banner5

banner29

Ümmü Habibe kimdir? Ümmü Habibe’nin hayatı

Ümmü Habibe kimdir? Ümmü Habibe Peygamber efendimizle nasıl evlenmiştir? Ümmü Habibe’nin hayatı, Ümmü Habibe’nin vefatı…

İslam 29.09.2020, 15:28
Ümmü Habibe kimdir? Ümmü Habibe’nin hayatı

Peygamber Efendimizin hanımlarından biri olan Ümmü Habibe validemizin Peygamberimizle nasıl evlendiği, Ümmü Habibe’nin hayatı Ümmü Habibe’nin vefatı, Ümmü Habibe‘nin peygamberimizle evliliği ve Ümmü Habibe’nin kimdir gibi soruların cevapları tüm detaylarıyla haberimizde.

işte, "Ümmü Habibe kimdir? Ümmü Habibe Peygamber efendimizle nasıl evlenmiştir? Ümmü Habibe’nin hayatı, Ümmü Habibe’nin vefatı…" sorularının cevabı.

ÜMMÜ HABİBE KİMDİR?
ÜMMÜ HABİBE’NİN HAYATI

Ebü Süfyan'ın kızı olan Ümmü Habibe'nin asıl adı Remle idi. Hz. Muaviye'nin de kız kardeşi oluyordu. Annesi ise Hz. Osman'ın halası Safiyye bint-i As idi.

Hz. Ümmü Habibe ilk Müslümanlardandı. Kocası da kendisi gibi Müslüman olan Ubeydullah bin Cahş idi. Fakat o sırada henüz babası ve annesi Müslüman değillerdi. Üstelik Ebû Süfyan müşriklerin reislerindendi. Bu sebeple Hz. Ümmü Habibe dayanılmaz işkencelere maruz bırakıldı. Fakat inancından hiçbir şekilde taviz vermedi. İşkenceler dayanılmaz bir hal alınca da kocası ile birlikte ikinci kafile ile Habeşistan'a hicret etti.

Habeş hükümdan Necaşi, Muhacirleri çok iyi karşıladı. Orada onlara her türlü imkânı sağladı. Bu arada Ümmü Habibe'nin bir kızı dünyaya geldi. Bu yavrucağa Habibe ismini taktılar. İşte bundan sonra Remle'ye Ümmü Habibe künyesi verildi.

Ümmü Habibe'nin Habeşistan'a hicreti üzerinden çok az bir zaman geçmişti ki, gece rüyasında kocasının yüzünü kap kara bir halde değişmiş olarak gördü. Sonrasını kendisi şöyle anlatıyor:

"Kendi kendime, vallahi onun hali değişecektir dedim. Kocam sabah olunca bana, Ey Ümmü Habibe Ben dinleri incelemiş ve Hristiyanlıktan daha iyi bir din görmeyip ona yaklaşmıştım. Sonra da nasıl oldu ise Muhammed'in dinine girmişim. Şimdi ise tekrar Hıristiyan oldum' dedi. Ona, 'Vallahi sende hayır yoktur' dedim ve hakkında gördüğüm rüyayı söyledim." Ümmü Habibe'nin kocası sadece kendisi dininden dönmekle kalmadı, hanımını da Hıristiyan olmaya zorladı. Bu takdirde zengin olacaklarını söyledi. Fakat Ümmü Habibe onun vaadlerine iltifat etmedi. İslâmiyet uğrunda babasından, annesinden, memleketinden, akrabalarından ayrılmamış mıydı? O halde bu yolda kocasından da ayrılabilirdi. Hiç tereddüt etmedi. Kocasından ayrıldı. Atık vatanından kilometrelerce uzak, gurbette çocuğuyla birlikte kimsesiz kalmıştı. Çok sıkıntılı günler geçiriyordu.

Peygamber Efendimiz, Ümmü Habibe'nin kocasının İslâmiyet’i terk ettiğini, Ümmü Habibe'nin de ondan ayrıldığını duymuştu. İnancı uğrunda bu kadar zorluklara tahammül eden Hz. Ümmü Habibe'yi mükafatlandırmak istiyordu. Bir kadının kocasından ayrıldıktan sonra beklemesi gerekli müddet olan "iddeti"ni tamamladıktan sonra Habeş Hükümdarı Necaşi’ye bir elçi gönderdi. Ona hitaben iki tane de mektup yazmıştı. Mektuplardan birincisinde Necâşiyi imâna davet ediyor, diğerinde de orada bulunan Ümmü Habibe'yi kendisine nikâhlamasını istiyordu. Ayrıca oradaki muhacirleri Medine'ye yollamasını rica ediyordu.

Medine'den ayrılan elçi Amr bin Ümeyye yorucu bir yolculuktan sonra Habeşistan'a erişti. Necâşî onu hemen huzuruna kabul etti. Peygamberimizin gönderdiği mektupları hürmetle okudu. Hidayet nuru yüzünde parlamaya başladı. Zaten başta Hz. Ali'nin kardeşi Cafer bin Ebi Talip olmak üzere ülkesine hicret eden Müslümanlardan İslâmiyet hakkında bir hayli şey öğrenmişti.

Daha sonra beklemeden kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu. Necâşi böylece Peygamberimizin birinci isteğini yerine getirdikten sonra Kâinatın Efendisinin diğer arzusunu da yapmak için vakit geçirmeden harekete geçti. Bir hanım hizmetçisini Ümmü Habibe'ye müjdeci olarak gönderdi. Peygamberimizin kendisiyle evlenme teklifinde bulunması Hz. Ümmü Habibe'yi çok sevindirdi. Şimdiye kadar çekmiş olduğu bütün sıkıntılarını unutturdu. Bu güzel haberi getirdiği için kolundaki iki gümüş bileziği, ayağındaki halhalları hizmetçiye müjde karşılığı olarak verdi.

Akşam olunca Necâşî, ülkesindeki Müslümanları topladı. Biraz sohbetten sonra şöyle bir konuşma yaptı: "Hamd ve senâ Allah'a mahsustur. O, Melik, Kuddüs, Selâm, Mü'min, Mü heymin, Aziz ve Cebbardır. Ben şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed de (a.s.m.) Allah'ın kulu ve Resulüdür. Onun geleceğini Meryem oğlu İsâ da (a.s.) müjdelemişti." Neşâşi sonra Ümmü Habibe'ye Peygamberimiz adına dört yüz altın mehir verdi.

Necaşiden sonra Ümmü Habibe'nin vekili Hâlid bin Said de bir konuşma yaptı. Ümmü Habibe'yi Peygamberimize nikâhladığını bildirdi. Daha sonra Necaşi dâvetliler için düğün yemeği verdi. Ümmü Habibe Vâlidemiz için birçok çeyiz hazırlattı. Muhacirlerin de yol hazırlıklarını tamamladı.

Onları gemilere bindirerek Medine'ye yolladı. Muhacirler, Medine'ye bir gün bir gece uzaklıkta bulunan Car Limanına kadar gemilerle geldiler. Oradan Medine'ye ise develere binerek gittiler. Müşriklerin işkencelerinden kurtulmak için Habeşistan'a hicret eden Müslümanların geri dönmeleri, Medine'de sevinçle karşılandı. Peygamber Efendimiz Ümmü Habibe'yi bir odaya yerleştirdi.

Ümmü Habibe Resulullahın her arzusunu hemen yerine getirirdi. Peygamberimize olan sevgisi tarif edilemeyecek kadar büyüktü. Babası ile arasında geçen şu hadise bunun canlı bir misalini teşkil eder.

Müşrikler Peygamberimizle yaptıkları Hudeybiye Antlaşmasının bir maddesini tek taraflı olarak ihlâl etmişlerdi. Fakat Müslümanlarla savaşa girmeyi de göze alamıyorlardı. Bu sebeple anlaşmayı yenilemek istiyorlardı. Bunun için de Mekke reislerinden olan Ebû Süfyan'ı görevlendirdiler. Ebû Süfyan aynı zamanda Ümmü Habibe'nin babası olduğu için Peygamber Efendimizin kayınpederi oluyordu.

Ebû Süfyan hiç vakit geçirmeden Medine'ye hareket etti. Medine'ye vardığında kızına misafir olmayı ve Peygamberimizle anlaşmasına yardımcı olması için onu aracı yapmayı düşünüyordu. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine'ye ulaştı. Peygamber Efendimizin evine gitti ve Ümmü Habibe'nin kapısını çaldı. Hz. Ümmü Habibe, istemeye istemeye babasını içeri davet etti. Fakat oturması için bir yer göstermedi. Ebû Süfyan yorgundu, yerde duran mindere oturmak istedi. Fakat Ümmü Habibe buna müsaade etmedi. Çünkü o minder Peygamber Efendimizin. Babası da olsa müşrik birisinin o mindere oturmasına razı olmadı. Ebû Süfyan, kızının mindere oturmasına müsaade etmeyişinin sebebini anlayamadığından sordu:

"Kızım, anlayamadım. Sen minderi mi benden, beni mi minderden esirgiyorsun?"

Ümmü Habibe'nin cevabı şu oldu:

"Bu Resulullahın minderidir. Sen ise, müşriksin. Senin gibi birisinin Resulullahın minderine oturmasına gönlüm râzı olmaz."

Ebu Süfyan hiç beklemediği bu cevap karşısında çok kızdı:

"Vallahi, kızım, sen yanımdan ayrıldıktan sonra değişmişsin. Sana kötülük isabet etmiş" dedi.

Müslüman olmayan birisi, Sahabelerin Peygamberimize olan muhabbetinin büyüklüğünü anlayamazdı.

Hz. Ümmü Habibe babasının bu sözlerine şu karşılığı verdi:

"Hayır, Allah bana kötülük değil, İslâmiyet’i nasib etti. Sen ise işitmeyen, görmeyen, taştan yontulmuş putlara tapmaya devam ediyorsun. Babacığım! Senin gibi Kureyşlilerin büyüğü olan birisi nasıl olur da İslâmiyet’ten uzak kalır?"

Kızının daha da ileri giderek kendisini İslâm’a dâvet etmesi Ebû Süfyan'ı iyice kızdırdı. "Yazıklar olsun sana," dedi. "Senden bu sözleri de mi işitecektim? Ben atalarımın tapındıklarını bırakıp Muhammed'in dinine gireceğim, öyle mi?" dedi ve öfkeyle oradan ayıldı.? (Ebû Süfyan hidayet nuruna ancak Mekke'nin fethi sırasında kavuştu. Geç kalışından dolayı çok pişmanlık duyardı.)

Peygamber Efendimizle beraber geçirdiği üç yıl içerisinde ona muhabbet gösteren ve bir dediğini iki etmeyen Ümmü Habibe Vâlidemiz, Peygamberimizden bazı hadisler de rivayet etmiştir. Bunlardan bir tanesi şu mealdedir:

"Ümmetime meşakkat verme endişesi olmasa idi, her namaz vaktinde misvak kullanmalarını emrederdim.” Hicretin 44. yılında, kardeşi Muâviye'nin hilâfeti zamanında vefat eden Hz. Ümmü Habibe, ölüm hastalığına yakalandığında Hz. Âişe ve Ümmü Seleme'yle helâlleşti, "Aramızda bazı şeylerin olması normaldir. Eğer bizim de aramızda bir şeyler olmuş ise Allah sizi bağışlasın ve benim hiçbir hakkımı sizden sormasın" dedi. Onlar "Bizim haklarımızı da Allah senden sormasın" deyince çok sevindi.

Allah onlardan razı olsun.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Haftalardır kısıtlamalar nedeniyle evlerimizdeyiz. Sizce kısıtlamalar sona ermeli mi? Yoksa devam etmeli mi?
Haftalardır kısıtlamalar nedeniyle evlerimizdeyiz. Sizce kısıtlamalar sona ermeli mi? Yoksa devam etmeli mi?