İlmi çok, irfanı yoklar elinden çektiğimiz nedir? Malûmatfuruşluk illetinden peki? Üç-beş ağdalı kelâm etrafına sokuşturulmuş tumturaklı laf kalabalıklarına ilim mi bilim mi diyelim? Yoksa, -mış gibi yapıp sükût hırkasını mı giyelim?
Şurası açık ki internet mecrası, ne idüğü belirsiz bilgi(?) için işporta tezgahına dönmüş nicedir. Tek tıkla allame-i cihan kesilmenin sarhoşluğuyla, özgüven patlaması yaşayan bireyleri; kişi olmak şuur ve gururuna davet, icabetle taçlanır mı? Suyu buldukça uzayan lakin özü kof ve dahi meyvesiz kavak ağaçlarından müteşekkil bir orman şu cemiyet dediğimiz! Lafla peynir gemisinin yürüdüğü zannına kapılmış bir kuru kalabalık...
Asli meseleleri mesele olmaktan uzaklaştırmanın en kolay yolu, mesele sahibi olma iştiyakına sahip dimağları, ayrıntıların öğütücü lüzumsuzluğunda iğdiş etmekten geçiyor. Çok şey bilip, hiçbir şey bilmeyenden daha tahripkâr bir pusat varm'ola? Varsa da en ucuzu muhakkak budur! Hem akıl raflarını çizgi romandan hallice beyhudeliklerle doldurunca, nitelikli bilgiler için yer kalmamış olur ki; hurafenin en modern şekliyle betonlaşan muhayyele, kapılıp gidivermez mi bir menşei meçhul yele?
Muhayyelenin sığlaşmasının en bariz işareti, şikayet makamına saplanıp kalmaktır kuşkusuz... Konuşmak yerine homurdanan bir topluluk haline evriliyor olmamız bundan zahir... Kanaat inşasını meslek edinmişler elinde topaç gibi çevriliyor olmamız keza! Dervişin fikri neyse zikri odur derler ya... Zikrimize bakınca hafakanlar basıyor inceden... Güncel mevzulardan olan hava savunma sistemi lakırdıları arasında bir dimağ savunma sistemi derdinden dem vurmak elzem görünüyor. Şikayeti savuşturacak hikâye burada yatıyor. Şikayetkârlığı terk eylemediğimiz her gün... Güneş doğmadan batıyor! Fransuva Dazis'ten tekrar ödünç alarak bitirelim: "Eğer hemen değilse ne vakit?"