Bugün ülkemizde, bölgemizde ve dünyada olup bitenler, dünden bu yana hızlanarak, derinleşerek ve genişleyerek sürüyor. Din, ahlak, siyaset, bürokrasi, sivil toplum, medya, iktisat ve aile alanlarında yaşanan; fuhuş, kumar, uyuşturucu, intihar, hukuksuzluk, cahillik gibi her türlü olumsuzluk, bundan sonra olacaklarla birlikte aslında kıyamet alametlerine işaret ediyor.

Kıyamet alametleri hem Kur’an’da hem de hadislerde bizlere ayrıntılı olarak bildirilmiştir. Ama onun ne zaman kopacağını bilmiyoruz. Kıyametin kopma zamanıyla ilgili olarak ne Kitap’ta bir tarih veriliyor ne de Resulullah (sav) bir şey söylüyor. Soranlara da “bilmiyorum” diyor. Kıyametin küçük ve büyük alametleri ayet ve hadislerde, büyük bir kısmı da rivayetler hâlinde açıklanmıştır. Kıyametin büyük alametleri bazı ayetlerde ve birçok hadiste bildirilmiştir. “On alamet meydana gelmedikçe kıyamet kopmaz” diye başlayan bir rivayete göre bu alametler şunlardır: Duhan’ın çıkması, Deccal’in çıkması, Dabbetü’l-Arz’ın çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesi, Ye’cüc ve Me’cüc’ün çıkması, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin yere batması ve insanları mahşer yerine sürecek olan, Aden çukurundan çıkan bir ateşin zuhuru. Hz. İsa’nın nüzulü, Mehdi ve Deccal, kıyamet savaşı (İslam kaynaklarında geçen Melhame-i Kübra, İncil’de geçen Armagedon savaşı) konusunda da çok farklı rivayetler var.

Melhame-i Kübra, bazı rivayetlere göre Doğu’dan gelecek olan siyah bayraklıların El Bab’dan girişleri ile Amik Ovası’nda başlayacak. Çatışma, İskenderun’a çıkarma yapan Ehl-i Salib ordusunun Müslüman gençlere karşı şiddet gösterisiyle başlayacak; Haçlı güçleri Amanos / Gavur Dağları’na paralel şekilde ilerleyecek ve Amik Ovası / eski Gavur Gölü havzasında, Ahır Dağı’nın batısında büyük bir savaş olacak. Bu arada güneyden gelecek olan Yahudiler Lübnan, Şam, Lazkiye üzerinden Hatay–Antep koridorundan giriş yapacak. Bu savaşla, özellikle de Urfa havzasında yaşanacaklarla ilgili Yuhanna’nın Vahyi’nde önemli anlatılar söz konusu. Süreç 7’li bir silsile ile anlatılır.

Armagedon Savaşı ise İncil’de geçer. İncil’in (Yeni Ahit’in) son kitabı olan Vahiy Kitabı’nda (Vahiy 16:16), dünyanın sonuna doğru iyilik ile kötülük ordularının savaşmak üzere toplanacağı yer olarak bu isim zikredilir. Armagedon, İbranice “Har Megiddo” (Megiddo Dağı/Tepesi) ifadesinden türetilmiştir. Bahsedilen yer, günümüzde İsrail’in kuzeyinde, Hayfa şehrinin yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda bulunan, tarih boyunca bir çok büyük savaşa sahne olmuş stratejik Megiddo Ovası ve Tepesi’dir.

Burada çok önemli bir başka konu da Emanet Sandığı’nın sahibine verilmesi. Bu da mucizevi bir olay. Bu süreçteki en tehlikeli olaylar arasında Mehdi ve Mesih savaşları, sahte mehdiler, Deccal’in zuhuru ve büyük fitne var. Mesih konusu sadece Müslümanların ilgi alanına giren bir konu değil, İseviler ve Museviler için de önemli bir konu. Tabii bu konu bir yandan da Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’ün statüsüyle ilgili. Buradan yola çıkarak Siyonist Hristiyanlar “Tanrı’yı kıyamete zorlamak”tan söz ediyorlar.

Bugün geldiğimiz noktada Lut kavminden ve Babil fitnesinden daha büyük bir fitne söz konusu. Epstein ve şeytana tapanların hezeyanları insanlığın önünde ciddi bir sorun olarak duruyor.

Enok’un (Hanok) Kitabı’nda, Armagedon savaşına benzer şekilde, dünyanın sonunda gerçekleşecek büyük bir kozmik kıyamet savaşı ve ilahi yargı anlatısı yer almaktadır. Bu kitap, İslami gelenekte Hz. İdris olarak bilinen peygambere atfedilmektedir. İsevi ve Musevi gelenekteki kıyamet rivayetleri açısından önemli bir kaynaktır; Aramice parçaları Kumran kazılarında da ortaya çıkarılmıştır. Ancak metnin, diğer muharref metinler gibi tahrif edilmiş olması söz konusudur.

Yecüc-Mecüc, bazı yorumculara göre Kaf Dağı’ndan (Kafkasya’dan) başlayıp Hazar’ın iki yakasından geçen bir koridor boyunca Filistin topraklarına doğru ilerleyecek cinnî bir topluluk olarak anılır. Hristiyanlar bu topluluktan, Yafes’in soyundan gelen Gog ve Magog olarak söz eder. Bu topluluk müfsid bir topluluktur ve Zülkarneyn zamanında yeraltına hapsedilmiştir. Mahiyetini bilmediğimiz Dabbetü’l-Arz ise hayrîdir.

İslam âleminde kıyametle ilgili ayetlerden hemen sonra en muteber kaynak “Cibril hadisi”dir. Abdullah b. Ömer’in babası Hz. Ömer’den naklettiği rivayet şöyle: Bir gün Rasûlullah’ın (s.a.s.) yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Peygamber’in (s.a.s.) yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu ve: “Ya Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu söyle.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i hac etmendir.” buyurdu. O zat: “Doğru söyledin.” dedi. Babam dedi ki: “Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor hem de tasdik ediyordu.” “Bana imandan haber ver.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “Allah’a, Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır.” buyurdu. O zat yine: “Doğru söyledin.” dedi. Bu sefer: “Bana ihsandan haber ver.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni muhakkak görür.” buyurdu. O zat: “Bana kıyametten haber ver.” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir.” buyurdular. “O hâlde bana alâmetlerinden haber ver.” dedi. Peygamber (s.a.s.): “Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.” buyurdu. Babam dedi ki: Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: “Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?” dedi. “Allah ve Rasûlü bilir.” dedim. “O Cibrîl’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti.” buyurdular. (Müslim, İman 1; Buhârî, İman 37)

“Cibril hadisi”ndeki kıyamet alametlerine ilişkin şu ifadeler üzerinde düşünmemiz gerek: “…yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.” Hele de her yerde gökdelenler yükselirken ve yaşamakta olduğumuz fon vurgununun ardından bunun bir kıyamet alameti olduğunu söylemek abartılı bir iddia olmayacaktır. Evet, baldırı çıplakların ani zenginleşmesi. Bunlar sağda da var solda da; liberalinde de var, milliyetçisinde de. Dindar ya da Kemalist, dinli ya da dinsiz fark etmiyor. Özellikle sosyal medya fenomenlerine baktığınızda ne demek istediğimi zaten göreceksiniz.

Ebû Saîd el-Hudrî’nin (r.a.) rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişinin kamçısının ucu ve ayakkabısının bağı kendisiyle konuşmadıkça ve baldırı (uyluğu) kendisinden sonra ailesinin ne yaptığını haber vermedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizî, Fiten 19; Ahmed b. Hanbel, Müsned vd.) Kimilerine göre bu hadiste anlatılan şey nesnelerarası iletişim, baldırın konuşması ise cep telefonudur. Yapay zekâ destekli projelerle hayvanlarla iletişim kurma çalışmaları da artık yürütülüyor. Kamçının ucuyla nesnelere dokunduğunuzda nesne hakkında detaylı bilgi alan sensörler bulunuyor ve kablosuz iletişim sağlanabiliyor.

Hz. Nuh’un oğulları Büyük Tufan’dan sonra Şinar’a (Sümer) yerleşmiş, burada bir şehir kurmuşlardı. Tufan’dan ders almayanlar Nebukadnezar zamanının o meşhur Babil Kulesi’ni inşa etmişlerdi. Harut ve Marut olayı orada yaşandı; Yecüc-Mecüc olayı da o zamana aittir. Babil sürgününün sonu ve Yahudilerin –haşa– “Allah’ın oğlu” dedikleri Üzeyir aleyhisselamın Tevrat’ı yeniden tedvini de o zaman gerçekleşti. Yecüc-Mecüc olayı aynı zamanda mitolojik çağın başlangıcıdır. Bu anlamda mitolojinin ilk kaynağı Kaf Dağı, Babil ve Mısır’dır.

Babil Kulesi’nin temellerinin MÖ 2000 civarında atıldığı söyleniyor. Kule, Nemrut tarafından Babil’in baş tanrısı Marduk adına inşa edilen Etemenanki adlı dev bir ziggurat olduğunu söyleyenler de var. Öyle anlaşılıyor ki nesnelerarası iletişim, 5G, Starlink’ler, internet, yapay zekâ, Epstein ve fon vurgunu benzeri kirli oyunlar, LGBT, Satanistler, Mescid-i Aksa’ya yönelik tehditler, yeryüzünde bir cennet, ölümsüzlük ve ebedî bir hayat arayışı sonunda aynı kapıya, kıyamete çıkıyor. Zaten biz ahir zaman peygamberinin ümmeti değil miyiz? Küçük alametler tamamlandı; bunlar çeşitlenerek devam ederken büyük alametler de zuhur etmeye başladı. Öyle anlaşılıyor ki o en büyük alametlerin de eli kulağında. Tabii kıyametin ne zaman kopacağını Rabbimiz bilir. Şu bir gerçek ki kıyamete her gün bir adım daha yaklaşıyoruz.

Selam ve dua ile…