banner5

banner29

Sapkınlıkların normalleştirilmesi ve İstanbul Sözleşmesi

Ümran Dergisi'nin son sayısında yer alan dosya haberde İstanbul Sözleşmesi'yle birlikte sapkınlıkların normalleştirildiği vurgusunda bulunuldu. Söz konusu haberde dikkat çeken detaylar yer aldı.

Gündem 04.09.2020, 18:22
Sapkınlıkların normalleştirilmesi ve İstanbul Sözleşmesi

Ümran Dergisi'nde yer alan İlhan Akkurt imzalı dosya habere göre, Batı egoisttir ve egoist insanı sever. Batı toplumlarının aydınlanma ile kurdukları çağdaş uygarlık diye yutturdukları medeniyetleri, seçilmişlik ve faydacılık anlayışı üzerine kurulmuştur. Batı’nın seçilmiş insan anlayışı, geçmişte dini inançları içindi. Bu günse “Biz Tanrı tarafından insanlara medeniyet götürmekle görevliyiz.” vehmine kadar uzanır. Kapitalizmi esas alan medeniyetlerinin oluşmasına hizmet eden temel alt yapıdan ikincisi, eski Yunan’da Kyrene okulu, Filozof Epikür’den gelen ve Jeremy Bentham, James Mill ve John Stuart Mill gibi düşünürlerin başını çektiği “faydacı felsefe”dir. Bu anlayış her türlü nefsi özgürlüğü kapsayan, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” ilkesine dayalı kapitalist sebest pazar eknomisini doğurmuştur. Bu anlayışa göre insan hazları-zevkleri peşinde koşar ve acıdan kaçar. Bu yüzden Batı’nın insan tipi bu iki ilkeden dolayı hedonist (hazcı), egoist ve narsist insandır. Böyle yetişen bir insan her türlü ilişkide çıkarını düşünür ve nefsi zevkleri peşinde koşar. Gelelim insana bu referanslarla bakan bir medeniyetin, toplum yapısı ve özellikle konumuz olan “aile, namus ve cinsel ahlak” anlayışına. Batı dünyası içinde seçkinlerin seçkini olanların insanlığı sürükledikleri uçuruma. Batı toplumlarını da yönlendiren “derin güçlerin” dünyayı sürüklemek istedikleri asıl cinsel ahlak anlayışına. Bu adamlar ahlak konusunda, insanda her türlü gelişmeyi libidoya bağlayıp cinselliğe indirgeyen Freud’cu bir yol izlemektedirler. Zaten nefsi zevkleri peşinde koşturulan, hazcı bir toplum ölçüsünün bu olması çok normal. Sonunda aileyi oluşturan anne, baba ve çocuk rollerini yozlaştırarak, aile bağlarını çözdüler ve evlilikler yürümez hâle getirdiler. Batı insanı artık evlenmez ve bir aile kurmaz oldu. İnsanlara hayatlarının gayesi olarak, eski Roma’da olduğu gibi faydacılık felsefesinin gereği, “fado-fiesta-futbol” yani müzik, festival, yarışmalar (bir de femini odaklı fuhşu eklerler) sunarsanız olacağı budur. Hayat gayesi bunlar olan, egoist, hedonist ve narsist bir bireyin bir ömür boyu bir yuvada tek kişiyle yaşaması mümkün değildir. Hele evliliği cinselliğe bağlarsanız hedonit-narsist bir kişi için bu hiç çekilmez bir hâl alır. Zaten bu anlayışta yetişen bir bireyin çocuk derdiyle uğraşması hiç mümkün değil. Immanuel Kant her ne kadar aydınlanmanın ahlak temellerinin dayanması gereken ilkeler üzerinde durup, ödev etiği mantığı ve hukuk kuralları ile insanların kamu ilişkilerinin temelini oluştursa da asıl Batı aile yapısı ve cinsel ahlakını birtakım algı operasyonlarıyla istedikleri yöne sürükleyen bazı organize “derin güçler” vardır. Hem de öyle işin felsefesiyle hiç uğraşmadan meşhur özgürlük ilahını kullanarak. Önce muhafazakâr olan Batı insanı bu hâle nasıl evrildiğini, yaptıkları algı operasyonlara bir bakalım. Önce uyguladıkları bir kaç aşamalı bir planı görelim. Bu güçlerin baş taşeronu olan Alfred Kinsey’in ABD’deki çalışmalarını görelim. ABD’de Cinsel Sapkınlıklar Nasıl Normalleştirildi? Bu kişi 1938 yılında, Indiana Üniversitesi’nde “evlilik ve cinsellik” üzerine dersler vermeye başlıyor. 1947 yılında aynı yerde “Cinsellik Araştırmaları Enstitüsü”nü kuruyor. 1948’de İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış ve 1953’te İnsan Dişisinde Cinsel Davranış isimli iki kitap yayınlıyor. Bu zamana kadar Amerikan toplumu gayet muhafazakâr bir toplumdu. İnanca dayalı hukuk sistemi hâkimdi. Namus kavramı kutsaldı, kürtaj yasaktı, 18 eyalette tecavüzün cezası idamdı, eşini aldatmaya hapis cezası vardı vs. Kinsey kitaplarında, “Bildiklerinizin tümü yanlış. Gerçekte cinsellikle kafayı bozmuş bir toplumuz. Sapık denilen davranışlar o kadar yaygın ki…” diyerek bir sürü istatistik bilgi veriyor ve “Amerikan babaların %87’si sapık” diyor. İşte LGBT’liler, “Toplumun yaklaşık %10’u eşcinsel ve %37’si buna ilgi duyuyor.” istatistiğini 70 yıldır bu kitaplardan kullanıyor.

Bu kitaplarında aynen Freud’un iddia ettiği gibi cinsellik doğumla başladığını iddia ederek, bebeklerin yaşamından cinsellikle ilgili düzmece istatistikler sunuyor. Uzatmayalım, daha bir sürü rezaleti bilimsel veri olarak sunuyor. Arkadan da plan işletilmeye ve algı operasyonu çalışmaya başlıyor. Amerikan gazeteleri bu araştırmanın haberini “Amerika’ya atom bombası düştü!” diye vermişlerdir. Malum çevreler hemen harekete geçerek, “madem toplum böyle, o hâlde cinsel suçlar da değişmeli” yaygarası kopartıp, ‘cinsellik yasa reformu’ için dergilerin ve gazetelerin manşetlerinin %70’i bu konuyu işliyor. TIME dergisi hemen bu adamı kapak yapıyor ve kitabını övüyor. “Cinsel devrimi başlatan adam” olarak ilan ediliyor ve ödüller veriyorlar. 20. Yüzyılın en etkili Amerikalılarından biri seçiliyor. Bu kitaplar 30 dile çevriliyor ve 20. yüzyılın en çok satan kitapları oluyor. Malum vakıflardan Rockefeller Vakfı, kitaplardaki bulguların sansasyonel bir şekilde duyurulmasına öncülük ediyor, cinsel suçlarla ilgili hukuk reformu isteniyor. Beklenen ve planlanan şekilde, birçok cinsel istismar ve sapkınlık suç olmaktan çıkıyor. Her türlü LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel, transgender) sapkınlıkları meşrulaştırıyor. Kinsey Raporunun etkisi sadece ceza sistemine yansımamış, yaklaşık 15 yıl sonra eşcinsel örgütlerin yaptığı organize eylemlerin etkisi ile sağlık alanına da yansımış ve eşcinsellik, Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından hastalık olmaktan çıkarılmıştır: 1935 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yapılan ruh hastalıkları sınıflandırmasında “patolojik cinsellikli psikopatik kişilik” tanımı altında yer alan eşcinsellik, 1952 yılında APA’nın oluşturduğu tanı kılavuzunda (DSM), “sosyopatik kişilik bozukluğu” kategorisinin bir alt grubu olan seksüel sapkınlıklar bölümünde transvestizm, fetişizm, sadizm ve pedofili ile birlikte yer almıştır. 1968 yılında ise, DSM-2 basılmış ve bu sefer eşcinsellik, teşhircilik, fetişizm ve pedofili ile birlikte yer almıştır. 1973 yılına gelindiğinde ise, eşcinsellere yönelik ayrımcılığa ve yasal sınırlamalara son verilmesine yönelik APA’nın içinden yapılan bir çağrıyla eşcinsellik hastalık kategorisi olmaktan çıkarılmıştır. 1993 yılına gelindiğinde de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkarmıştır.

Peki, bunca serbestlikten sonar cinsel şiddet suçları azaldı mı?,

ABD toplumunda 1951-1997 arasında şiddet suçları %993, 1969- 1999 arasında tecavüz %340, 1951-1996 arasında 15-19 yaş genç kızların gayri meşru çocuk sahibi olması %215, bunlardan 15 yaş altı %150, çocukların cinsel istismarı %15.866 artıyor. 2000 yılında cinsel istismara en fazla çocukların uğradığı görülmekte, 5 yaş altı çocuklarda %10, 5-11 yaşta %37, 12-17 yaş arası %19’dur. Olan ABD ve dünya toplumlarına oluyor.1 Bütün bu değişimin altyapısını oluşturan Alfred Kinsey’in araştırmaları ne kadar gerçek, şimdi bunu görelim. 1966 yılına gelindiğinde Judith Reisman isimli bir kadının 10 yaşındaki kızı tecavüze uğrar ve büyük bir trajedi yaşanır. Bu kadın “Amerikan toplumu neden böyle oldu?” diye başlıyor işin aslını araştırmaya ve bunun sebebinin Kinsey’in araştırmaları olduğu sonucuna ulaşıp, bunlara kafayı takıyor. Araştırmalar sonucunda Kinsey’in araştırmalarının çoğunun düzmece olduğu, istatistiklerin cinsel suçlu ve çoğunun da fahişelerle yapıldığı gerçeğine ulaşıyor ve zaten Kinsey’in de homoseksüel olduğu ortaya çıkıyor. 1981 yılında 50. Dünya Cinsellik Kongresi’nde bu sahtekârlıkları sunuyor. Böylece ABD’ye ve dünyaya, Japonya’ya atılandan çok daha tesirli bir atom bombası atılmış oldu. Etkisi kaç yıl sürer, bilinmez. Çağdaşlık, özgürlük ve ilericilik adına bu teraneler bizlere de yutturulmaktadır. Özellikle televizyon ve müzik dünyasında bu anlayışlar devamlı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bir ara neredeyse her önemli televizyon kanalında bu tür kişiliklerin yaptığı programlar el üstünde tutuluyordu.

Yukarıda, kendini seçkin gören bu derin eller, insanlık tarihi boyunca kendilerini gizleyen bu şeytani zihniyet hep kaosa çalıştılar. Yahudiliğin içinde göründüler Museviliği; Hristiyan göründüler Hristiyanlığı tahrip ettiler. Tevrat’ı tahrip edip ne kadar büyük peygamber varsa, ensest-sapkın cinsel şahsiyete çevirdiler. Kapitalist kültürü oluşturan Pagan anlayışındaki bu derin güçler, bütün dinlere ve ahlak anlayışlarına karşı şeytani bir yol izlemektedirler. Cinsel Özgürlükleri Nereye Uzanıyor? Bu derin güçlerin cinsellikte aile kavramını bitirerek insanlığı sürükledikleri sapkınlıklar, en son Kasım-2016’da yapılan ABD seçimlerinde Başkan adaylarından Hillary Clinton’un danışmanı hakkında ortaya atılan kirli ilişkilerde tekrar göz önüne serilmiştir.

Bu hassas konuda yorum yapmadan, doğrudan birkaç haberi okuyalım: “Pizza Gate” haberlerine bir bakalım: “Birçok ünlünün, politikacının ve sermaye sahibinin adının geçtiği skandala ilişkin yer alan belgelerde Hillary Clinton’ın Amerika başkan adaylığı sürecinde kampanya danışmanı olan John Podesta’nın, ticaret ve yüksek bürokrasi çevresinden kimselerle “Comet Ping Pong” adında bir pizzacıda düzenlenecek “Pedofili” -Sübyancı- organizasyonuna ilişkin mail alışverişi yapıldığı iddia edildi. Georges Soros’un en büyük bağışçısı olduğu “American Bridge Pac”ın geçmişte “Comet Ping Pong” ile maddi ilişkilerinin olması Pizza Gate skandalına Georges Soros’u da ortak ederken, skandalın Batı medyasında sansüre uğramasının sebeplerinden biri olarak bu durum gösteriliyor.”2 “ İnternet İzleme Vakfı’nın yaptığı araştırmaya göre, internette dolaşan çocuk taciz içeriklerini yayımlayanların %60’ının Avrupalı ülkelerden, %20’sinin ise Amerika’dan kaynaklı olduğu tespit edildi. İnternetteki çocuk cinsel taciz içerikleri 20 bin 972 ile Hollanda kaynaklı. Eşcinsellerin evliliğini yasalaştıran Hollanda’yı 12 bin 492 ile ABD ve 8 bin 803 siteyle Kanada takip ediyor. Fransa da listede 6 bin 099 ile dördüncü, Rusya ise 4 bin 176 ile beşinci sırada. Geçmişte çocuk cinsel içeriği kapsayan internet adreslerinin büyük bölümü ABD’de yer alırken, Avrupa 2016’da Amerika ve Kanada’yı geçerek ilk sıraya yerleşti. Çocuk istismarı içeren linkler 2015’ten 2016’ya Kuzey Amerika’da %20 oranında azalırken Avrupa’da %19 oranında arttı.”3 Sonunda yine mızrak çuvala sığmıyor ve yıllarca çocukları seks için pazarlayan, 2007’de pedofili olduğu tescillenen bir isim ABD’li ünlü milyarder Jeffrey Epstein tutuklanıp yargılanmaya başladı. Ancak son davası uzun sürmedi ve 10 Ağustos 2019 gecesi hücresinde ölü bulundu. Otopsi sonucu intihar ettiği iddia edildi.   Fox TV’de bir programa katılan eski otopsi uzmanı Dr. Michael Baden,  “İntihar için olağandışı sayılan ve boğulmaya işaret eden 3 kırık var. Bu kırıklar daha çok boğulmanın yol açtığı ölümlerde görülüyor. Ayrıca 50 yıl boyunca New York cezaevlerinde iki gardiyanın aynı anda uyuyakaldığı ve kameraların da çalışmadığı bir ölüm olayı hiç görmedim.” Bu adamın yakın dostları arasında kimler yok ki! Yakın dostları arasında ABD Başkanı Donald Trump, Bill Clinton, Siyonist lobinin savunucusu Alan Dershowitz, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve İngiliz Kraliçesi Elizabeth’in oğlu Prens Andrew var. İddialara göre Epstein ailesinin bulunduğu bir Yahudi mezarlığına sessizce gömüldü. “Müşteri” listesinde kimler var, tam olarak bilinmiyor. Epstein’in kendine ait adasına, “Lolita Ekspres” denen özel jetiyle yakın dostlarını ve müşterilerini getirdiği biliniyor. Bu adada bir de “tapınak” var. Antik Mısır mimarisini andıran, İsrailoğulları’nın Hz. Musa’dan önce çocuk kurban ederek gazabını azaltmayı umdukları Moloch isimli tanrıya ait olduğu iddia edilen heykeller bulunduran, ne işe yaradığı hâlen anlaşılmamış bir tapınak. Anlaşılan o ki işin sonu çocukların kurban edildiği Satanist ayinlere kadar varıyor. Evet! Bunlar dünyamızda, aydınlatıcının ışığı ile aydınlanmış elitlerinin gerçek kimlik, inanç, niyet ve ahlak anlayışları. Dileyen ikna olur, dileyen gerçek hayatta da açıkça bizi sürüklemeye çalıştıkları ahlak anlayışları için komplo teorisi der. Hedonist, hazcı her ilişkiyi maddeye indirgeyen her insanın yavaş yavaş alışıp sonunda varacağı son nokta burasıdır. İşte dünyanın insanın ve ailenin geleceği bu! 

Bu Çerçevede İstanbul Sözleşmesi

Bütün bunlardan sonra şimdi geldik İstanbul Sözleşmesi’ne. Belki lafı fazla uzattık ama bütün bu gerçekleri görmeden bu Sözleşme’nin amacı konusunda biraz zor ikna olabilirdik. Çünkü Sözleşme, kimselerin itiraz edemeyeceği çok masum ve haklı nedenlere dayandırılmaktadır. Amaç kadına şiddeti ve aile içinde şiddeti önlemek. Buna kim itiraz edebilir ki? Avrupa Konseyi adına ülkemizde hazırlanıp “İstanbul Sözleşmesi” adını alan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011`de İstanbul`da imzaya açılan sözleşmedir. Mart 2019 itibari ile 46 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanan İstanbul Sözleşmesi’ni Türkiye 2011 yılında ‘ilk imzacı devlet’ olarak imzalamış ve 2012’de TBMM’de kabul edilmiştir. Daha sonra Sözleşme’yi destekleyici kanunlar hazırlanarak 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Bugüne kadar Avrupa Konseyi’ne üye 47 devletten 34’ü tarafından onaylanıp yürürlüğe konuldu. İçinde İngiltere’nin de bulunduğu imzacı 11 ülkenin meclisi bu Sözleşme’yi henüz onaylamamıştır. Ancak Sözleşme birçok ülkede tartışılmaya başlandı. Her uluslararası sözleşme gibi İstanbul Sözleşmesi de taraf bir devlet tarafından feshedilebilir. İstanbul Sözleşmesi’nin 80’inci maddesi “Taraflardan herhangi birinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle istediği zaman Sözleşme’yi feshetmesine” imkân tanıyor. Polonya, Sözleşme’yi “Polonya anayasasının ilke ve hükümlerine göre uygulayacağını” bildiren bir açıklama yaptı. Hırvatistan, Litvanya ve Letonya da Avrupa Konseyi’ne benzer açıklamalar yaptı. Avusturya, Finlandiya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre ise Polonya’daki uygulamayı Sözleşme’ye aykırı buldu. Sözleşme’nin genel durumu bu. Şimdi gelelim bu sözleşmenin sakıncalarına. Yani algı operasyonlarına. Bu Sözleşme’nin güya asıl amacı kadını şiddetten korumak.

Gelin şimdi kadının yanı sıra başka neler korunup meşrulaştırılıyor onu görelim. Sözleşme’nin 4. maddesinin 3. bendinde, “Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hâl, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin deceklerdir.” denilmektedir. Burada açıkça, “kimseye karışmayın. isteyen istediği cinsel tercihini yapsın!” deniliyor. Öyle doğuştan erkek ve dişi olunacak diye bir kural yok. Bu Sözleşme’yle anlatılan;  “cinsel yönelim” adı altında toplanan dünün bütün sapıklıkları (homoseksüellik, biseksüellik, lezbiyenlik vs. gibi), LGBT bayrağı altında sokaklara döküldü. Bu tür kişiler, size ev kiralamak için geldiklerinde, bu gerekçelerle veremeyeceğinizi bildirmeniz hâlinde, “Toplumsal cinsiyet ayrımı yapma” suçlamasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. 11. Maddenin 5. fıkrasında;  “Taraflar (yani Türkiye), kültür, gelenek, görenek, din veya sözde “namus” un işbu sözleşme kapsamındaki her hangi bir şiddet eylemi için, mazeret oluşturmamasını sağlar” denmektedir. Yine Sözleşme’nin 12. maddesinin 1. fıkrasında; “Kadınlar ve erkekler için, alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla, kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır”  denmektedir. Bu da yüzyıllar içinde inanç örf ve adetten oluşan, ailede ana baba kalıplarını kırmakta, karı-koca sorumlulukları hiçe sayılmaktadır. Yani evin hanımı veya kızı oğlu istediği kişiyle istediği saate kadar gezer tozar, kimse onlara “sabahın bu vaktine kadar kiminleydin, neredeydin?” diye soramaz. Mesela bir otel veya pansiyon işletmecisisiniz ve evli olmayan çiftler geldinde “evlenme cüzdanınızı göreyim!” diyemezsiniz. Daha bitmedi. Bir de bu Sözleşme’deki konuların anlaşılması için insanların eğitilmesi gerekmektedir.

13. Madde,  “Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki, her türlü şiddetin ve farklı tezahürlerinin önlenmesi gerektiğinin toplum içinde anlaşılması ve buna ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla, başta kadın örgütleri olmak üzere, ulusal insan hakları kurumları ve bunlara denk organları, sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içerisinde, düzenlik aralıklarla ve her seviyede farkındalık yaratma kampanyaları geliştirir veya yürütür.” demektedir. Durum böyle olunca, bugüne kadar sapkınlık olarak bilinen bütün LGBT eğilimleri meşrulaştırılmış oluyor. Nitekim kadın-erkek hepsi sokaklara dökülüp memnuniyetlerini sergilemeye başladı. Önüne geçilmezse korkarız ki bu iş çok daha vahim ilişkileri ve pedofiliyi meşrulaştırmaya kadar uzanır. Olur ya birileri “bu iş çocuğun tercihi” derse ne olur. Bu konuya sahip çıkan CHP bu işi geçen 23 Nisan Bayramı’nda taa çocuklara kadar vardırdı. Özetlersek kadın, erkek, çoluk çocuk insan, hayvan her varlık şiddetten korunmalıdır. Kadın, çocuk ve hayvanlar için bir miktar pozitif ayrımcalık da yapılabilir. Ancak bu Sözleşme çokça art niyetler taşımaktadır.

Birçok Avrupa ülkesi bu Sözleşme’ye sakıncalı bakarken, bizim muhafazakâr yetkililer gibi anlamadan, dinlemeden ilk onaylayan olup hâla yürürlükte tutmanın alemi yoktur. Neyse ki kamu vicdanı bu komploya karşı uyandırıldı ve Cumhurbaşkanı, 18 Şubat 2020’de bir açıklama yaptı: “İstanbul Sözleşmesi’ni bir daha gözden geçireceğiz.” Yine 28 Temmuz 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, son dönemlerde cinsel sapkınlara verilen desteğe işaret ederek, “İnancımıza ve kültürümüze aykırı bu tür marjinal akımları destekleyenler bizim gözümüzde aynı sapkınlığın ortaklarıdır.”, “Halkın lanetlediği hiçbir yanlışın bu ülkede kök salma ihtimali yoktur.” diyerek yasaya karşı suç işlemiş olsa da bu sözün arkasını bekliyoruz. “Zina yasasında hata ettik!” diyerek bir çözüm ortaya konulmaması gibi olmamalı! Açıkça dikkat çekmek istiyorum. Bu Sözleşme’ye göre taraflar şikâyetci olmazsa, yani sokaklarda haykırdıkları gibi “size ne, bu vücut benim istediğimle birlikte olurum”, “namus apış arasında değildir” gibi söylemlere sahip hedonist bir anlayış için hiçbir ilişki sorun olmaz, hiç kimse de yazmaktan dahi hicap duyduğumuz sapık/ iğrenç ilişkilere tek laf edemez! 

Yorumlar (0)
20
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki politakasını başarılı buluyor musunuz?
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki politakasını başarılı buluyor musunuz?
Namaz Vakti 18 Eylül 2020
İmsak 05:15
Güneş 06:41
Öğle 13:03
İkindi 16:31
Akşam 19:16
Yatsı 20:36
Günün Karikatürü Tümü
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Göztepe 1 3
2. Karagümrük 1 3
3. Beşiktaş 1 3
4. Galatasaray 1 3
5. Alanyaspor 1 3
6. Hatayspor 1 3
7. Antalyaspor 1 3
8. Erzurumspor 1 3
9. Fenerbahçe 1 3
10. Kayserispor 1 3
11. Konyaspor 0 0
12. Çaykur Rizespor 1 0
13. Ankaragücü 1 0
14. Kasımpaşa 1 0
15. Gaziantep FK 1 0
16. Trabzonspor 1 0
17. Sivasspor 1 0
18. Gençlerbirliği 1 0
19. Başakşehir 1 0
20. Malatyaspor 1 0
21. Denizlispor 1 0
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 1 3
2. Balıkesirspor 1 3
3. Altınordu 1 3
4. Ümraniye 1 3
5. Adanaspor 1 3
6. Ankara Keçiörengücü 1 3
7. Ankaraspor 1 3
8. Akhisar Bld.Spor 1 1
9. Altay 1 1
10. Tuzlaspor 1 1
11. Samsunspor 1 1
12. Bandırmaspor 1 0
13. Boluspor 1 0
14. Eskişehirspor 1 0
15. İstanbulspor 1 0
16. Bursaspor 1 0
17. Giresunspor 1 0
18. Menemen Belediyespor 1 0
Takımlar O P
1. Arsenal 1 3
2. Leicester City 1 3
3. Chelsea 1 3
4. Newcastle 1 3
5. Wolverhampton 1 3
6. Liverpool 1 3
7. Crystal Palace 1 3
8. Everton 1 3
9. Aston Villa 0 0
10. Burnley 0 0
11. Man City 0 0
12. M. United 0 0
13. Leeds United 1 0
14. Southampton 1 0
15. Tottenham 1 0
16. Brighton 1 0
17. Sheffield United 1 0
18. West Ham 1 0
19. Fulham 1 0
20. West Bromwich 1 0
Takımlar O P
1. Valencia 1 3
2. Granada 1 3
3. Osasuna 1 3
4. Real Betis 1 3
5. Huesca 1 1
6. Real Sociedad 1 1
7. Real Valladolid 1 1
8. Villarreal 1 1
9. Celta de Vigo 1 1
10. Eibar 1 1
11. Atletico Madrid 0 0
12. Barcelona 0 0
13. Elche 0 0
14. Getafe 0 0
15. Real Madrid 0 0
16. Sevilla 0 0
17. Deportivo Alaves 1 0
18. Levante 1 0
19. Athletic Bilbao 1 0
20. Cádiz 1 0