02.10.2021, 16:40

Haçlı Seferleri ve Kudüs’ün Fethi

Koyu cehalet karanlığı içindeki Ortaçağ Avrupası, aynı zamanda büyük bir ekonomik kriz içindeydi. Soyluların ve derebeylerin lüks ve israfına karşılık, halk sefalet içinde yaşıyordu. Bu fakirlik ve ezilmişlik insanları canından bezdirdiği için her an patlamaya hazır potansiyel bir tehlike olarak görülüyordu. Krallar diktatörlüğünü, Papa da kilisesini ve zenginliğini kaybetmemek için çareler arıyordu.

8. Yüzyılın başında İspanya’yı ele geçiren Müslümanlar, burada kuvvetli bir devlet ve hilafet kurmuş, Avrupa’nın batısını bir İslam diyarı haline getirmişlerdi. Endülüs Emevi Devleti, Halife Sultan III. Abdurrahman zamanında Afrika ve Avrupa’nın hem siyasi hem askeri hem de ilim ve medeniyet yönünden en güçlü devletiydi.

Papa II. Urbanus’un tanımladığı iki düşman vardı. Birincisi Endülüs, ikincisi ise Kudüs. Endülüs’e saldırmaya cesaret edemeyen Hıristiyan dünyası, hedefine Kudüs’ü almıştı. Kutsal şehir Kudüs, ta Hazreti Ömer zamanında Müslümanlar tarafından fethedilmişti. Sokaklarından süt ve bal akan Kudüs’ü ele geçirip doğunun bütün zenginliklerine el koymak için askerleri ve halkı yönlendirecek bir kutsal savaşın başlaması gerekiyordu.

15 TEMMUZ 1099

Takvimler 1095 yılının 27 Kasım’ını gösterirken soğuk bir havada Fransa’nın güneyindeki Clermont şehrinde binlerce insanın toplandığı meydanda büyük bir kalabalığa hitap eden Papa II. Urbanus şöyle bir konuşma yapıyordu:

“Ey İsa Mesih’in evlatları! Doğu’da neler olduğundan haberiniz var mı? Türkler ve Araplar Anadolu’yu ele geçirip Bizans’a ve Akdeniz’e dayandılar. Din kardeşlerimizi öldürüp, kalanları esir aldılar. Kiliselerimizi yıkıp, Hıristiyanlığı ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Kutsal topraklar ve Kudüs yüzyıllardır onların işgali altında. Sadece İspanya’da Müslümanlara karşı mücadele etmek yeterli değildir. Asıl savaşımız Doğu’da olmalı. Onları Anadolu’dan ve Kutsal topraklardan atmalıyız.

Bu yapılacak sefer aynı zamanda kutsal Hac yolculuğuna çıkmaktır. Sefere çıkanların tüm günahları bağışlanacaktır. Sokaklarından süt ve bal akan Kudüs ve bütün Doğu’nun zenginlikleri de Hıristiyanların olacaktır. Kudüs’e varmadan geri dönenler ise afaroz edilecektir. Bu sefere katılanlar kutsal Haçlı yemini etsinler, üzerlerinde haç işareti taşısınlar. Bu büyük seferin başlangıcı 1096 yılının 15 Ağustos günüdür. Tanrı ve oğlu İsa Mesih hepinizi korusun.”

***

Acaba bu dönemde Müslümanlar mı çok zayıftı yoksa Haçlılar mı çok kuvvetliydi? Birinci Haçlı Seferi ile Kudüs'e doğru yola çıkan ordular Anadolu'dan geçerken çok büyük kayıplara uğramışlardı. Antakya'ya kadar gelebilen askerler, bu kaleyi alamasalardı belki de geri dönüp gideceklerdi.

Haçlılar bölgeye geldiği zaman, bölük pörçük olan Müslümanlar kendi menfaatlerine uygun olacak ve galip tarafın zararından korunacak şekilde hareket ediyorlardı. Müslümanlar arasında birlik, beraberlik, yardım, cihad gibi kavramlar tamamen unutulmuş yerini menfaat, ikiyüzlü siyaset ve Haçlılarla işbirliği almıştı. Öyle ki bazı Emirler, daha Haçlılar şehirlerine yaklaşmadan onlara elçileriyle kıymetli hediyeler gönderiyor, her türlü erzak ve ihtiyaçlarını karşılamayı, kılavuzlar vererek onları emniyetli bir şekilde gidecekleri yere götürmeyi teklif ediyorlardı. Canlarını ve mallarını bu şekilde koruyacaklarını zannediyorlardı. Hâlbuki Haçlılar bu bölgeleri bilmedikleri için korku ve endişe ile hareket ediyor, hatta hangi yoldan gideceklerini günlerce tartışıyorlardı. Kurulacak pusular ve yapılacak baskınlara karşı hiçbir tedbirleri olmamasına rağmen, Müslüman aşiret reislerinin ve Emirlerin bu cömert yardımları sayesinde hiçbir zorlukla karşılaşmadan Kudüs’e doğru ilerlemeye devam ediyorlardı.

Bu şartlar altında 7 Haziran'da Kudüs önlerine gelen Haçlılar şehri kuşatmış, 5 hafta sonra 15 Temmuz 1099'da surlardan içeri girmişlerdi. Yapılan büyük katliamı kendi tarihçileri bile dehşet içinde anlatmışlardı.

SELAHADDİN EYYUBİ

Hükümdarlığının yanı sıra askeri ve siyasi bir deha olan Sultan Selahaddin Eyyubi, aslında Haçlı işgali altındaki Kudüs'ü 2 Ekim'de değil, 4 Temmuz'da fethetti denilse, yanlış olmaz. Çünkü Hıttin Savaşı, hem fethin müjdecisi hem de Kudüs yolunu açan en önemli galibiyettir. 4 Temmuz 1187 Cumartesi günü, Selahaddin Eyyubi'nin askeri dehası ve Allah'ın lütfuyla ulaşılan zafer, İslam Birliği'nin, 88 yıl devam eden Haçlı işgaline karşı kazandığı çok büyük bir başarıdır.

O etrafındakilere "Kudüs işgal altındayken, bir Müslüman nasıl gülebilir, nasıl tıka basa yiyip içebilir, nasıl rahat uyuyabilir?" demişti.

Nureddin Zengi ölünce onun yıllarca "İslam Birliği" kurulması yolundaki gayretlerinin boşa gitmesine gönlü razı olmayan Selahaddin Eyyubi, Haçlılara karşı bütün Müslümanları bir araya getirmiş, bu sayede Allah'ın yardımıyla mukaddes şehir Kudüs'ü fethetmişti.

O, Müslümanlara karşı daima yumuşak davrandı. Fitnecilerin oyunuyla karşısına geçip kılıç çekenlere bile düşman gözüyle bakmadı, mümkün olduğu kadar sulh yolunu tercih etti. Sonunda bütün emirler ona boyun eğdi. Ama Selahaddin Eyyubi hiçbir zaman kibirlenmedi. Çünkü maksadı dünya saltanatı değil, Müslümanların birleşmesiydi.

Müslümanların ilk kıblesi, İsra ve Mi’raç mucizelerinin tecelligâhı, Hz. Ömer’in yadigârı, Peygamberler diyarı Kudüsü Şerif tam 88 yıldır Haçlı işgalinde bulunuyordu. Mescidi Aksa boynu bükük, Müslümanları bekliyordu. Sultan Selahaddin Eyyubi, ömrünü bu mukaddes şehrin fethine adamıştı. “Ya bu uğurda ölürüm veya Kudüs’ü Haçlılardan kurtarırım” diye yemin etmişti. İşte şimdi bu gayesine çok yaklaşmıştı.

1187 yılında Sultan Selahaddin, Müslümanları Halifenin de desteğiyle Haçlılara karşı cihada davet edince muazzam bir İslam ordusu toplandı. Birkaç sene önce birbiriyle savaşanlar, İslam kardeşliğini yeniden hatırlayıp omuz omuza verdi. Sultan, askeri dehasıyla Kudüs'ü kuşatmadan önce düşmanı başka bir bölgeye çekip bir meydan muharebesiyle imha etme planları yapıyordu.

Kudüs fethinin müjdecisi olan Hıttin Zaferi, Selahaddin Eyyubi'nin hem dirayetli bir kumandan hem de cesur bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Haçlıları Temmuz sıcağında Taberiye Gölü'ne yakın Hıttin Tepesi'nde sıkıştıran Sultan Selahaddin Eyyubi, bu önemli zafer sayesinde Kudüs'ün fetih yolunun açılacağını biliyordu.

Selahaddin Eyyubi, Miraç yıldönümünde (27 Receb 583) 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs'ü fethettiği zaman, aynen ilk fatih Hz. Ömer (r.a.) gibi bütün gayrı müslimlere eman verdi. Müslümanlar büyük bir olgunluk içinde tekbirlerle şehre girdiler. Bir damla kan bile dökülmedi. 88 yıl önce Müslümanların kanı içinde yüzerek şehri işgal eden katillerin torunları, İslâm’ın merhametiyle güven içinde bulunuyorlardı. Ne bir ev yağmalandı, ne de bir insana kötü söz söylendi. Sultan’ın emriyle şehirde devriyeler dolaştırılıp, heyecanlı askerlerin bir taşkınlık yapmasına fırsat verilmedi.

Mescidi Aksa'yı bütün şirk ve pislikten temizleyip, Halepli neccarın yıllar önce sedir ağacından yaptığı musanna' minberi getirterek Kıble Mescidine yerleştirdi. 9 Ekim günü de Mescidi Aksa'da ilk Cuma namazı kılındı.

ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİ

Kudüs’ün fethinden sonra Sur Başpiskoposu Josias, Avrupa’dan yardım istemek üzere Sicilya’ya gönderilmişti. Sicilya Kralı yardım için hemen bir donanma hazırladı. Josias ise Papa ile görüşmek üzere Roma’ya gitti.

Papa III. Clemens, Almanya, İngiltere ve Fransa’yı Kudüs’ü geri almak ve Selahaddin Eyyubi’yi durdurmak için yeni bir Haçlı Seferine teşvik ederek, üç kralı ikna etmişti. Başta İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard, Fransa Kralı II. Philippe Auguste ve Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa ordularıyla Kudüs’e doğru yola çıkmışlar, tarihte eşine az rastlanan büyük bir kuvvetle Akkâ önlerine gelmişlerdi. Selahaddin Eyyubi iki sene çok zor bir müdafaadan sonra, 1191 yılında Kudüs’ü kaybetmemek için Akkâ’yı feda etmişti. Sonunda III. Haçlı Seferi için Filistin’e gelen 600 bin Hıristiyan’ın 100 bini ölmüş, diğerleri de eli boş olarak Avrupa’ya geri dönmüşlerdi.

Üçüncü Haçlı Seferi sırasında Sultan Selahaddin Eyyubi askerlerine şöyle hitap ediyordu:

“Kahraman Gaziler! Zafer kazanmak, fetihler yapmak elbette önemli, ama onu korumak daha zordur. Kudüs fethinin üzerinden tam iki sene geçti. Fakat yeniden toparlanan Haçlı sürüleri yine karşımıza çıktı. Düşman tükenmez, cihad bitmez. Ya şehid oluruz, ya gazi. Eğer tesis ettiğimiz İslâm Birliği bozulmazsa bugün ve bundan sonra Haçlıların yapacağı bütün hücumlar sizin demir gibi azminize çarpıp sonuçsuz kalacak.”

Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü fethettikten sonra rahat etmek için, sarayına çekilip (hayatı boyunca hiç sarayı olmamıştı) ömrünün kalan altı yılını dinlenerek geçirseydi, Kudüs üç sene sonra tekrar Haçlıların eline geçerdi. Tarihin en büyük saldırısı olan III. Haçlı Seferine karşı, askeri ve siyasi dehasıyla karşı koyması, en az Kudüs fethi kadar önemliydi. Avrupa'nın üç kralına, karadan ve denizden gelen 600 bin kişilik Haçlı sürüsüne büyük bir azim ve feragatla direnmesi sayesinde, Kudüs yeni bir işgalden kurtulmuştu.

Yorumlar