Refahyol hükümetini düşürmek,sistemi istedikleri gibi inşaa etmek ve ortaya çıkacak yolsuzluklarını örtpas etmek adına devletin derinliklerine doğrudan müdahale, ekonomik ve sosyal hayatı dizayn etme girişimleri olarak nitelendirilecek tarihimizdeki karanlık bir dönem.
İcra ediliş şekli ve kullanılan vasıtalardan dolayı ise ‘postmodern’ nitelemesini hak eden 28 Şubat... 

Fiilî gücün yerine psikolojik harp unsurlarının tercih edilmesi, silahsız kuvvetlerin ön plana çıkması ve kendine ait bir literatürün oluşmasını beraberinde getirdi.  


 28 ŞUBAT'A ÖZEL KAVRAMLAR: 

Silahsız Kuvvetler: Daha sonra kimi yazarlar buna doktrin bile dedi. Hükümeti çekilmeye zorlamak için medyanın öncülüğünde dernek ve sendikalar harekete geçirildi. Yargı’ya ağırlıklı rol biçildi. Yardım ve yataklık ilk defa böylesine ödüllendirildi ve ‘silahsız kuvvetler’ olarak adlandırıldı.

Brifing: Karargâhta hazırlığı yapılan eylem planlarının uygulayıcı silahsız kuvvetlere aktarım süreci. Operasyonel birlik(!) olan medya ve yargıya toplu brifing seanslarıyla yükleme yapıldı.

28 ŞUBAT’IN AKTÖRLERİ 

ASKERLER:

Demokrasi silahla korunmak zorunda fikrinin savunucuları olan demokrasi düşmanları,yöneticisi oldukları bankaları  çarpıp hesap vermeyen sözde demokratlar.

Her bankaya bir paşa!

28 Şubat döneminin karakteristik özelliklerinden biri de, batan bankaların bazılarının yönetim kurullarında emekli generallerin görev almasıydı. Peki, yönetim kurullarına giren generaller bankacılık veya finans sektörünü ne kadar biliyordu? Daha doğrusu görevlerine sektördeki birikimleri sebebiyle mi gelmişlerdi? Herkes biliyor ki onları bu görevlere getiren ana etken dönemlerinin ‘kudretli komutanları’ olmaları, devlet içindeki güçleri ve kamuoyu nezdindeki itibarlarıydı. Silah zoruyla elde edilen itibarın iş bitirme gücü ise tartışılmazdı!

İşin garibi daha sonra banka patron ve yöneticileri yargılanırken, askerler davalardan muaf tutuldu. 

ÜNİVERSİTELER: 

Türkiye'de eğitim laikliğe aykırı olamaz deyip üniversitelerde hükümete karşı eylem tertipleyen bilim , din- vicdan özgürlüğü düşmanları..

Eğitim özgürlüğü ve insan hakları konusunda yasakları ile sınır tanımadılar... 

Ve, unutulmayan,unutulmayacak olan İkna odalarının mimarları 

HUKUK DÜŞMANLARI: 

Bağımsız yargı kavramını saplantılı düşüncelerine kurban eden sözde yargı mensupları.
Vural Savaş'ın Refah Partisinin  Kapatma iddianamesinde kullandığı ‘kan içici vampirler’ sözleri hukuk skandalı olarak kayıtlara geçti.  

MİLİ İRADEYE DÜŞMAN SİYASİLER: 

Seçim ile kazanamayacağını gören demokrasi düşmanları.

20 Nisan: ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, “Size müjdem, bayramdan hemen sonra bu hükümet yolcudur. Falcılık falan yapmıyorum, bilerek söylüyorum.” dedi.

SÖZDE MEDYA: 
 
Sayısız tahrik edici haber ile gündem oluşturuldu ve ortam gerildi.

ÖRNEĞİN, 

Dinç Bilgin: 

O dönemde etkin olan iki gruptan biriydi. Sabah ve ATV’nin sahibiydi. 2001 krizinde gazeteyi devretmek zorunda kaldı. 28 Şubat dönemi için “Çok büyük kabahatlerimiz oldu. Yalan haber ve yazıları servis ettik.”  itirafında bulundu. Etibank’ın zarara uğratılmasıyla ilgili olarak, ‘nitelikli zimmet’ suçundan 4 yıl 10 ay hapis ve 129 milyon TL adli para cezası aldı.

SEÇİLMİŞ OYUNCULAR: 

Fadime Şahin: Tarikatlar ve taciz dosyaları ile gündemi belirleyen en önemli aktörlerden biri.

Ali Kalkancı: Dönemin ‘sahte şeyhi’ olarak nam saldı. Hiçbir dinî bilgisi olmamasına rağmen çok sayıda müridi (!) vardı. Çarpık ilişkileri ortalığa saçıldı. Bir kimya fabrikası sahibi olduğu anlaşıldı. Burada 2 milyon captagon (uyuşturucu) hap ele geçirildi.  Sergilenen oyunda ‘sahte şeyh’ rolünü başarıyla oynadı. Hâlen uyuşturucu suçundan cezaevinde.

Müslüm Gündüz: 1990’lı yıllarda televizyon kanallarında yaptığı açıklamalarla Aczimendilerin başı olarak tanındı. 

5’Li ÇETE: 
28 Şubat sürecinin başaktörleri arasında “5’li Çete”yi saymak hiç de yanlış olmaz. İş dünyasının önemli kuruluşları; Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK), Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK- İŞ) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 5’li Çete’nin üyeleri olarak sayılıyordu. 

Tabikide TÜSİAD'ı unutmamak gerek.

ORTAM NASIL GERİLDİ? 

Medyada şeriat geliyor,laiklik elden gidiyor...... söylemleri.

5 Ocak: Türk-İş hükümete uyarı mitingi düzenledi.

23 Ocak: Bartın Adliyesi Yazı İşleri Müdürü Abdurrahman Güzelgün, memurların mesai saatlerinin ramazana göre düzenlenmesini öngören Bakanlar Kurulu kararlarının iptali istemiyle Danıştay’a dava açtı.

26 Ocak: Komutanlar, Gölcük’te bir araya geldi. Şu açıklama yapıldı: “Bir generalin, Atatürk heykeli dikilmesindeki tutumu için söylenenler üzüntü vericidir. Ramazan sebebiyle mesainin iftar saatine ayarlanması doğru değildir. TSK iç ve dış tehdide karşı ülkeyi korumakla görevlidir. Orduyu iç politikaya çekme gayretleri üzüntü vericidir.”

28 Ocak: Danıştay, ramazan düzenlemesiyle ilgili ‘yürütmenin durdurulmasına’ karar verdi.

5 Şubat: Sincan halkı sabah tank sesleriyle uyandı. 20 tank ve 15 zırhlı araç beklenmedik bir şekilde Sincan caddelerinden geçirildi.

7 Şubat: İstanbul’daki üniversitelerin öğretim üyeleri, iktidarın üniversitelerden elini çekmesini istedi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyenlerle mücadele edeceklerini açıkladı.

15 Şubat: Şeriata karşı kadın yürüyüşü yapıldı.

21 Şubat: “İran terörist devlet muamelesi görmeli.” diyen Çevik Bir, Sincan’dan geçen tanklarla ilgili olarak da, “Demokrasiye balans ayarı yaptık.” yorumunu yaptı.


26 Şubat: Türk-İş, DİSK ve TESK, rejime yönelik tehditlere karşı güç birliği kararı aldı.


BUGÜN OLANLAR 

Değişmeyen Vatan Aşığı Ekonomi Patronları: 
Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu Toplantısından demokrasi, laiklik ve Merkez Bankası için bağımsızlık çağrısı geldi.
"İstanbul Sözleşmesi" yeniden yürürlüğe konulmalıdır denildi.

Ekonomik uyarılar ayrı şey emir vermek ayrı şey. Bunu bu adamlara kim anlatacak. Seçim sonuçları yetmiyor sanırım.

• Gündemde Düşürülmeyen tarikatlar: 

 Taciz ,şiddet nereden ,kimden gelirse gelsin cezası ağır olmalıdır.Ancak söylemler üzerinde kin ve nefret duygusu aşılamak
 asıl terörizmdir. AK Parti muhafazakar seçmenden oy alıyor söylemi ile tarikat kavramını ısıtıp ısıtıp sunmak,halkı ayrıştırmak açıkçası vatan hainliği değilde nedir?
Tarikat yurdundaki çocuğa istismar... "Bunları anlatırsan kıyamet kopar"

• Demokrasi Aşığı Özgürlükçü Batı 

Irak, Suriye, Afganistan... halklarının yaşadıkları apaçık ortadayken;
"Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu"
...

10 Ülkenin büyükelçilerinden osman kavala çağrısı, 
4 yıldır tutuklu olan Kavala'nın tahliyesinin yapılması için Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda Büyükelçilikleri, Türkiye'ye çağrıda bulundu....

 Tarih Nedir?