Harbi'nden sonra Hasan Rıza, Harbiye'den ayrılıp Bahriye Mektebi'ne devam etti. Bu yıllarda Heybeliada'ya yerleşen İtalyan ressam ile bağlarını koparmadı ve onunla her hafta görüştü. Kendisine yaptığı resimleri göstererek tavsiyelerini dinledi.

Bahriye Mektebi'nin müdürünün tavsiyesi ile Sultan II. Abdülhamid'in Sultaniye Gemisi'nin kamaralarında bulunan resimleri onarmak ve bozulan süslemeleri yenilemekle görevlendirildi. Buradaki başarısı sayesinde okul bitmeden kendisine zabitlik rütbesi verildi.

Resim sanatına gönül veren Hasan Rıza, o yıl rütbelerini bırakarak görevinden istifa etti ve Avrupa'ya giderek bu alanda eğitim almaya başladı.

On yıl boyunca Roma, Napoli, Floransa gibi çeşitli şehirlerde müze ve sergileri gezme ve çalışma imkânı buldu. Ardından Mısır'a geçerek burada da iki yıl Mısır sanatı üzerine araştırmalar yaptı.

Hasan Rıza, aradan geçen on iki yılın ardından payitahta, İstanbul'a geri döndü. Kendisine rütbesi geri verilmek istense de ressam bu teklifi kabul etmedi. Yaşamını sanata adayarak Edirne Karaağaç'ta bir atölye açtı. Bir taraftan çalışmalarına devam ederken bir taraftan da Edirne Numune-i Terakki Mektebi'ni kurarak burada müdürlük yaptı.

HASAN RIZA NASIL ŞEHİT OLDU?

Ressam Hasan Rıza, Balkan Savaşı sırasında Edirne Hastanesi'nin müdürlüğünü üstlendi. Bulgar ordusunun şehre girmesi üzerine Karaağaç'taki resim atölyesindeki eserlerini kurtarmak için yola çıktı. Fakat çalışmalarını kurtaramadan şehit oldu.

Ölümüyle ilgili çeşitli rivayetler bulunur. Bir Ermeni kadının tanıklığına göre Hasan Rıza, atölyesinin yağmalanmasına engel olamaz. Beş Bulgar askeri tarafından tren istasyonu yakınlarında bulunan bir değirmenin arkasındaki tarlaya götürülür ve burada şehit edilir.

Kendisi gibi ressam olan arkadaşı Sami Yetik ise şiddetli bombardımandan eserlerini kurtarmak amacı ile gittiği atölyesinde, Bulgar askerleri tarafından parçalanarak şehit edildiğini aktarır: "O gün 26 Mart 1913 meş'um gününün sabahı idi. Ben hasta ve bîtab bir halde idim. Bombardıman gürültülerinin şiddetinden bütün hastalar yataklarından fırlamış, merdiven başındaki büyük pencerenin önüne toplanmışlardı. Herkes şaşkın ve perişan bir halde yanı başımızda çatırdayan şarapnellerin husule getirdiği ölüm bulutlarına bakıyorlardı. Hasan Rıza ağır ağır merdivenleri çıkarak yanıma geldi. Kalenin başında dalgalanan bir kefen gibi sallanarak felâketi sukutu ilân eden beyaz bayrağı bana göstererek ağlamaya başladı.

Hasan Rıza

BULGAR ASKERLERİ ESERLERİNİ YAĞMALADI

Sukutun ilk gecesi müdürü bulunduğu hastaneden ayrılmamasını dostları ısrarla söyledikleri halde Hasan Rıza bu teklifi bir türlü kabul etmemiş, Karaağaç'taki atölyesine gitmişti. Belki gayr-i şuurî bir hareket farz edilen bu gidişi, bence eserlerini kurtarmak kaygısından ileri gelen bir ruh isyanından başka bir şey değildir. Senelerden beri göz nuru dökerek plüm taramasıyla yaptığı tarihî resimlerin düşman çizmeleri altında ezildiğini, çiğnendiğini düşünmek onu feveran ettirmiş, kimseyi dinlememiş, ölümü düşündürmemiştir. Evet, Hasan Rıza o akşam atölyesine son olarak gitmiş ve bir daha avdet etmemiştir. Hasan Rıza rezilâne bir hücuma uğramış, eserleri yirminci asrın vandalları tarafından parçalanmış ve şehit olmuştu."

Sanat Okulu'nun öğretmenlerinden Yüzbaşı Cemil Bey ise ressamın eserlerini kurtarmaya giderken yolda şehit edildiğini söyler.

Filistin direnişinin 'Japon Ahmed'i' Lübnan’da vefat etti
Filistin direnişinin 'Japon Ahmed'i' Lübnan’da vefat etti
İçeriği Görüntüle

Ne yazık ki, Balkan Harbi sırasında Hasan Rıza'nın atölyesi yağmalandı, eserlerinin bir kısmı ise parçalandı. Bazıları Sofya'ya kaçırıldı bazıları ise yıllar sonra Viyana Müzesi'nde ortaya çıktı. Yakın dostları tarafından kurtarılan az sayıda eseri ise İstanbul'a getirildi.

Karaağaç'taki Şehitlik'te mezar taşında şunlar yazılıdır: "Hasan Rıza Bey-26.03.1913, cuma, evini yağmaya giren Bulgar askerleri tarafından öldürülür."