Türkiye yine çok kritik bir döneme giriyor.
Önce şunu açık ve net söyleyelim:
Kim yanlış yaptıysa hesabını vermeli.
Kim milletin parasına, güvenine, vicdanına zarar verdiyse hukuk önünde hesap vermeli.
Kim makamını, konumunu, siyasi kimliğini kullanarak kendisine ayrıcalık sağladıysa bunun bedelini ödemeli.
Burada AK Parti’nin içinde olması da, başka bir partinin içinde olması da hiçbir şeyi değiştirmemeli.
Çünkü mesele parti meselesi değildir.
Mesele ahlak meselesidir.
Mesele adalet meselesidir.
Mesele milletin hakkıdır.
SPK’nın açıklamasına göre tasfiye edilen 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
455 bin 758 insan…
Belki emekli maaşından artırdı.
Belki çocuğunun eğitiminden artırdı.
Belki yıllarca dişinden, tırnağından artırarak biriktirdi.
Bugün o insanların tek derdi parasını kurtarmak.
Tam da böyle bir zamanda kamuoyuna yansıyan milyarlarca liralık kazanç iddiaları ortaya çıkıyor.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında gündeme gelen iddialar da işte bu nedenle çok daha büyük bir toplumsal tepkiye yol açıyor.
Ortada yaklaşık 163 milyon liralık yatırım ve kısa süre içerisinde 2,17 milyar liraya ulaştığı iddia edilen bir kazanç var.
Kaya, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla görevinden ayrıldı. İddiaların doğruluğunu veya hukuki sorumluluğu elbette soruşturma ve yargı ortaya koyacak.
Ama benim burada asıl söylemek istediğim başka.
MESELE SADECE FON KRİZİ DEĞİL…
Böyle bir görüntünün ortaya çıkması bile siyasi olarak çok ağır bir bedeldir.
Çünkü siz bugün milletin karşısına çıkıp fedakârlıktan bahsederken, millet evladının geleceğini düşünürken, birilerinin milyonlar ve milyarlar üzerinden konuşulması toplumun adalet duygusunu yaralar.
İşte bunu anlamak zorundayız.
ASIL TEHLİKE DIŞARIDA DEĞİL…
Bir insanın yaptığı yanlış, sadece kendisine zarar vermiyor.
Bazen yanında yürüyen binlerce insana zarar veriyor.
Bazen yıllarca mücadele etmiş bir siyasi hareketin üzerine gölge düşürüyor.
Bazen de bir liderin yıllarca oluşturduğu siyasi sermayeyi bir anda tartışmalı hale getiriyor.
İşte benim itirazım tam da burada.
Erdoğan’a en büyük zararı bazen Erdoğan’a karşı olanlar değil, Erdoğan’ın yanında görünen ama kendi hırslarının peşinden giden insanlar veriyor.
Çünkü Erdoğan’ı seven milyonlarca insanın kafasında bir soru işareti oluştuğunda bunun bedelini sadece o kişi ödemez.
Siyasi hareket öder.
Lider öder.
Millet öder.
Ve bundan en fazla faydalanmak isteyenler de elbette ortaya çıkar.
BİRİLERİ YİNE ÇOK MUTLU OLDU…
Bugün muhalefetin bu krizi kendi siyasi mücadelesinin bir parçası haline getirmesi şaşırtıcı değildir.
Hatta siyasetin doğası gereği bunu yapacaktır.
İktidarın içerisinden gelen her hata, muhalefet açısından siyasi bir malzemeye dönüşür.
Belediyelerle ilgili tartışmaların, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının, başka siyasi krizlerin önüne yeni bir gündem koymak için bu dosyanın kullanılabileceğini düşünenler olacaktır.
İşte burada AK Parti’nin yapması gereken şey savunmaya geçmek değil, temizlenmektir.
Yanlış yapanı korumak değil, yanlış yapanla arasına mesafe koymaktır.
“Bizim adamımız” dememektir.
“Bizden” diye susmamaktır.
Tam tersine:
Bizdense daha fazla hesap sorulmalı.
Çünkü milletin AK Parti’den beklediği şey budur.
İÇERİDEKİ HATA, DIŞARIDAKİ HESAP…
Ve şimdi gelelim meselenin daha büyük tarafına…
Türkiye’nin siyasi hafızası çok güçlüdür.
Gezi’yi gördük.
17-25 Aralık’ı gördük.
MİT tırları üzerinden yaşanan büyük tartışmaları gördük.
O günlerde de Türkiye’nin siyasi dengeleri sarsıldı.
Bugün de benzer bir siyasi atmosferin oluşmasını isteyenlerin bulunabileceğini düşünmek mümkündür.
Ama burada çok önemli bir fark var.
Dışarıdan gelen müdahalenin etkili olabilmesi için içeride hata yapan insanların bulunması gerekir.
İşte mesele tam olarak budur.
Dışarıdaki aktörleri suçlamak kolay.
Lobileri konuşmak kolay.
Türkiye’ye karşı hesaplardan söz etmek kolay.
Ama içeride kendi menfaatini milletin menfaatinin önüne koyan insanlar varsa, asıl mücadele önce onlarla yapılmalıdır.
Çünkü içerideki açgözlülük, dışarıdaki propagandanın en büyük malzemesidir.
İçerideki ahlaki zaaf, dışarıdaki siyasi operasyonun en güçlü dayanağıdır.
Ve bugün bazı insanların yaptığı yanlışların, AK Parti’nin ve Erdoğan’ın siyasi olarak zor durumda kalmasına nasıl zemin hazırladığını görmek gerekiyor.
Erdoğan’ın yalnızlığı da biraz burada başlıyor.
Bir liderin karşısında rakipleri olabilir.
Eleştirenleri olabilir.
Muhalifleri olabilir.
Ama insanı asıl yoran şey, yanında görünen insanların kendi menfaatleri uğruna taşıdığı siyasi yüktür.
Erdoğan’ın yıllardır “milletin adamı” anlayışıyla yürüttüğü siyasi mücadeleyi destekleyen insanlar açısından da mesele budur.
Birileri kendi zenginleşmesini, kendi makamını, kendi çevresini büyütürken bunun bedelini milyonlarca insanın ödemesi kabul edilemez.
Erdoğan’ı gerçekten savunmak istiyorsanız, yanlış yapanı savunmayacaksınız.
Yanlış yapanı eleştireceksiniz.
Gerekiyorsa görevden alınmasını isteyeceksiniz.
Gerekiyorsa yargılanmasını isteyeceksiniz.
Çünkü Erdoğan’a sadakat, yanlış yapanı korumak değildir.
Tam tersine, Erdoğan’ın taşıdığı siyasi davaya zarar verenlerden hesap sorulmasını istemektir.
Bugün Türkiye’nin önünde yine büyük bir dönem var.
2028’e doğru giderken siyasetin daha da sertleşeceği açık.
Bu fon krizinin de yalnızca finans piyasaları açısından değil, siyasi açıdan da kullanılabilecek bir gündem haline gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Benim endişem de tam burada.
Birileri içeride hata yapacak, dışarıda birileri bu hatayı büyütecek, muhalefet bunu siyasi bir kalkana dönüştürecek ve sonunda bütün faturayı milyonlarca insanın destek verdiği siyasi irade ödeyecek.
Buna izin verilmemeli.
Ama bunun yolu da “herkes bize düşman” diyerek yanlışları görmezden gelmek değildir.
Tam tersine…
Kendi evinin içini temiz tutmaktır.
Çünkü Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey kavga değil.
Kör savunma hiç değil.
Türkiye’nin ihtiyacı adalettir.
Kim yaptıysa hesabını versin.
Kim haksız kazanç sağladıysa ortaya çıkarılsın.
Kim makamını kötüye kullandıysa bedelini ödesin.
Kim Erdoğan’ın yanında görünerek Erdoğan’a zarar veriyorsa, önce onunla hesaplaşılsın.
Çünkü bazen bir davaya en büyük zararı karşısındaki düşman değil, kendi çıkarını davanın önüne koyan insanlar verir.
Ve tarihin bize öğrettiği en önemli derslerden biri de budur:
Dışarıdan gelen hiçbir saldırı, içerideki zaaf kadar tehlikeli değildir.
Bugün fon krizinden çıkarılması gereken en büyük ders de budur.
Milletin parasına dokunmayacaksınız.
Milletin güvenine dokunmayacaksınız.
Milletin adalet duygusunu incitmeyeceksiniz.
Çünkü bir siyasi hareketin gerçek gücü makamlarında değil, milletin vicdanında taşıdığı güvendir.
Ve o güven kaybedilirse, hiçbir siyasi slogan onu tek başına geri getiremez.