Tarihte yönetim biçimleri çoğu kez halkın değil, düzenin aynası olmuştur. Aristokrasi, bilgiyle donanmış, eğitimli ve kültürel birikimi yüksek bir sınıfın yönetimi olarak ortaya çıktığında, toplumlara bir “denge” duygusu vermişti. Kusurları elbette vardı; seçkindi, bazen adaletsizdi. Ama bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yönetsel akıl içeriyordu.

Bugünse çoğu ülkede aristokrasinin yerini kakistokrasi, yani “en kötülerin yönetimi” aldı. Bilgisizliğin liyakatten üstün tutulduğu, kısa vadeli çıkarların uzun vadeli değerleri boğduğu bir dönemdeyiz.

Ekonomi, artık yalnızca rakamların değil, güdülerin da oyun alanı. Adam Smith, The Theory of Moral Sentiments adlı eserinde insanın “hayvani güdülerini” yani hırs, korku, çıkar ve rekabeti, ekonominin temel itici güçleri arasında sayar. Bu güdüler, doğru yönetildiğinde üretkenliği besler; ama dizginsiz bırakıldığında, piyasanın vicdanını öldürür.

Bugünün ekonomik sistemleri tam da bu noktada kırılıyor. Hırsın bilinci, arzunun ahlakı olmadan işleyen piyasalarda, her birey kısa vadede kazançlı ama uzun vadede yoksullaşıyor.

Bu durumu Newton ve Einstein fiziği üzerinden okumak da mümkün. Newton fiziği, dünyanın düzene sahip, hesaplanabilir, mekanik bir yapı olduğunu varsayar. Tıpkı klasik ekonomilerin arz-talep yasaları gibi: Her etki bir tepki doğurur, yeter ki denge bozulmasın.

Oysa Einstein fiziği, evrenin esnek olduğunu, zamanın bile bükülebileceğini söyler. Uzun vadede hiçbir şey sabit değildir; enerji biçim değiştirir, kütle uzaya yön verir.

Ekonomik sistemler de böyledir: kısa vadede Newtoncu, uzun vadede Einstein’cıdır. Bugün alınan bir finansal karar, yıllar sonra toplumun adalet duygusunu bile büker. Faiz, borç, servet, gelir eşitsizliği … bunlar sadece sayılar değil, toplumsal zamanın eğrileridir.

Bir dönem aristokrasi, bilgeliği koruyan bir çerçeve sunuyordu. Şimdi kakistokrasiler, bilgisizliğin konforunu yönetim biçimine dönüştürdü. Bilgi, rehber olmaktan çıkıp süs oldu; ekonomi, insanı değil veriyi merkeze aldı.

Ama fiziksel gerçeklik, ister Newton’un elması olsun ister Einstein’ın uzayı, bir gerçeği hep hatırlatır: Sistem, dengesini kaybettiğinde evren tepki verir.

Bugün ekonomik sistemlerimiz o tepkinin eşiğinde. Toplumlar, sadece gelir değil, anlam da kaybediyor.-

Belki de yeniden başlamamız gereken yer, Smith’in unuttuğumuz cümlesinde gizli:

“İnsanı insan yapan, çıkarını değil, başkasının acısını fark edebilmesidir.”

Ekonomiyi yeniden inşa edecek olan şey, bilançolar değil, empati fiziğidir.

Çünkü evren, tıpkı ekonomi gibi, yalnızca hareket eden değil; birbirine dokunan kütlelerin hikâyesidir.