STOKHOLM SENDROMU NEDİR?

Stokholm Sendromu, rehin alınan kişinin zamanla kendisini esir eden kişiye karşı sempati duyması, onu koruması, hatta savunması** hâlidir. Psikoloji literatüründe bu; baskı altında olup da baskıcıyı haklı görme yanılması olarak geçer.

Bu kavramın kökeni 1973’te İsveç’in Stokholm kentindeki bir banka soygununa dayanır. Rehineler, kendilerini günlerce silah zoruyla esir tutan soygunculara karşı duygusal bir yakınlık geliştirmiş ve polisin operasyonuna bile karşı çıkmışlardı.

BİR HİKÂYE İLE BAŞLAYALIM…

Bir köy düşünün… Yıllarca terörün gölgesinde yaşamış, evlatlarını toprağa vermiş, geceleri silah sesleriyle uyanmış bir köy.
Bir gün devlet gelir; yol yapar, okul yapar, karakol yapar, huzur getirir.

O köylü nefes alır.

Tam “Artık bitti” derken, yıllarca onları korkutanların dilini konuşan birileri çıkar ve köylüye der ki: “Devlete destek olmanız, celladınıza aşık olmanızdır.”

Köylü irkilir. Çünkü bilir ki cellat, köyünü yakanlar; onları koruyan ise devlettir.
Ve köylü o an anlar:
“Bu söz, akıl tutulmasının değil; kökü dışarıda bir aklın ürünüdür.”

ÖZGÜR ÖZEL’İN SÖZLERİ NEREYE DÜŞÜYOR?

“Dem Parti’nin terörsüz Türkiye sürecine destek vermesi Stokholm Sendromu’dur” demek;

Bu memleketin acılarına, anaların feryadına, babaların mezar taşlarını öperken titreyen ellerine hakarettir.

Bu söz, Kürtleri ayrıştırmaktır.
Bu söz, terörle mücadele eden devletin iradesine iftira atmaktır.
Bu söz, Türkiye’yi dışarıda köşeye sıkıştırmak isteyen odaklara argüman sunmaktır.

Bu dil; MİT TIR’ları ihanetinde kullanılan dille aynıdır.
“Devlet IŞİD’e yardım ediyor” alçaklığının farklı bir versiyonudur.
Bu tür söylemler, kimin işine yarar?
Türkiye düşmanlarının.

ÖZGÜR ÖZEL NEYİN PEŞİNDE?

Özel, bu açıklamasıyla barış sürecine, toplumsal huzura, kardeşliğe darbe vuruyor. Peki neden?
Hangi gizli aklın, hangi odakların taşeronluğunu yapıyor?
Bu söylem; iç politik bir manevra değil, devlet geleneğimizin hedef alınmasıdır.

Benim bu sözlere eleştirim, parti meselesi değildir.
Bu mesele, devlete olan sadakat meselesidir.

Çünkü biliriz ki:

Esas olan DEVLETTİR, MİLLETTİR. Gerisi teferruattır.

GERÇEĞİ GÖRMEK İÇİN BİR HİKÂYE DAHA…

Yıllar önce bir asker, terörle mücadele bölgesinde görev yaparken bir köyde küçük bir çocukla tanışır. Çocuk korkmuştur, asker cebinden çikolata çıkarır.

Çocuk der ki:

“Biz hep korkardık… Ama siz gelince korkumuz bitti.”

Bu sözü duyunca asker yutkunur. Çünkü bilir ki görev yaptığı topraklarda devlet, bir çikolata kadar basit bir şeyle bile umut olur.

Şimdi kalkıp böyle bir devlete, böyle bir mücadeleye;

“Celladına aşık olma” diye laf etmek,

ancak hakikati ters yüz etmek isteyenlerin işidir.

Son söz:

Biz celladımıza değil, bizi yaşatmak için can verenlere aşık olduk.

Devletimize…

Bayrağımıza…

Bu toprağın her bir ferdine…

Ve bu sevgiyi kimse kırmaya, kimse gölgelemeye kalkmasın.