Türkiye Cumhuriyeti Devleti, savunma sanayinde elde ettiği üstün gelişmelerle sert gücü (hard power) etkili biçimde kullanırken; bölgede izlediği insani tutum ve diplomatik yaklaşımlarla yumuşak gücü (soft power) de aynı anda sahaya sürmeyi başarmıştır. Bu iki gücü dengeli biçimde bir araya getiren akıllı güç (smart power) anlayışı sayesinde Türkiye artık bölgede bir “oyuncu” değil, açıkça bir oyun kurucu konumundadır.

Bu tablo, dünya devletlerine güçlü bir mesaj verirken; bize de önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır:

Dışarıda güçlü olmak ne kadar kıymetliyse, içeride bu gücü besleyecek bir toplumsal bütünlük de o kadar elzemdir.

İç Cephe Sağlam Olmadan Olmaz

Devletlerin kaderi yalnızca sınır ötesinde yazılmaz. İçeride adalet, liyakat ve toplumsal güven zedelenmişse; dışarıda kazanılan hiçbir başarı kalıcı olamaz. Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı’na düşen sorumluluk büyüktür.

Yargı ve emniyet başta olmak üzere devlet kurumları üzerindeki bazı eleştirilerin gerçekçi olmadığını gösterecek samimi ve kapsayıcı reformlar, halkla daha güçlü bir bağ kurulması ve iktidar mensuplarının liyakat ve başarı dışında hiçbir ölçütü esas almaması hayati önemdedir. Halkın tamamına eşit mesafede duran bir yönetim anlayışı, devleti güçlendirir.

Muhalefetin Sorumluluğu

Bu tabloda muhalefetin sorumluluğu da en az iktidar kadar ağırdır. Elbette iktidarın iç ve dış politikada ülkenin âli menfaatlerine zarar verecek her tutumu eleştirilmelidir. Ancak bu eleştiriler, sadece “Erdoğan karşıtlığı” üzerine inşa edildiğinde; mesele iktidarı denetlemekten çıkar, ülkeye zarar veren bir siyasal körlüğe dönüşür.

“İktidar gitsin de Türkiye ne olursa olsun” anlayışı, yalnızca iktidara değil; muhalefetin kendisine ve tüm ülkeye kaybettirir.

Sahiplenmeden İktidar Olunmaz

Muhalefet, ülkenin iç ve dış politikada elde ettiği önemli kazanımları sahiplenmeli, doğru adımları desteklemeli; eksikleri ise bilgece ve yapıcı bir dille eleştirmelidir. Ancak bu şekilde halk, muhalefeti gerçek bir alternatif olarak görmeye başlayabilir.

Bugün ne yazık ki görülen tablo şudur:

Eleştiri var, ama yön yok.

Ses var, ama çözüm yok.

Tepki var, ama sorumluluk yok.

Oysa önü ve arkası düşünülmeden yapılan her eleştiri, sonunda ülkenin âli menfaatlerine zarar verir.

Bölge Gerçeği Bizi Uyarıyor

Irak, Suriye, Afganistan ve Pakistan örnekleri önümüzde duruyor. İçeride bozulan dengelerin, devletleri nasıl savrulmaya sürüklediğini ibretle izledik. Türkiye bu ülkelerden biri değildir; çünkü Türkiye Cumhuriyeti halkı sıradan bir toplum değildir.

Venezuela’da devlet başkanlarının aşağılanmasına sessiz kalan bir halk gördük. Biz ise Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, darbeler karşısında ve en son 15 Temmuz’da; sağcısıyla solcusuyla, dindarıyla seküleriyle tek yürek olmayı başaran bir millet olduğumuzu gösterdik.

Bu duruş, Türkiye halkının dış müdahaleye asla izin vermeyeceğinin ilanıdır.

Ortak Değerler, Ortak Tavır

Bu bilinçli duruşa hem iktidar hem muhalefet sahip çıkmak zorundadır.

Liyakat, rüşete karşı duruş, adam kayırmaya itiraz;

Marketlerdeki fiyat ahlaksızlığına,

Kira artışlarındaki vicdansızlığa,

Enflasyonu bahane ederek halkını sömüren anlayışa karşı ortak bir tavır…

Bunlar siyaset üstü meselelerdir.

Ve bu konularda ortak duruş sergilenmeden büyük Türkiye hayaline ulaşılamaz.

Terörsüz Türkiye ve Kardeşlik Hukuku

Cumhur İttifakı’nın, terör örgütlerinin yıllardır bu ülkeye kaybettirdiklerini telafi etmeye dönük ortaya koyduğu kardeşlik hukuku ve terörsüz Türkiye hedefi; ülkenin geleceği adına hayati bir adımdır. Bu sürece yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de sahip çıkması gerekir.

Buna değer katmayan, bu hedefi küçümseyen ya da görmezden gelen bir muhalefetin halk nezdinde karşılık bulması mümkün değildir.

Yanlış Soru, Doğru Muhasebe

“Erdoğan neden yirmi beş yıldır iktidarda?” sorusu yanlıştır.

Doğru soru şudur:

“Biz hangi politikayı üretemedik ki halk bize yönelmedi?”

Bir önceki seçimde kurulan masada verilen büyük vaatlerin arkasında halk şunu gördü:

Amaç ülkeyi yönetmek değil, koltukları paylaşmaktı.

Amaç Türkiye’yi büyütmek değil, bir hırsı tatmin etmekti.

Halk bunu fark etti ve tercihini ona göre yaptı.

Bilge Eleştiri, Güçlü Gelecek

Büyük Türkiye hedefi;

İktidarın dışarıda yürüttüğü güçlü politikalara sahip çıkmakla,

İçerideki yanlışları akılla ve sorumlulukla eleştirmekle mümkündür.

Ayrışarak değil, bütünleşerek büyürüz.

Yıkarak değil, onararak güçleniriz.

Kör bir karşıtlıkla değil, bilge bir duruşla geleceği kurarız.

Büyük Türkiye hayali, bir partinin değil; bir milletin ortak yürüyüşüdür.