Çaşıtla uğrunun izi düştü yola... Tık nefes kaldık yokuşlarda... Zirvelerle zırvalar becayiş yapmış m'ola? Bu hicran, hicret mi getirir? Yoksa hicret mi hicran aşına bandırır bizi? Çığlık dediğin ne ola ki? Belki seslerin en tizi... Atsan atılmaz! Satsan satılmaz! Sanma ki bala tuz katılmaz! Serpilir geçer... Kaşla göz arasında...
Kürre-i arz demişler... Arz makamı... Ricacı kesilmek bir nevi farz makamı... Mübahat üzre fevri adımlar koşmak olur mu? Olmaz zahir! Bunca ücûb... Bunca mefahir... Giryan olmadan alan almış kâmı... Ahval nicedir kabuk tutmaz yara mı? Söz bulutu, sükût şimşeği çakmayınca yağmaz bilirim... Söz kime? Sükût kime? Yârâ mı ağyâra mı? Serseri kurşun mu? Sanma ki taraf seçer! Kaşla göz arasında...
Dağlar piyade... Yürür ha yürür... Ovaların koynuna bereket götürür... Kadrini kıymetini bilmezlere sunar çıkınında ne varsa! Belki bir lahza şaşırır yiğitliğe sığarsa... Neylesin gözler kör, kulaklar sağırsa? Evet neylesin? Ervah-ı ezelden dağların yükü ağırsa... Dağsan... Dağlanırsın çarnaçar! Kaşla göz arasında...
Destursuz bağa girenden... Hoyratça salkım derenden... Sakınmak lazım... Başka bir tavır takınmak lazım... Bağa bülbül gerek, gül gerek... Asmaların altında gölgelenmesin çiyanla engerek! Bağbozumu gelince çiğ düşen seherlerde... Tatlı tatlı üşümek varken... Ruh donduran sabahlar düşer hisseye... Hissi kablel vukudan öte bir hâl bu... Hâli pür melâl! Yüksünmez isen şayet gel al! Kaşla göz arasında...
Mağlubum... Mağlupsun... Mağlup! Geceden damlayan bir katredir âti... Durdurmak müşkülken ihtiyar saati... Tımar etsen ne olacak kötürüm olmuş kanaati? Falakadan yatağında uyusun matlûb... Sis misali kuşatır imiş haddi aşınca hûb! Yıkılmadan çökertirmiş ihtilaçla susup... Kaşla göz arasında...
Hor görenle zor gören... Baksa ne fayda? Düzeni bozuk saz... Hep aynı gayda... Tren suda gitmez ve dahi gemi rayda! Kesir çizgisine esirmiş pay ile payda... Hükümsüz kalınca neyler riyâziyat? Riya riya büyür kör noktanın varlığı... Ve kuşkusuz şuurun firarıyla aklın sakarlığı! Arayıp bulayım derken bahtiyarlığı... Zincire vurmuş meğer gönül darlığı! Kaşla göz arasında...
Cüret, cürmün ayak sesi... Aynadan aynaya değişirken kisvesi... Tuzla buz eder mi hakikatin fiskesi? Eder! İllâ ki eder... Eden bulurmuş da... Dargın ve kırgın rahleler ne der? Peki hokkayla divit? Kapıyla kilit? Hadi git! Gidene dur denecek yerde değiliz... Elbet çekilmeyiz... Perde değiliz! Kaşla göz arasında...
Artık her mevsim kış... Ayazların konçertosuna ayakta alkış! Nasırlı ellerle nasırlı yürekler... Kara kavruk çehrelerde bir hüzün bekler... Ne o çayırlar var artık... Ne de o kelebekler! Yollar tükendi. Yolun sonundayız... Hoş... Kimin umrundayız? Kaptıkaçtı ümitlerin ardından bir tas su döküldü. Çoklarının önce bileği sonra boynu büküldü. Yel esti savurdu... Kelam şol ateşte bir tutam küldü. Sorarlarsa... El cevap... Ne ağladı... Ne güldü! Belki belli belirsiz üzüldü! Kaşla göz arasında...