Teknolojik Bağımlılık Devletin Eliyle Yaygın Hale Getirilemez.

Evet, hepimizin yükselen çığlığı bu olmalıdır. Zorunlu eğitimin zorunlu olduğu dönemlerde  dijital eğitim saçmalığına son verilmelidir.  Telefonu ve tableti ellerine verip onu bir davranışa sürükleme sonra bu davranışı söndürmek için feryad figan ortalığı velveleye vermek, İnanılmaz derecede iğrenti bir hal değil midir ?

Çocuklarımız bizim olmaktan çıktı,tekno bağımlılık esir aldı hepsini. 

Covid sürecinde adeta yalvardı onlarca sosyal bilimci:

Çocukların ellerine telefonları vermeyi zorunlu hale getiren eğitim ile ilgili şu çalışmalara son verin. Zumda ders anlatma yanlışlığından söz ediyorum. Eba üzerinden dersler zorunlu hale getirilse yeterli denildi. Eğitim personeli beli eğitimler verildikten sonra sağlık personeline destek birimlerine dönüştürülebilirdi… gibi gibi. 

Oysa biz kimdik ki ?
Biz ne anlardık bu işlerden ? 
Siyasiler her şeyin en iyisini bilirdi?

İşin en acı tarafı ise öğretmen adını verdiğimiz bazı kendini bilmezler uzun zaman boykotlar yaptı.  Okullar daha çok kapalı kalsın ve biz uzaktan ders verelim ki geriye kalan vaktimizi daha çok kafelerde geçirelim. 

Covid süreci bitti sananlar yanılıyor. Çocuklarımız şimdi daha büyük bir virüse teslim . Tekno bağımlılık.  Bu gerçeklik tüm çıplaklığı ile ortada dururken hiç bir önlemin alınmaması ayrı bir travma bizler için. 

Bütün devlet kurumları dijital eğitim denilen canavara katkı sunan çalışmaları destekleme yarışında. 
Eğitim denince akla ne gelir sorusunu sorduğumda eminim ki çoğunluk örgün eğitim diye bağıracak. En azından eğitimin zorunlu olduğu dönemler için. 

İstismar denilince akla ilk gelen cinsel istismar ve arkasında belki fiziksel şiddet ile ilintili istismar gelecek. 

Bu süreçleri tetikleyen , hızlandıran  teknoloji bağımlılığı etkin hale getiren istismarı kimse konuşmuyor.

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar:

“Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”

Bu tanımlamaya baktığımızda dijital eğitimi öne çıkaran her kurum çocuk istismarına davetiye çıkarıyor. Çocukların ellerine telefonu, tableti veya bilgisayarı verip sonra çocuğum neden bu aletlerden kopmuyor saçmalığı .

*“Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ?”*

Psikolojik Manipülasyon: 

İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir. Bu etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösterebilirler. Davranış ve kanaat değişikliği tüm etkilenme ve yönlendirme uygulamalarını kapsar. 

•    ZİHİN KONTROLÜ VEYA BEYİN YIKAMA *

Çıkarcı kişi veya grupların “kendi isteklerine başkalarını sistemli bir şekilde etik olmayan yollarla, ikna edip alıştırması” işlemine denir. Terim; kişilerin düşünce kontrolü, davranışları, duyguları veya karar vermelerini bozacak, psikolojik veya psikolojik olmadan uygulanan herhangi bir yöntem için kullanılabilir.

Çocuklar ilk evreden itibaren teknolojik aletler ile başbaşa bırakılıyor. Çocuk olumsuz davranışları bu yol ile tek tek almaya başlıyor. Çocuklar şeytani figürlere esir diye bağıranlara sormak istiyorum: 

Bu süreç öylesine mi gelişti ?
Fenomenler, Youtuberlar,kısa yoldan zengin olma , ünlü olma hayalleri …
Bana göre şimdiki zamanda  uygulanan tamda  bu.

Kısa yoldan  zengin olma ,sözüm ona popüler olma gibi hırslara  çocuklar kurban edilmektedir. Bu işlem ise aileleri tarafından yapılmaktadır. Bu davranış biçimini ortay koyan bireylerin psikolojik açıdan rahatsız olduğunun altını çizmek istiyorum. Doyurulmamış bir davranışın, kendi çocuğu üzerinden  doyurulmaya çalışılması tedavi edilmesi gereken Psikolojik bir rahatsızlıktır.

•    Fare Kapanı* 

Evin minik faresi,
Duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin
Mutfakta bir paketi açmakla meşgul olduklarını gördü.
Kendi kendine: “İçinde ne var acaba?” diye düşündü. Ama gördükleri onu dehşete düşürmüştü. Paketin içinden bir fare kapanı çıktı.

“Evde bir fare kapanı var,.. evde bir fare kapanı var !”

Diye bağırarak anne ve babasının yanına koştu. Minik farenin bu telaşını gören anne ve baba fare, doğruca mutfağı görebildikleri çatlağın bulunduğu yere koştular. Evet minik farenin söyledikleri doğruydu. Evin sahipleri fare kapanı kuruyorlardı.

“Bu haberi bahçedeki hayvanlara da duyurmamız lazım” dedi baba fare. “Hem belki bize yardım edebilirler ne dersiniz?”

Anne baba ve minik fare doğruca bahçeye diğer hayvanların yanına koştular. “Evde bir fare kapanı var… evde bir fare kapanı var!..” Tavuk umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını çevirdi ve gıdakladı: “Bu sizin sorununuz benim değil. Bana bir zararı olmaz.”

Tavuktan destek alamayan fare ailesi bu sefer telaşla koyunun yanına koştular. “Evde bir fare kapanı var!” diye haykırdılar bir kez daha. Koyun anlayışla karşıladı ama, “Çok üzgünüm ama sizin için dua etmekten başka bir şey gelmez elimden” dedi.

Fare ailesi bu kez ineğin bulunduğu ahıra koştu.

“Evde bir fare kapanı var!” İnek onları önce duymazdan geldi sonra döndü ve ” Sizin için üzgünüz ama beni hiç ilgilendirmiyor” dedi.

Yardım isteyebilecekleri başka kimse kalmamıştı. Umutsuz, başları önde, eve geri döndüler. Çiftçinin kurduğu fare kapanına birgün birer birer yakalanacaklarını biliyorlardı. Umutları yoktu. Yardım edecek kimse de. Evin içinde artık bir ölüm sessizliği vardı. Minik fare ve ailesi iki gündür açlık ve susuzluktan bitkin-hasta düşmüşlerdi. Birden bir gürültü duydular, gecenin sessizliğinde bölen ses fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, fare yakalandı diye düşünerek yatağından fırlamış ve mutfağa koşmuştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğundan kısıldığını fark edemedi tam ışığı yakmak üzereyken, kapana yakalanan yılan kadını ayağından soktu.

Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi, yarayı sardı ve eve gidebileceklerini ama hastanın iyi beslenmesi ve dinlenmesi gerektiğini söyledi. Kadıncağızın ateşi vardı ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilirdi. Çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu, tavuğu kesti. Karısı tavuk suyuna çorbayı içtikten sonra biraz kendine gelir gibi oldu.

Kadının hastalığını duyan akrabaları-kolu-komşu ziyarete geldiler. Evde pek bir şey yoktu. Onlara ikram etmek için çiftçi bahçedeki koyununu kesti.

Kadının durumu gittikçe kötüye gidiyordu. Belli ki yılan çok zehirliydi. Birkaç gün sonra kadın öldü. Cenazeye çok insan gelmişti. Yemek yapılması gerekiyordu. Çiftçi, mezbahadan bir kasap çağırıp ineği kestirdi.

Fare ailesi ise tüm bu olan biteni duvardaki delikten üzüntü ile izlediler.

 “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın..” 

Sizce de yaşasın mı?

 *DUR DE! *

• DJJİTAL Eğitim saçmalığına dur de !
• Sosyal medya fenomenliği adı altında yapılıyor olan çocuk istismarına dur de!
• Yarışma programlarında çocukların kullanılması bir istismar türüdür. Dur de! 
 Medya patronlarına bir soru sorarak bitirelim:

*Reyting için her yol mubah mıdır?*

Çocuk: 

Geleceğe verilen addır.