Külliye’nin loş ışıkları altında yapılan o resepsiyon, sadece bir Cumhuriyet kutlaması değildi…
Türkiye siyasetinin dağılmış halkaları, yıllar sonra ilk kez aynı çemberin içinde yeniden buluştu.
Bir dönemin ekonomik aklını temsil eden Ali Babacan ile bugünün mali disiplininin mimarı Mehmet Şimşek’in tokalaşması, sıradan bir selamlaşmadan çok daha fazlasıydı.
O karede, yıllardır ayrı yürüyen yolların yeniden kesiştiği, kırgınlıkların yerini devlet aklına, kişisel hesapların yerini ülke menfaatine bıraktığı bir dönemin başlangıcı vardı.
Ve Ankara kulisleri artık emin: Sessiz bir mutabakat kuruldu, büyük dönüş gerçekten başladı.
*Külliye’deki Fotoğrafın Arkasındaki Trafik*
Beştepe’deki 29 Ekim resepsiyonunda yaşanan bu tablo, aylar öncesinden sessizce örülen bir diplomasi ağının dışa vurumuydu.
Edinilen bilgilere göre, süreci başlatan ilk temas Bülent Arınç ve Abdullah Gül arasında gerçekleşti.
Arınç’ın, “Artık eski kırgınlıklar ülkeye zarar veriyor” sözüyle açtığı o görüşmede, Gül’ün “Birlik zemini yeniden kurulmalı” diyerek onay verdiği belirtiliyor.
Bu görüşmenin ardından, Ali Babacan arandı.
Babacan’ın, “Sayın Erdoğan’a kırgın değilim. Bu ülkeye hizmet söz konusuysa, kişisel hırsların önüne geçilmelidir” dediği ve “Ülkenin çıkarı için yeniden omuz omuza olunmalı” ifadesini kullandığı aktarılıyor.
Bu cümle, yıllardır ayrı duran iki yolun yeniden kesişmesinin kapısını araladı.
*Davutoğlu Halkası ve Helalleşme Çağrısı*
Arınç, bu temasın ardından Ahmet Davutoğlu ile iletişime geçti.
Bu kez telefonu bizzat Abdullah Gül açtı. Davutoğlu, “Beklentisiz bir görev, sadece ülkenin yararına olacak bir adım varsa, buna kapım açık” dedi.
Bunun üzerine Arınç’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirdiği, Erdoğan’ın da “Küskünlük yok. Dava bilinciyle gelen herkes bu millete hizmet eder” sözleriyle sürece olumlu baktığı öğrenildi.
Bir süre sonra yapılan telekonferans görüşmesi, Türk siyasetinde yıllar sonra ilk defa duyulan bir kavramı gündeme getirdi: helalleşme.
Görüşmede tarafların geçmişte yaşanan kırgınlıkları geride bırakma konusunda mutabık kaldıkları, “ülkenin selameti kişisel hesapların önündedir” anlayışı etrafında bir söz birliğine vardıkları belirtildi.
O toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında Binali Yıldırım ve Hayati Yazıcı da hazır bulundu.
Her iki ismin de süreci desteklediği, “Türkiye artık kavgadan değil, akıldan beslenen bir siyasete ihtiyaç duyuyor” değerlendirmesinde bulunduğu ifade edildi.
*Yeni Dönemin Sözleşmesi: Şeffaflık ve Parlamenter Etki*
Görüşmede üzerinde en çok durulan konulardan biri, siyasette yeni bir güven inşasıydı.
Erdoğan’ın “Mal beyanı ile başlayan ve mal beyanı ile bitecek bir siyasi sözleşme” önerisi, salondaki herkes tarafından memnuniyetle karşılandı.
Özellikle Ahmet Davutoğlu’nun bu sözleri duyunca duygulandığı, “Bu, siyasete yeniden güven kazandıracak bir adım olur” dediği aktarıldı.
Babacan ve Davutoğlu ayrıca, parlamentonun etkisinin güçlendirildiği, denge ve denetim mekanizmalarının yeniden yapılandırıldığı bir sistemin geliştirilmesi gerektiği üzerinde durdu.
Erdoğan’ın da “bu yönde hazırlıklar yapıldığını” ifade ettiği belirtildi.
*Zamanlamanın Manası*
Bu görüşmelerin ardından başlayan zincirleme değişiklikler dikkat çekici:
Peş peşe değişen il ve ilçe başkanları, görevden alınan belediye başkanları, parti içi revizyonlar ve liyakat temelli yeni atamalar…
Tüm bu gelişmelerin, bu kritik buluşmaların hemen sonrasına denk gelmesi tesadüf değil.
Ankara kulislerinde bu tablo, “yenilenme sürecinin ilk işaretleri” olarak görülüyor.
Bu süreçte öne çıkan ana fikir açık:
“Küskünleri değil, inananları bir araya getirmek.”
Bu cümle, sadece bir siyaset stratejisi değil; bir devlet refleksi olarak okunuyor.
*Bir Fotoğrafın Anlamı*
29 Ekim resepsiyonunda, objektiflere yansıyan o sıcak kare…
Ali Babacan ile Mehmet Şimşek’in yan yana gelişi, siyasetin satır aralarında yeni bir paragrafın başladığını gösteriyor.
Bir zamanlar aynı yolda yürüyen, sonra ayrı düşen isimlerin yeniden aynı hedefte buluşması, “devlet aklı”nın duygusal bir boyut kazandığı anlardan biri olarak hafızalara kazındı.
Ve şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Bu sadece bir resepsiyon fotoğrafı mıydı, yoksa Türkiye’nin yeni dönemi için verilmiş ilk mesaj mı?
Cevap aslında çok net…
O fotoğraf bir selamlaşma değil, bir başlangıçtı.
Ve bu kez mesele siyaset değil, milletin geleceği.
Büyük dönüş başladı.
Ama bu kez sessiz adımlarla, büyük bir planla, kimseyi dışlamadan…
Yılların ötesinden gelen bir helalleşme, şimdi Beştepe’nin duvarlarında yankılanıyor.