“Gazze yanıyor” diyen İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın sözleri artık retorik değil, bir siyasî iradenin ve askeri stratejinin itirafıdır; bu ülkenin güvenlik kabinesi aynı doğrultuda, 8 Ağustos’ta Gazze’ye yönelik kademeli işgal planını onayladı.
Bombardımanlar, sadece hedefli askerî noktaları değil; yüksek katlı binaları, apartman bloklarını ve sivil altyapıyı vuruyor “savaş gereği” diye öne sürülen gerekçelerle şehirler yerle bir ediliyor. Bu tabloyu görmezden gelmek, kardeşlik hukukuna ihanettir.
Peki Ne Yapmalıyız?
Önce gerçekçi olalım: maddi (silah ve teknoloji) üstünlüğümüz olmayabilir bunu kabul etmek erdemdir. Ama asıl belirleyici eksik, senin de işaret ettiğin gibi samimiyettir. Söz ile amel birbirine uymadığı sürece, yüksek perdeden söylemler sadece havada kalan gürültüdür.
SAMİMİYET NASIL OLUR?
1. Liderler hesap verecek:
Eğer İslam dünyası zalime dur diyemiyorsa bunun sebepleri halka açıkça, dürüstçe anlatılmalı; gösteriş için siyaset bitmelidir.
2. Halk tutarlılığı şart:
“Haydi savaşa gidelim” naraları değil, günlük hayatta görünür fedakârlık ekonomik tercihler, düzenli insani yardım, hukuki destek ve sürekli kamu baskısı.
3. Dua eyleme bağlanmalı:
Dua yalnızca niyet değildir; dua sonrası somut görevler (yardım, lojistik destek, imza kampanyası) herkese düşen görevler olmalı.
4. Uluslararası ve hukuki mekanizmalar işletilmeli:
Diplomasi, yaptırım, uluslararası hukuk yolları ve delil toplama süreçleriyle suçlar peşine düşülmeli.
Samimiyet, bir tek büyük kahramanlık anı değil; her gün yapılan küçük doğruların toplamıdır. Gizli yapılan fedakârlık, şov için yapılan gösteriden çok daha etkilidir. Eğer sözümüzü cüzdanımızla, zamanımızla ve hesap verebilirlikle desteklersek, tarih küçük toplulukların “büyük” orduları alt ettiği örneklerle doludur.
DİKKAT:
Gazze yanıyor; susmak suçtur. İslam aleminin liderleri gösterişi bıraksın, halklar ise samimiyeti seçsin; dua ile birlikte hesap verebilir, sürekli eylem programları uygulansın. Aksi hâlde sadece ağlayacak, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğiz.