Süleyman Demirel “Morrison Süleyman” mı, “Nurlu Süleyman” mı?

Daha eskisine gidelim: Mustafa Kemal Ehlibeyt kökenli, hafız, dindar bir Müslüman mı idi, ya da hiçbir dine inanmıyor mu idi? Beriye gelelim: “Derin DP”nin derinlerindeki adamı, M. Kemal 1., İnönü 2. ise bu 3'üncüsü olan Alliance Israélite mezunu Celal Bayar, Kemalist ideolojinin sadık bendelerinden biri mi yoksa Masonların içimizdeki, Kurtuluş Savaşı dönemindeki “Galip Hoca”sı mı?

Fetullah Gülen için herkes başka bir şey söylüyor, Adnan Hoca için de. Her ikisinin de dünü ve bugünü aynı değil.

Bazen insan şaşırıyor, “kim kimdir” diye. Bir sürü kripto, devlet kademelerinde ya da halkın arasında dolaşıp duruyor. Sahi Apo kimin adamı; devletin mi, Rusların mı, Amerikalıların mı, İngilizlerin mi? Yoksa NATO’nun mu? Sahi, gerçekten o Kürtlerin adamı mı?

Ötekiler mi çok iyi oynuyor, biz mi çok “saf”ız? Ya da hâlimiz “saflık”tan öte bir şey mi? Bazen karşımızdakinin “melek mi, şeytan mı” olduğunu bile karıştırıyoruz. Belki de onun için “Kitap”ta “Şeytan’ın bizi Allah’la aldatması konusu”nda uyarılıyoruz. Evet, birileri zehri altın tas içinde, bala karıştırıp sunuyor. “COVID yalanı”nın arkasına saklanıp “mRNA zehri”ni damarlarımıza böyle zerk etmediler mi? Hangisini sayayım ki: PCR, 5G, nesnelerin interneti (nesneler arası iletişim), İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote, Chemtrails, “Sıfır Atık”, “iklim” yalanı... Say say bitmez. “Harca harca bitmez” sanılan krediler, umutlar!

Erdoğan hakkında “kâfirin patronu Trump” ne diyor? Erdoğan ona, o da Erdoğan’a “dostum” diyor. Gerçekten dost mu bunlar? Bir politikacı, başka bir politikacıyı övüyorsa onun gizlediği bir şey vardır! Trump 1. dönem başkanlığında damadı ile Erdoğan’ın damadı arasında özel bir bağlantı kurulur. Chabad o dönemde Beştepe’yi ziyaret etti. Türkiye'ye ilk adımlarını attıklarında Abdullah Gül başbakandı. Kushner-Dahlan lobisi Trump’ın ilk döneminde kurgulandı. Bu çalışmalar Biden döneminde de devam etti. Kushner aynı zamanda Chabad’dı. Netanyahu da bir Chabad! Ve Chabad o günden bugüne KKTC, İstanbul ve Bakü’de etkinliğini, yayılmasını giderek artırdı ve hâlâ artırmaya da devam ediyor. Chabad, BlackRock’tan daha masum değildir. Hatta ikisinin birlikteliği daha da tehlikeli bir hâl almıştır.

Trump ne diyordu Erdoğan için: “Çok iyi bir dostum, birlikte çok iyi çalıştık. Onu seviyorum. Harika bir lider ve çok sert, güçlü bir lider. Zor bir adam ama dostum; ne zaman ihtiyacım olsa yanımda oldu. Sert bir adam, ülkesinde harika iş çıkarıyor. Bana saygı duyuyor, benimle iyi çalışıyor.”

Trump, Erdoğan ve Suriye lideri Ahmed el-Şara için: “They did a good job in Syria. They brought the country back together.” (Suriye’de iyi iş çıkardılar. Ülkeyi yeniden bir araya getirdiler.) “Erdoğan Suriye’den sorumlu... 2000’den beri uğraşıyorlardı, sonunda o başardı, o başardı. Suriye’deki değişimi onun katkılarıyla birlikte gerçekleştirdik” diyor.

İsrail Diasporadan Sorumlu Bakanı Amichai Chikli, “Erdoğan Türkiye’ye şeriat getirecek” diyor ve devam ediyor: “Müslüman Kardeşler’i yasaklamayı gerçekten isteyen herkes @RTErdogan’dan başlamalı; o bir diktatör, Hamas sempatizanı ve şeriat temelli otoriterliğin destekçisi biri.”

İsrailli yetkililer, yorumcular ve analistler, sık sık Erdoğan’ın İslamcı geçmişi, Neo-Osmanlı (Neo-Ottoman) vizyonu ve kendi sözleri nedeniyle sıkça dile getirilen bir endişeyi vurguluyorlar. Erdoğan'ın geçmişte kendisini “şeriatın hizmetkârı” (servant of the Sharia) olarak tanımladığını söylüyorlar. Bu düşünceyle İsrail tarafında, Türkiye’nin laik yapısını aşındırıp şeriat odaklı bir sisteme kayabileceği korkusunu besliyor. İsrailli bakanlar ve uzmanlar Erdoğan’ı “şeriat temelli otoriterlik” (Sharia-based authoritarianism) destekçisi olarak eleştiriyor. Analizlerde Erdoğan’ın “sultan ve halife rolü” arzuladığı, Osmanlı mirasını ve İslamcı unsurları öne çıkardığı belirtiliyor. Bu rol ve İslamcılık vizyonu, ABD’nin bu coğrafyadaki belirleyici konumu açısından önemli. ABD için de bu, önemli bir fırsat anlamına gelebilecek bir imkân olarak kullanılmak isteniyor sanki.

Özal döneminde ben Özal'ı günlük yazılarımda eleştirmenin ötesinde, iki de kitap yazdım o dönemi eleştiren. Tek Özal döneminde, kamudan benim aleyhime suç duyurusu olmadı. Bu eleştirilerime tepki de vermeyince Hasan Celal Güzel’e sordum, “Özal ne diyor bu eleştirilerime?” diye. “Türkiye Nereye Gidiyor” ve “Yağmalanan Ülke Türkiye” kitabımı o dönemde yazmıştım. “O eleştiriler bizim için değerli; Batılılarla görüşürken bazı taleplerini reddetmem konusunda böyle bir rüzgâra ihtiyacım var. 'Bunu yapamam, halka kabul ettiremem' demem gerek demiştir” dedi... Evet, her şeye muktedir görüntüsü veren bir politikacı, bizim gibi ülkelerde altından kalkamayacağı taleplerin baskısı altında ezilebilirdi. “Güçlü lider” profili, farklı cephelerden şimşekleri üzerine çeker. Hangi kesime yaklaşırsa öteki cephenin saldırısına uğrar.

Amichai Chikli, “Erdoğan IŞİD’e engel değil, bizzat IŞİD’dir” diye nitelendirirken Suriye’deki eylemlerini “İslamcı halifelik kurma” amacı taşıdığı şeklinde eleştirdi. Türkiye ve Suriye’yi (el-Şara ile) “İran’dan daha endişe verici” bulduğunu, “Müslüman Kardeşler ekseni” (Erdoğan’ın Türkiye’si, Suriye ve Katar) olarak tanımladı ve bunu “yeni tehdit” olarak işaret etti.

Eski milletvekili ve diplomat Ruth Wasserman Lande: “Erdoğan gelecekteki bir Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk adımlarını atıyor, bir sonraki İran oluyor.” Erdoğan’ı “Müslüman Kardeşler” ideolojisiyle bağdaştırıp şeriatçı / Osmanlı eğilimlerini vurguluyor.

Erdoğan’ın geçmişteki kendi sözleri (“Şeriatın hizmetkârıyım”) ve Neo-Osmanlı politikaları nedeniyle Türkiye’nin laik yapıyı aşındırıp daha İslamcı bir sisteme kayabileceği korkusu... Bu, İsrail medyası ve yetkililerinde sıkça tekrarlanan bir tema.

Bu eleştiriler özellikle 2025-2026 döneminde Suriye’deki gelişmeler, Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı ve bölgesel hamleleri sonrası arttı. Trump ise tam tersine Erdoğan’ı övmeye devam ediyor.

Siz bu çorbadan nasıl bir sonuç çıkartırsınız? Trump muhabbeti Erdoğan’a zarar verir, İsrail’in eleştirisi aslında Erdoğan’a güç verir.

Türkiye’de bazı bürokratlar, İsrail medyasında kendi aleyhlerine yazı çıkmasının içeride toplum nezdinde kendine itibar kazandıracağını düşünüyordu.

Mesela Türkiye’de, Adana’da karnaval düzenlenmesi Kültür Bakanı’nın Müslüman çevreler nezdinde itibarına zarar verirken bu durum Batı'da itibar getiriyor.

Bir Mason’u içeri almak, dindar çevrelerde siyasi itibar vesilesi olsa da bu Batı'da hoş görülmez. Bir de bir topluluğa, o topluluk düşman olsa bile, bizim onlara olan düşmanlığımızın bizi onlar hakkında dahi adaletsizliğe sevk etmemesi gerekir. Aslında bu tür olaylara bir de o nazarla bakmak gerek.

Söylenen söze ve yapılan işe bakıp doğrusuna destek verir, yanlışına karşı çıkarız; hikmet müminin yitik malıdır. Firavun'a bile Hz. Musa’ya “güzel söz ve hikmetle hakkı tavsiye etmesi” emredildi. Tabii ki özellikle kâfirler, münafıklar ve bunların yanında fasıklar bize bir haber getirdiklerinde hemen inanmamamız gerektiği uyarısı yapıldı. “Dosdoğru” olmakla emrolunduk. Rakipleriniz, düşmanlarınız sizi övüyorsa her zamankinden daha dikkatli olmanız gerek. Şimdi birçok şeyi yeniden düşünme zamanı.