Tarih nedir sorusunun cevabıyla başlayayım ki tarih ve ayna ilişkisi zihinlerde hakettiği yeri bulabilsin .

ülkeleri, ulusları, toplumları, kuruluşları etkileyen eylemlerden doğan olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki nedensel bağları, bunların daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her ulusun kurduğu uygarlıkları, ulusların kendi iç sorunlarını vb. inceleyen bilim.

Dünya tarihi, insanın insana yaptığı zulmün en karanlık örneklerini çoktan yazdı.

20. yüzyılın ortasında Avrupa’da bir lider, “güvenlik” bahanesiyle milyonlarca masum insanı toplama kamplarına sürükledi. Bugün, farklı bir coğrafyada, farklı bayraklar altında ama aynı gerekçelerle benzer sahneler yeniden yaşanıyor.

İsveçli çevre aktivisti Greta Thunberg’in “suya erişemedik, insanlar hastalandı, bizi kafeslere koyup gazla öldüreceklerini söylediler” sözleri, tarihin en karanlık dönemlerinden fırlamış bir yankı gibi.

Oysa bu kez çağ, dijital; insan hakları bildirgeleri, uluslararası mahkemeler, medya ağları var.

Ama ses yok.

Vicdan yok.

Dün “dünya sustuğunda” toplama kamplarından dumanlar yükseliyordu.

Bugün ise dünyanın gözü önünde, insanlık yine aynı bahaneyi duyuyor: “Güvenlik.”

Gazze’de, Batı Şeria’da, gözaltı merkezlerinde yaşananlar artık sadece bir ülkenin iç meselesi değil; insanlığın ortak utancıdır.

Sivil halkın üzerine inen bombalar, susuz bırakılan çocuklar, susturulan tanıklar…

Bunların hiçbirini “savunma hakkı” meşrulaştıramaz.

Dünya, “bir daha asla” demişti.

Ama “bir daha” yine oluyor sadece farklı bir tarih, farklı bir coğrafya ve farklı bir sessizlikle.

Uluslararası toplum, tarihten aldığı dersleri sadece anma törenlerinde değil, adaletin terazisinde göstermelidir.

Çünkü zulüm, hangi renk bayrak altında işlenirse işlensin, adı değişmez: insanlık suçu.