03.03.2021, 13:46

Gaffar Okkan suikastı: 24 Ocak 2001

Ali Gaffar Okkan, Diyarbakır Emniyet Müdürü iken fâili hâlen meçhul olan bir suikast sonucu öldürülmüş polis müdürüdür.

1952 Sakarya, Hendek doğumlu olan Ali Gaffar Okkan, 30 Eylül 1970 tarihinde Polis Koleji’nden, 29 Eylül 1973 tarihinde de Polis Akademisi’nden mezun olarak İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne Komiser Yardımcısı olarak atandı.
İzmir’de emniyet amirliği rütbesine kadar çeşitli birimlerde görev yaptıktan sonra, 1983 yılında Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’ne atanarak, 1985 yılında şube müdürlüğüne terfî etti. 1986 yılında Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev aldı. Bu ilde 1992 yılında Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. 6 Aralık 1993 tarihinde 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğü’ne terfî ederek Kars İl Emniyet Müdürü olarak atandı. 18 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır İl Emniyet Müdürü olarak göreve başladı.

Bu arada İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetiminden mezun oldu.

Gaffar Okkan Kars Emniyet Müdürü iken, Diyarbakır gibi yıllarca PKK ve Hizbullah terörünün ve aşırı göçün ağır sonuçlarını yaşayan bir ile emniyet müdürü olarak atandı. Hüseyin Velioğlu’nun İstanbul Beykoz’daki villasına yapılan baskında büyük rolü vardı. Gaffar Okkan, Hizbullah’ın çökertilmesinde çok önemli bir rol oynadı. Kadın polisler Diyarbakır’da ilk kez onun emriyle sokağa çıktılar, trafiği yönettiler. Gaffar Okkan; İki küçük otomobil aldı ve mavi-beyaza boyattı, İkişer kadın polis görevlendirdi. Bir otomobil kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim ediyor, diğeri de yürümekte zorlanan yaşlılara yardım ediyordu. Havaalanındaki kadın polisler yaşlı yolcuların bilet işlemlerini yaptı, uçağa kadar götürdü. Havaalanına tekerlekli sandalye aldırdı. Okkan’ın ilklerinden biri de şehrin kritik noktalarına kurdurduğu kameralardı. Gece yarılarına kadar makam odasındaki dev ekranda sokakları gözlerdi.

Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevinde iken 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makâmından Valilik Binası’na makam aracıyla seyir hâlinde iken, Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflatun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu olay yerinde şehit edildi. Bu cinâyet hâlâ çözülememiş olmakla birlikte, Hizbullah tarafından işlenildiği iddia edilmektedir. Hakkında pek çok gazete yazısı ve kitap yazıldı. Ayrıca Gaffar Okkan’ın hayatını ve bu suikastı konu alan “3310 Öldürüldü” isimli kitap Emrah Gürkan tarafından kaleme alındı.

24 Ocak 2001 yılında görev yaptığı ilde “kusursuz eylem” sonucu katledilen Birinci Sınıf Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Diyarbakır’ın en çok sevilen polis şefi olarak tarihe geçmiştir. Okkan, güvenlik konusunda eğitimi sırasında öğrendiklerini, Türkiye ve de “bölge” gerçekleri dikkate almadan hayata geçirmişti.

Gaffar Okkan ile “Hizbullah Operasyonu” sırasında tanışmıştım. 2000 yılıydı, kendisinden 20 dakikalık bir görüşme kopartmış olarak Diyarbakır Emniyeti’ndeki odasına girdiğimde, küçük bir sehpa üzerinde, pide-ayrandan oluşan öğle yemeğini bitirmek üzereydi.

Ona ilk olarak Diyarbakırlı meslektaşlarımdan öğrendiğim bir bilgiyi aktarmıştım: ‘Buradaki gazeteciler diyorlar ki, Diyarbakır’da polislerin dışında herkes Gaffar’ı seviyor!’

Okkan, cep telefonunu herkese vermişti, başı sıkışan doğrudan Emniyet Müdürünü arıyordu. Gaffar Okkan, -o zaman yazmamak kaydıyla- minik bir iki hikâye anlatmıştı.

Kendisi göreve başladığında bir genç polis memuru eşiyle alışveriş yaparken, kadına elle sarkıntılık eden adam yaka paça karakola götürüldüğünde herkes şaşırmıştı... Adam, 14 yıldır kentte görev yapan bir polis memuruydu. Okkan, o polisi makamına çağırmış ağzını burnunu kan çanağına çevirirken sormuştu: ‘Sen polisin karısına böyle yaparsan, vatandaşa kim bilir neler yapmazsın?’ Gaffar Okkan, “böylesi polisler” demişti, ‘Beni sevmeyebilirler!’

Olay sonrasında okullarda öğrendiklerini Diyarbakır’da uygulamıştı: -Bir polis aynı kentte 10 yıl, 15 yıl görev yapamaz. 10 yılı aşkın kıdemleri olan polislerin başka illere gönderdim, 1000 tane genç cengâver çocuk getirdim!
Gaffar Okkan, kentte dejenere olmuş meslektaşlarının icraatlarını kendisi yakalıyordu. Bir terörle mücadele polisi, bir asayiş polisi, bir trafik polisinden oluşan üçlü yapı, gece ev baskınları yapıyor, evinde tek kırma av tüfeği olan vatandaşların önüne iki seçenek sunuyorlardı: “Ya 4 bin dolar verirsin, ya da PKK’ya yardım yataklıktan 3 yıl 9 ay içeri girersin.” Kendisine verilen süre içinde yeterli parayı çıkartamayan bir Diyarbakırlı çareyi Emniyet Müdürü’ne telefon etmekte buluyor. Okkan’ın aracıyla bütün kenti dolaştıktan sonra trafikçiyi “işte bu idi müdürüm” diye gösteriyor. Zanlı trafik polisi, hiç geri basmıyor, İl Emniyet Müdürü’nün yanında adama dönüp diyor ki: ‘Sana da iyilik yaramıyormuş!’ Gaffar Okkan “işte bunlar beni sevmezler” diye sözlerini bağlamıştı...

Gaffar Okkan, Diyarbakır’da bir değerler dizisini yıkıyordu. Devlete hâkim olan düşünceye göre Kürtlerden iyi vatandaş olmazdı! Ne yapılırsa yapılsın Kürtler asla devlet düşmanlığından vazgeçmezlerdi. Gaffar Okkan ise bir cep telefonuyla bu kökleşmiş yargıyı yerle bir ediyordu. Eğer insan gibi bir kamu yönetici yollarsanız, pekâlâ Kürtler de “iyi vatandaş” olabilirler.
Bir Gaffar Okkan, tek başına bütün Diyarbakır’ı kendisine sevgi ötesi bir yakınlıkla bağlayabiliyorsa, o zaman zalim bir soru işareti ülkenin üzerine asılı hale geliyordu: “Biz yıllardan beri bu insanları niye bombalıyoruz?”
Gaffar Okkan eğitiminin hakkını veren, ülkesini seven bir polis şefi olarak şimşekleri üzerine çekiyordu. Gözü kara olması, kendi güvenliğini riske ediyordu. Zırhlı makam arabasını garaja çektirmiş, normal bir otomobile biniyordu. Halka yakın durmanın gereği olduğunu düşünüyordu.

Bir gün Diyarbakırlı ünlü bir gazeteciye dedi ki: ‘-Oğlum beni vuracaklar!’ ‘-Aman müdürüm o nasıl söz? Sizi bu kentte ne kadar sevdiklerini bilmiyor musunuz?’
Okkan, dosyaların arasından bir ifade tutanağı çıkartıp gazeteciye uzattı. Yakalanan bir itirafçı, kendisinin Okkan’ı vurmak üzere bir gün Diyarbakır Stadyumu’na gittiğini, tam onun arkasına geldiğinde, birden Okkan’ın geri dönüp “ne o ulan, beni mi vuracaksın?” dediğini, bunun üzerine de kendisinin hızla şeref tribününden ayrıldığını anlatmıştı.
Gaffar Okkan, kurt bir polisti. Böylesi girişimler başladığına göre diye düşünüyordu: ‘Beni vurmayı kafalarına koymuşlar!’ Sonunda Gaffar Okkan büyük bir silahlı saldırıyla öldürüldü. Olayın “teknik” yorumunu Mehmet Ağar yapmıştı: ‘Kusursuz bir eylem!’

Gerçekten de eylem kusursuzdu! Hedef yok edilmiş, hiç zayiat verilmemişti.

Yorumlar (3)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@