Gazeteci Şaban Sevinç, Ruşen Çakır, Batuhan Çolak, Aslı Aydıntaşbaş, Soner Yalçın ve CHP İletişim Koordinatörü Yavuz Oğhan’ın ifadeleri alınmak üzere emniyete götürülmesi, kamu vicdanında derin bir yankı oluşturdu. Sevinç ve Oğhan’ın serbest bırakılmasıyla tansiyon düşse de, akıllarda pek çok soru kaldı:
Ortada bir cinayet mi var?
Ülkemize yönelmiş bir ihanet mi tespit edildi?

Elbette yargı görevini yapacaktır. Fakat, bu görevin yerine getirilme biçimi de en az karar kadar önemlidir. Vatandaşa saygı, hukuk devletinin temel taşıdır.

Şimdi soralım:
Bu yaşananların siyasi faturası, ağır bir yönetim yükü altında omuzlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklenmeyecek mi?

YANLIŞIN MAHALESİ OLMAZ
Burada çok açık bir tuzak var.
Biz, 28 Şubatları, 27 Mayısları, 12 Eylülleri eleştirdik. Zulme “hayır” dedik.
Bu zulümlere karşı çıkan, adaletin sesi olan bir lider yıllardır halkın desteğini kazandı.
Ama bugün o liderin yönetiminde, ne yazık ki, aynı hataların benzerleri yapılmak isteniyor.

Sayın Erdoğan, bu büyük bir yanlış.
Yanlışın mahallesi olmaz.
Sizin temsil ettiğiniz davanın en temel ilkesi adalettir.
Ancak bu tür hamleler, ülkenin genç kuşaklarının zihnine “Erdoğan diktatör” algısını kazımaktadır.
Bu sadece size değil, bu ülkeye, bu millete, bu davaya da zarar verir.

TARİHİN TEKERRÜRÜNE İZİN VERMEYİN
İçeride size “susarak sadakat” gösterenlerin korkusu, aslında ülkeye kötülük ediyor.
Gerçek dost, yanlışta da “dikkat et” diyebilendir.
Ve ben bugün, açıkça söylüyorum: Bu bir tuzaktır.

Yanlışın mahallesi olmaz…
Çünkü yanlış, hangi renge, hangi bayrağa, hangi ideolojiye sığınırsa sığınsın, adını değiştirir ama doğasını değiştiremez.
Bir zamanlar darbeler döneminde “devleti koruyoruz” denilerek yapılan haksızlıkları eleştirdik.
İnsanlar fikirlerinden dolayı susturuldu, sürgün edildi, yargısız infazlara maruz kaldı.
Bugün o yanlışın benzerini, farklı bir mahallede gördüğümüzde sessiz kalırsak, o zulmü yeniden üretmiş oluruz.

Bir dönem başörtüsü yasaklanırken “hukuk böyle emrediyor” diyenler vardı.
Bugün başka bir görüşteki insan susturulurken “devlet gereğini yapıyor” diyorsak, aslında aynı yanlışı başka mahallede yeniden onaylıyoruz.
Yanlışın rengi değişir ama adı değişmez.

Adalet, sadece “bizimkiler” için değil, “herkes için” talep edildiğinde anlamlıdır.
Çünkü adalet bir kampın değil, insanlığın evidir.
Ve unutmayalım: Yanlışa susmak, yanlışı sahiplenmektir.

ADALETİN SESİNİ SUSTURMAK, DAVAYI SUSTURMAKTIR
Yargıya saygı elbette esastır.
Ama ortada kaçan, saklanan, adaletten kaçmaya çalışan bir gazeteci mi vardı?
İfade çağrısı yapılsaydı kim gitmezdi?

Ülkenin zaten ağırlaşan ekonomik, sosyal ve dış politik sorunları varken;
içeride kutuplaşma ve baskı görüntüsü, bu yaraları derinleştirir.
Oysa Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey huzur, birlik ve güvendir.

TÜRKİYE BU YANLIŞI HAK ETMİYOR
Sayın Erdoğan, dikkat edin…
Bu ülke bu yanlışı hak etmiyor.
Ve tarihin önünde, bu yanlışın yükü, yalnızca size değil, hepimize ağır gelir.