Türkiye’de yıllardır her kesimden insanın ortak derdi aynı: Eğitim.

Çocuklarını iyi yetiştirmek isteyen bir annenin, emeğinin karşılığını görmek isteyen bir öğretmenin, geleceğe güvenle bakmak isteyen bir gencin sesi… Hepsi, aynı umutsuz cümlenin etrafında birleşiyor:

“Eğitimde adalet nerede?”

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, yıllar önce milletin gönlünde bir sözle taht kurmuştu:

“Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik.”

O söz, umut olmuştu.

Bugün o umudun en çok aranıldığı yerlerden biri, hiç şüphesiz ki Millî Eğitim Bakanlığı.

*BİR BAKAN, BİR YALNIZLIK*

Sayın Yusuf Tekin, bu ülkenin eğitim sisteminde uzun yıllardır sahayı bilen, öğretmeni tanıyan, eğitimin gerçek sorunlarını görmezden gelmeyen nadir isimlerden biridir.

Göreve geldiği günden bu yana yaptığı her açıklama, attığı her adım, aslında bir sistemi yeniden inşa etme çabasıdır.

Ancak bu çaba, çoğu zaman sessiz bir direnişe dönüşmüştür.

Çünkü Yusuf Tekin, sadece sistemi düzeltmeye değil; direnci, alışkanlıkları ve çıkar ağlarını da yıkmaya çalışıyor.

Ve bunu yaparken ne yazık ki çoğu zaman yalnız bırakılıyor.

*LİYAKATİN YERİNE GEÇEN KULİSLER*

Bugün birçok okulda eğitim, idealizmle değil; “idare et” anlayışıyla yürütülüyor.

Başarılı ya da başarısız fark etmeksizin öğretmen aynı düzen içinde yıllarını geçiriyor.

Bazı müdürler, çocukların geleceğini değil; okul aile birlikleriyle çıkar ilişkilerini düşünüyor.

Bir kısmı, eğitimin kalitesini artırmak yerine “lüks odalar” yaptırmakla övünüyor.

İl ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinde ise liyakat yerini çoktan kulis ve kimlik siyasetine bırakmış durumda.

Kimi “Erdoğancı”, kimi “milliyetçi”, kimi “muhafazakâr” etiketiyle kendi varlığını güvenceye alıyor.

Gerçekten çalışan, samimi olan, çocukların geleceği için dertlenenler ise sistemin gürültüsü içinde boğuluyor.

*CİMER’e Giden Dertler, Cevapsız Geri Dönüyor*

CİMER’e yapılan şikayetlerin yine şikayet edilen birimlere yönlendirildiği,

teftiş için giden müfettişlerin çoğu zaman “arkadaş ziyareti”ne dönen denetimlerle işi kapattığı bir düzende,

hangi veli, hangi öğretmen adalet bekleyebilir?

Bazı okullarda norm fazlası öğretmenler boşta oturuyor,

bazı öğretmenler haftada sadece bir-iki gün derse giriyor,

bazıları ise ayın yarısını raporlarla geçiriyor.

Ama sistem tıkır tıkır işliyormuş gibi davranıyor herkes.

*BİR TEK FEDAKAR YETMEZ*

Sayın Erdoğan’a, bu milletin samimi bir çağrısı var:

Eğitimi yeniden ayağa kaldıracak kararlı bir irade gerekiyor.

Bu irade, sadece talimatla değil, doğru kadrolarla, liyakatle ve adaletle mümkündür.

Sayın Yusuf Tekin, bütün bu yükün içinde elinden geleni yapıyor.

O, bir makamın değil; bir misyonun adamı.

Yalnız ama inatçı…

Sessiz ama kararlı…

Köklü bir sistemin içinde dönüştürmeye çalışan tek yürekli duruş.

*ARZ MAKAMINA*

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bugün bu millet, eğitimde yeniden umut görmek istiyor.

Bir bakanın samimiyetine, bir liderin iradesine inanmak istiyor.

Yusuf Tekin’in bu yalnız mücadelesi, sadece bir bakanın değil, milletin çocuklarının geleceğinin mücadelesidir.

Bu sese kulak verin.

Bu yalnızlığa omuz verin.

Çünkü eğitim, bir ülkenin kaderidir.