Farkında mısınız? Herşeyi kanıksar olduk. Artık şaşırmıyoruz. İtiraz etmeye itirazda, ittifak etmiş gibiyiz. Akmaz, kokmaz, bulaşmaz bir tavrımız var. Kapılmak, kapışmaktan daha konforlu olsa gerek ki... Apışıp kalmışlığımızı erdemli bir sükût yahut olgunluk(?) ile bilgelik arası bir vaziyet olarak pazarlamayı olağan kabul ediveriyoruz. Kolektif uyuşukluğun ötesine geçen bir koma hali belki...

Kanıksamak deyince... Bir sızı infilak eder derinden ve ince... Sızlanmayla karışık homurdanışlar eliyle tükenen bir sızı... En iyi becerdiğimiz iş tüketmek nicedir. Tüketmek... İnsafsızlığa hükmeden cücedir. Cüce-müce! İtibar, vasfı ne olursa olsun beş duyuya hapsolmuş gücedir. İşte tam da bu sebepten kanıksamak zor gelmez. Yenilmişliğimize yenilenmiş normaller pek yakışır bu yüzden... Hak talep etse ne olacak ki yokuşlar düzden?

Pabucu ters giydiren akıbete çatsak ne geçecek elimize? Ak düşerken saçımızdaki son siyah telimize... Yeryüzünde... Milyarlarla beraber dolaşıp dururken yeryüzünde... En bilindik ifadeleri yiyip yutmaz mı? Yer yüzünde! Yüzümüz aynalarda eskiyip giderken... Yüzsüzlük düşerm'ola hissemize? Düşmese... Kanıksar mıydık olan biteni? Manasız bir sükût ile tasdik ederken yârdan iteni!

Tedhişin odağını sarıp sarmalayan... Tepeden tırnağa koca bir yalan... Yalan ile yılan kolkola... Var git sen de oyalan... Desek n'ola? Darı anlatmak ne mümkün bola? Dâra çekilmiş olmak mı acı? Yoksa... Haslet kabilinden bildiğimiz her şey mi kiracı? Mukadderatı ipotek eyleyenle, üç öğün beş vakit masal söyleyen de makbulmüş meğer... Kızılca kıyamet kopacakmış kimin umurunda? Mayaların bilek güreşi zahir... Yokluk hamurunda!

Ebrulardan mozaik devşiren sanat... Gel! Çekinme! Sen de bu dost(?) elinden açılmış yarayı kanat... Evvelden alışıktır kan terlemeye şu dağlar taşlar... Reji elinden su dahi içmezken kuşlar! Turnalar ses verir m'ola allısı tellisi bir olup? Sahi... Turnalar uçar mı aceb? Gökyüzü esir olup...

Uçmaz değil mi? Kurumaya yüz tutmuş göllerin kenarında bekleşirler. Hal-i pür melalin hüznünü bir müddet üleşirler. Üleştik nihayet... Payımıza elli dirhem gam düştü. Duvarı nem yiğidi gam yıkar diye boşa dememişler. Nasreddin Hoca misali başımıza dam düştü!