2012’den itibaren her yıl birkaç kez gitmeye çalıştığım Bosna-Hersek’e hayatımızı paslı bir bıçak gibi ikiye bölen COVID-19 salgını yüzünden ancak geçtiğimiz hafta yeniden gidebildim.

Aradan geçen bu dört yılda Aliya İzetbegoviç’in (v. 19 Ekim 2003) emaneti olan Bosna-Hersek’te değişen ve değişmeyen şeylerin dikkatimde olması doğaldı. Bununla ilgili notlarımı burada paylaşacağım ancak bunu Aliya İzetbegoviç’in Demokratik Eylem Partisi’nin (SDA) 09.03.1997 tarihli 9. Genel Kurulu Olağan Toplantısı’nda yaptığı konuşmada vurguladığı birkaç hususu hatırlattıktan sonra yapacağım.

Ketebe Yayınları arasından çıkan Soğuk ve Acı Barış Günleri – Savaş Sonrası Konuşmalar 1996-2003 adlı kitapta (Trc.: Edina Nurikiç, İstanbul 2022) on yedi sayfa tutan uzun sayılabilecek o mezkûr konuşmasında şunları da dile getirmişti Aliya İzetbegoviç:

“Bugünkü toplantının basın bülteninde, önümüzdeki seçimlerle ilgili bazı mesajların da paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Listelere yeni insanlar eklemeye çalışın. Bencil olmayın. Milletin ve partinin çıkarlarını gözetin. Zenginlerden kaçının. Birdenbire zengin olan insanlar var. Biz onların bu serveti nasıl elde ettiklerini bilmiyoruz. Görünen o ki, pek de dürüst bir şekilde olmamış. Tabii, dürüstçe para kazananlar da vardır. Ancak, her ihtimale karşı zenginlerden kaçının. Pahalı arabalara binen ya da marketler zincirine sahip insanlar parti yönetiminde oturmasın. Oraya savaşta öne çıkmış olan, mütevazı ve halkın kendisinden şikâyet etmediği insanları yerleştirin. Bu, bizim zenginleri kovuşturmamız gerektiği anlamına gelmiyor tabii, biz sosyalist ya da komünist değiliz. Bugün insanların zengin olması iyi bir şeydir, Ülkemiz de zengin olabilse iyi olurdu fakat bizim coğrafyamızda tam tersi oluyor:

İnsanlar zengin, devlet fakir. Ön saflara Bosna ve halkı için mücadele etmiş önde gelen savaşçıları yerleştirin. Elbette herkes yukarıdaki tepelere çıkıp savaşamazdı fakat herkes bulunduğu yerde azimli ve dürüst bir şekilde çalışabilirdi. Gazetelerde kendini ön planda tutmaya çalışan kişilerden de kaçının. Bir zamanlar onların yazılarını, manşetlerini okurdum. Genel itibariyle, hepsinin nasıl insanlar olduklarını biliyorum. Kendileri hakkında çokça yazanlar genelde kahraman değildirler. Ben, kendilerinden çokça bahsedilmeyen gerçek kahramanlar tanıyorum. Şimdi gerçek birer kahraman olan 7-8 kişinin, savaşçının ismini sayabilirim. Bu insanlar kendilerinden çok fazla bahsetmez. Halk, kimin iyi kimin kötü olduğunu iyi biliyor. Her halükârda, seçimler yaklaşmışken bu vesileyle partiyi biraz temizlemeye bakın. Hiç kimseyi partiden atmayacağız fakat partiye daha genç insanların da girmesine izin verin. Partiyi gençleştirin. Bu genel seçimlerde de hazırlıkları yapılan Parti Kongresi vekil seçimlerinde de hatta partinin gelecekteki idare organlarında da bu gençleşmeyi gerçekleştirin.

Parti söz konusu olduğunda burada iki fikir mevcut. Bunlardan birisi, bütün vatandaşların partisi olarak açılım yapmak, ikincisi Boşnak milletinin çıkarlarını gözetecek Boşnak partisi olarak kalmak. SDA’nın yapılanmasının aynı kalması, Boşnak milletinin ayakta kalma ve ilerleme mücadelesinin temel hedef ve görev olacağı bir Boşnak partisi olarak kalması şartıyla sivil partilerin bulunacağı bir Bosna bloku kurulması gibi bir çözüme de gidilebilir. Bu iki ihtimal mevcut. Bu ikisinden hangisinin bizim için daha uygun olduğuna kongrede karar vermek zorundayız. Ancak karar her ne olursa olsun, partimizi dışarıya kapatmayın. Doğru ve dürüst insan olmak, savaş döneminde mücadele etmiş olmak, bu milleti ve ülkeyi sevmek gibi temel şartları yerine getiren tüm insanlara açık olsun. Bundan daha fazlasını talep etmeyin. Birinin camiye gidip gitmemesi gibi sert dini kriterleri işin içine katmayın. Bu her insanın özel alanı olsun. Tüm bunlar, kendi yolunda ilerlerse işler daha iyiye gidecektir.

(…) Geçmiş kırk yılda her şey çok daha farklıydı. Düğün olduğunda, bir iş olduğunda, toplantı olduğunda, şaka yapıldığında ya da kızıldığında Allah’a küfür edilirdi. Her beş kelimeden biri küfürdü. Bu çirkin adet Allah’a şükür yok oldu. Bosna’da artık Allah’a küfür edilmiyor. İnsanların kalabalıklar halinde ne zaman camilere akın edeceğini de sizlere söyleyeyim, camiye gidenlerin iyi ve dürüst insanlar olduklarını gördüklerinde… Eğer camiye gidenler birtakım spekülatörler olursa, diğerleri camiye gitmekten imtina edecektir. Anlatılan her şey beyhude olacaktır. İnsanlar fikirlere değil, kişiliklere bağlanır.”