Değerli Kardeşlerim

Yıllardır anlatılan meşhur bir kartal hikâyesi vardır.

Rivayete göre kartal kırk yaşlarına geldiğinde hayatının en zor kararlarından biriyle karşı karşıya kalır. Yılların yükü artık bedeninde kendisini hissettirmeye başlamıştır. Pençeleri sertleşmiş, avını kavramakta zorlanır hâle gelmiş, gagası uzayıp göğsüne doğru kıvrılmıştır. Tüyleri ağırlaşmış, uçması da giderek zorlaşmıştır.

Önünde iki yol vardır.

Ya bu hâle teslim olacak ya da yeniden gökyüzüne yükselebilmek için aylar sürecek acılı bir değişimi göze alacaktır.

Rivayete göre kartal yaşamayı seçer.

Bir dağın zirvesine çekilir. Önce gagasını kayalara vura vura düşürür ve yenisinin çıkmasını bekler. Ardından yeni gagasıyla eski pençelerinden kurtulur. Yeni pençeleri çıkınca bu defa ağırlaşmış tüylerini tek tek yolar.

Yaklaşık 150 gün süren bu meşakkatli dönemin ardından yeniden kanatlarını açar, uçar ve avlanmaya başlar. Rivayete göre ömrüne yaklaşık otuz yıl daha katar.

Ama bunun bir bedeli vardır. Yeniden kanatlanabilmek için canının acımasını göze almıştır.

Salı günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 182. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’ndaki konuşmasını dinlerken ne hikmetse bu hikâye geldi aklıma.

AK Parti artık yolun başındaki bir siyasi hareket değil. Çeyrek asırlık bir geçmişten bahsediyoruz. Bu sürenin %95’ni iktidarda geçirmiş, Türkiye’nin en ağır meseleleriyle uğraşmış, nice badirelerden geçmiş bir siyasi hareket…

Takdir edersiniz ki uzun yıllar iktidarda kalmak sadece başarı getirmiyor. Beraberinde birtakım riskleri de taşıyor.

Zamanla yorulanlar olur, bazı refleksler körelir. Milletle arasına mesafe koyanlar çıkabilir. Makamı hizmet vesilesi değil, imtiyaz olarak görmeye başlayanlar olabilir. Nereden geldiğini, niçin siyasete girdiğini unutanlar çıkabilir. Hatta Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi farklı niyetlerle bu hareketin içine girenler olabilir.

Bunları söylemekten çekinmemek lazım.

Bir siyasi harekete asıl zarar, yanlışlarını konuşmak değil, herkesin gördüğü yanlışlar karşısında susmaktır.

Cumhurbaşkanımız konuşmasının daha başında “samimi bir muhasebe” yapmak istediğini söyledi.

Doğrusu ben konuşmanın tamamını da biraz böyle dinledim.

Sadece siyasi rakiplerine konuşan bir lider yoktu karşımızda. Kendi teşkilatına dönüp yıllardır beraber yürüdüğü insanlara da bazı şeyleri hatırlatan bir genel başkan vardı.

Dinlerken zaman zaman, “Bu sözleri söylemek onun için de kolay olmasa gerek” diye düşündüm.

Yıllarca omuz omuza yürüdüğünüz insanların yanlışlarıyla yüzleşmek, gerektiğinde yollarınızı ayırmak kolay değildir. Hele çeyrek asra yaklaşan bir siyasi yol arkadaşlığından söz ediyorsanız hiç kolay değildir.

Üstelik bu konuşma sıradan bir zamanda da yapılmadı. Kamuoyunda bazı isimler ve ciddi iddialar üzerinden tartışmaların yaşandığı bir dönemde Cumhurbaşkanımızın kendi teşkilatına dönerek bu kadar açık konuşmasını önemli buluyorum.

Tam da burada kartal hikâyesi yeniden geliyor aklıma.

Bazen yolunuza devam edebilmek için size ağırlık yapan şeylerden kurtulmak zorundasınız. Canınızın acıyacağını bilseniz de…

Cumhurbaşkanımız “Ben olmazsam bu hareket olmaz” diyenlerin büyük bir gaflet içinde olduğunu söyledi. Devletin ve milletin malına el uzatanlarla yollarının bir olamayacağını vurguladı. “Yorulan, yüksünen varsa buyursun kenara çekilsin, dinlensin” dedi.

Ardından şu sözleri söyledi:

“Biz yenilenerek yürürüz. Biz tazelenerek ilerleriz. Biz her dem yeniden doğarız.”

Bence üzerinde durmamız gereken yer burası.

Yenilenmek sadece birkaç ismi değiştirip yola devam etmek değildir. Mesele tabelayı, koltuğu veya isimleri değiştirmekten ibaret olursa gerçek sorun yerinde durmaya devam eder.

Değişim biraz da zihniyet meselesidir.

Yanlış yapan kim olursa olsun gereğini yapabilmek, yorulanı dinlendirmek, kibirleneni uyarmak, milletle arasına duvar örenin yerine milletin kapısını çalacak insanları getirebilmek gerekir.

Bir de milletin gözüne yeniden bakabilmek…

Çünkü AK Parti’yi yıllar önce milletin gönlünde büyüten sadece yollar, hastaneler, köprüler değildi. Vatandaşın, “Beni dinleyen, benim derdimle dertlenen biri var” diyebilmesiydi.

Bence bir siyasi hareketin en büyük sermayesi de budur.

Cumhurbaşkanımızın fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını korumak için yola çıktıklarını yeniden hatırlatmasını bu yüzden önemsiyorum.

AK Parti’nin geçmişinden uzaklaşmaya değil, kendisini iktidara taşıyan kuruluş ruhunu bugünün Türkiye’siyle yeniden buluşturmaya ihtiyacı var.

Çünkü aradan 25 yıl geçti. Türkiye de toplum da değişti. Bugünün gençlerinin dünyaya bakışı, beklentileri, siyasetten talepleri yirmi beş yıl öncesiyle aynı değil. Dün sonuç veren her yöntemin bugün de aynı sonucu vereceğini düşünmek siyasetin tabiatına aykırı.

Ben Cumhurbaşkanımızın konuşmasından biraz da bunu anladım.

Nereden geldiğimizi unutmayalım. Üzerimizde biriken ağırlıkları görelim. Kendimizi sorgulamaktan korkmayalım.

Söz elbette önemlidir. Ama bundan sonra asıl bakılması gereken, bu sözlerin teşkilatlarda, kadrolarda ve milletle kurulan ilişkide ne kadar karşılık bulacağıdır.

Çünkü 25 yılın ardından asıl maharet sadece iktidarda kalmak değil, nereden geldiğini unutmadan kendini yenileyebilmek ve milletin gönlünde kalabilmektir.

Yazımın başındaki kartal hikâyesini bunun için anlattım.

Bazen yeniden uçabilmek için bazı yüklerden kurtulmak gerekir.

Canınız acısa bile…

Çünkü mesele eski tüylerden kurtulmak değil, yeniden kanatlanabilmektir.

Selam ve dualarımla