Metnin üzerindeki noktalama işaretleri düzenlendi, anlatım bozukluğu oluşturan yerlerdeki noktalama hataları düzeltildi ve metinde geçen bütün özel isimler (şahıs, kurum, kuruluş, mekan, kitap/eser, yer ve parti isimleri vb.) koyu hale getirildi:

Özgür Özel’den bu kadar büyük bir performans beklemiyordum. İşin sırrını öğrendi: Cuma namazını salatin bir camide kılacaksın, sonra mezarlığa gidip “eski bir dost”un mezarı başında “Yeni Rakı” ya da “Tekel rakısı” içeceksin. Gazi öyle yapardı, yanında tuzlu leblebi... Namazı Çamlıca Camii'nde kılsa Beyoğlu’ndaki Cumhuriyet Meyhanesi’nde alabilirdi soluğu. Düğünde oynayacak, cenazede ağlayacaksın. Neyse, Hacı Bayram’da Cuma namazından sonra 1. Meclis binasını ziyaret edip fotoğraf çektirmesi önemli; sonra da Anadolu Kulübü'ne gitmeden önce Ulus’taki Mustafa Kemal heykelinin önünde saygı duruşunda bulunsa iyi ederdi. Yeni Parti’nin genel başkanı seçildiği Anadolu Kulübü'nde de gelenlere “Kulüp sigarası” ve “Kulüp rakısı” ikram etmeliydi.

Keşke o günün hatırası madem yâd edilecekti, o güne ilişkin biraz daha fazla bilgi için TTK’den destek isteselerdi. Hacı Bayram'da madem genel başkan Cuma namazı kılacak, bir gün önceden Yeni Partililer Kur'an-ı Kerim hatmi yapacaklardı. Hatta bir de Sahîh-i Buhârî hatmedilecekti. Kongre hükümetleri ve Kurtuluş Savaşı'nı veren, önemli bir kısmı Misak-ı Millî’yi ilan eden İstanbul’dan, Meclis-i Mebusan’dan gelen meclisle Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk’un temsili Türkiye İslam Cumhuriyeti'ne aittir. O gün Genelkurmay’ın resmi talimatı mucibince 23 Nisan 1920'deki açılış öncesinde vilayetlere gönderilen resmi genelgede Kur'an hatimleri ile birlikte Buhârî-i Şerif okunması emredilmiştir. Şimdi Yeni Parti üyelerini ve gençlerini zora sokmayalım; onlar bir Kur'an-ı Kerim’i bir de Riyâzü's-Sâlihîn’i hatmetsinler, yeter. Tabii o zaman Cuma namazı sonrası orada bir de hatim duası yapılması gerekirdi. Erdoğan bunları bilir. Özel biraz acemi, sanırım danışmanları da yetersiz bu konuda. Namaz sonrası ise madem o güne gönderme yapılıyor, o zaman Yeni Parti kurucuları ve gençliğinin bir kısmı sarık sarıp takma sakal ve cübbelerle, bir kısmı kalpak takıp 1. Meclis’e öyle gelmelilerdi. Ellerinde de o gün 1. Meclis'in kapısında asılı olan Kelime-i Tevhid ve ay-yıldızlı bayrağımız olmalıydı. Özel her ikisini de öpüp başına koymalı, ikisinin arasında durup bir resim vermeliydi. Bazı gençlerin elinde ise o gün 1. Meclis'in Genel Kurul salonunda kürsünün arkasında asılı duran “Aranızda müşavere ile hükmedin” anlamındaki Kur'an ayetini pankart yapıp ellerinde taşımalıydılar... Hatta Kılıçdaroğlu’na ve Ülkücü kesime selam mahiyetinde bir gönderme olarak biri de eline, üzerinde “Hacı Bayram-ı Veli ve Hacı Bektaş-ı Veli kardeştir; bu kardeşlerin arasına fitne sokan kalleştir” yazan bir pankart alabilirdi. Sizce böyle bir vizyonla, imajla “Cübbeli Özel” misyonunun toplumda bir karşılığı olur mu?

Kusura bakmayın ama bu memlekette her ne kadar Diyanet hac organizasyonu yapıp her yıl binlerce kişiyi “Hacı” yapsa da “hacı” demek “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen yasaya göre” suç. Beyefendi, hatta devletin 70.000'den fazla kadrolu hocası var; “hoca” demek de suç... Sahi CHP ya da Yeni Parti ne düşünüyor bu hususta? Bunu hangi savcıya şikayet edeceksin ki; devlet memurlarının şapka giyme mecburiyeti var ama kim şapka giyiyor ki! Şapka giyen kaç savcı var memlekette? Kendi şapka giymeyen savcı, bu yöndeki şikayetleri nasıl işleme alsın ki!

Monarşik Sovyet Cumhuriyeti'nde meclisin duvarlarında her ne kadar “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” dense de Kemalizm ve devrimler söz konusu olduğunda “Laik Cumhuriyet'in ruhani kadroları”nın iman esası gibi gördükleri “modern tabularına” dokunmak, onu eleştirmek suçtur. Kanuna itaatsizliğin ötesinde, halkı kanunlara karşı direnmeye çağırmak daha da ağır bir suçtur. Milletin %100'ü farklı kanaate sahip olsa da bu böyle. Yani Kemalizm, resmi ideoloji olarak milli egemenliği kayıt ve şarta bağlı olarak sınırlandırmaktadır. Bakalım Yeni Parti bu gerçekler ışığında, Muhafazakâr Katolik Kemalizm'e karşı Reformist Protestan bir Kemalizm anlayışına geçiş yapabilecek mi? Bu konuda bakalım ilk adımı Özel mi, yoksa Kılıçdaroğlu mu atacak?

Bence Kemalizm kadar anayasanın başlangıç bölümü ile inkılap yasaları kadar, CHP’nin siyasi anlamda 6 umdesinde ifadesini bulan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık’ı yeniden tanımlamak gerek. “Egemenliğin millete ait olduğunu ve devlet yönetiminde cumhuriyet rejimini” savunur ama Türkiye’de bu anayasal olarak hiçbir zaman böyle olmadı.

“Cumhur”, Arapça bir kelime; “çoğunluk / ekseriyet” demek. Ama CHP’liler “cumhur”un halk, millet, ulus anlamına geldiğini düşünüyorlar. Hatta CHP derken Cumhuriyetçi Halk Partisi değil, kendi anlayışlarına göre Halkın Halk Partisi gibi bir anlama geldiğinin farkında değiller. Hani “Cumhuriyetçi Halk Partisi” deseler anlayacağım.

Cumhuriyete giden yolda Amerikan mandacıları “Küçük Amerika” olma hayalleri kuruyorlardı. Orada bir Cumhuriyetçi Parti bir de Demokrat Parti vardı. Zaten bunun için Missouri gemisi gelince çok partili hayata geçiş için işaret alınca CHP rahminden bir Demokrat Parti yavrulatıldı.

Aslında tek parti, devletin resmi partisiydi. Resmi ideolojiyi temsil ediyordu. Tek adam tarafından yönetiliyordu. O zaman için “Cumhuriyet”, devletin hükümet şeklini tanımlıyordu.

Osmanlı Devleti monarşik yani bir tek adam yönetimiydi ama TC, “monarşik bir cumhuriyet” oldu. Mesela oligarşi farklı, teokratik devlet farklı. Teokratik devlet aslında Vatikan’dır. Hatta Japonya’dır; Japon imparatoru güneşin oğludur. Büyük Britanya İmparatorluğu da monarşiktir; imparator aynı zamanda Anglikan Kilisesi'nin de başıdır.

CHP hiçbir zaman çoğunlukçu olmadı, olamaz da. CHP, ideolojisini dinleştiren cumhuriyet maskeli bir monarşik harekettir. CHP milliyetçi bir parti de değildir. Tek parti rejimi aslında “kafatasçı”dır. Moiz Kohen ve Lazaro Franco ise yeni bir Türk ırkı tanımı ile bu ırkı diğer ırklardan üstün görür. Ortak bir tarih ve dil birliğine dayanan kapsayıcı Türk ulusu anlayışını ifade ederken aslında eğitim ve medya üzerinden, Türk Tarih Kurumu üzerinden yeni bir tarih anlayışını, Türk Dil Kurumu üzerinden yeni bir dili topluma dayatmıştır. Yurttaşlık Bilgisi, İnkılap Tarihi de yine bu rejimin misyonerleri tarafından topluma ezberletilmiştir. “Ulusalcı”dır. Ulus; ülkenin kadim halkı ve kendini Türk hissedenlerin katılımı ile oluşturdukları, imparatorluk bakiyesi diğer halkları dışlayan bir partidir. Gelenekte “milli” olan “dini” olandır. “İslam kardeşliği” temelinde bir ittihad rejimidir. Diğer halklar ile ise de facto bir ittifak söz konusudur ve diğer halklar mal, can, namus, akıl-inanç ve nesil emniyetine sahiptir. Bu hakları devlet tarafından zimmet altına alınmıştır.

İstiklal Marşı'nın şairi “milliyetçilik” konusunda “Fikr-i kavmiyyeti tel'in ediyor Peygamber” diyor. İstiklal Marşı ümmet birliğine atıf yapar; “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” derken... Ama CHP bunu yanlış anladı, Müslümanları inletti!

Sahi, halk kendini niye “Cumhuriyetçilik” ve “Milliyetçilik” içinde ifade etmiyor ki! 6 Ok’tan 5’inin adı Arapça kökenli. Halk, yaratılmış insanı ifade eder. Niye “ahali” demiyorlar mesela? “İnsan Hakları” da diyebilirlerdi mesela. Dördüncüsü Devletçilik! Ülke, halk ve hukuk düzenini ifade eder. Burada belli bir toprakta yaşayan belli bir halkın, farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşama iradesini beyan eden bir toplumsal sözleşme ve hukuk düzenini ifade eder. Bu anlamda kişiler niye devlete karşı olsun ki? Devlet adına birileri hukuksuz bir tasarrufta bulunuyorsa devlet yanlış yapmaz mı diyeceğiz? Bu prensip ekonomik anlamda da iflas etmiş bir kavramdır. Devletçi ekonomi daha sonra karma ekonomiye döndü, şimdi de serbest piyasa ekonomisine döndü.

Laiklik; din ve devlet işlerinin ayrılmasını, vicdan ve inanç özgürlüğünün devlet güvencesi altında olmasını savunur gibi davranarak aslında İslam’a karşı rejimi savunma refleksinin bir ürünüdür. Dünyada böyle bir laiklik yok. Zaten dünyada fazla bir laik ülke de yok. Din ve devlet ruh ve beden ikilisi olarak görülmüş ve ayrılmazlığı savunulmuştur. Laiklik aslında varlık ve meşruiyetini İncil’den alan bir kilise kurumudur. Fransa laik, Almanya sekülerdir; ama Fransa’nın bir eyaleti olan ve başkenti Strasbourg olan Alsace-Lorraine eyaleti, Almanya’nın başkenti Köln olan Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti Vestfalya Anlaşması kurallarına göre yönetilir. Yani laik ya da seküler kurallarla değil. Laikçilerin çoğu “Bizantinizm”i bilmese de laiklik ile sekülarizm arasındaki farkı da bilmez. Türk laisizmi, Stalin dönemi Sovyet laisizminin bir benzeridir. Rejimin dinleştirilmesi ile Hitler Almanya'sı ve Mussolini İtalya’sını hatırlatır. “Hayır” diyenler önce 10. ve 15. Yıl Cumhuriyet albümlerine baksınlar.

İnkılapçılık güya çağın gerisinde kalmamak için sürekli yenilenmeyi, çağdaşlaşmayı ve ilerlemeyi hedefler gibi görünse de bugün ülkemizde muannit “çoğunlukçu azınlık”ta kalan muhafazakâr kesimin ideolojisidir. 19. yüzyıl sonunda komünizm, kapitalizm, faşizmin gölgesinde şekillenen kavram ve kurumlarla 21. yüzyılı anlamak mümkün değildir.

İnkılaplar ve inkılapçı “beyaz Türkler” (Hani sınıfsız bir toplum olacaktık? Hiçbir sınıfa veya zümreye ayrıcalık tanınmayacak ve yasalar önünde herkesin eşitliği esas alınacaktı...) ancak askeri darbelerle ayakta kalabilmektedir ve Kemalistler darbe sonrası kurulan ara rejim dönemlerinde Sabatay ve mason kişilerle kendilerini temsil ve ifade edebilmektedirler.

Bu 6 madde bir defada kabul edilmedi. İlk kabul edilen 4 umde 1927’de CHF’nin 2. Büyük Kurultayı'nda Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik idi. Sonradan 4 yıl sonra 1931’de kabul edilen 2 ilke Fırka’nın 3. Büyük Kurultayı'nda kabul edildi. Yeni ilkeler Devletçilik ve İnkılapçılık umdeleri idi. Bu 6 ilke, 6 yıl sonra da parti programından çıkıp 5 Şubat 1937'de yapılan anayasa değişikliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi devlet nitelikleri haline geldi. Bu inkılaplar daha çok Fransa ve Sovyet rejiminden esinlenerek yapıldı. İslami olan kavramlar ve kurumlar dışlandı. Mesela 1926’da Medeni Kanun'un İsviçre’den alınarak tercüme edilmek sureti ile, diğer inkılap yasalarının birçoğunda olduğu gibi tercüme hataları ile birlikte alelacele Meclis'e gerekçesiz olarak sunulup müzakeresiz bir biçimde oy birliği ile kabul edildi. Medeni Kanun doğrudan İsviçre Federal Kanunu'ndan alınmıştır. Aynı yıl Ceza Kanunu İtalya'dan 1889 tarihli Zanardelli Kanunu'ndan tercüme edildi. Ticaret Kanunu ise Alman, İtalya, İsviçre karması oldu. İcra İflas Yasası 1932’de İsviçre’den, İdare Hukuku Fransa’dan, sonraki anayasalar Fransa’dan ve İsviçre’den alınmıştır.

Cumhuriyet döneminde hukuk devrimleri yapılırken mahkemelerin nasıl işleyeceğini belirleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1927), İsviçre’nin Fransızca konuşulan Neuchâtel kantonunun usul kanunundan birebir tercüme edilerek (iktibas edilerek) alınmıştır.

Anayasamızın omurgası İsviçre federal yasaları ile kanton anayasasından ve diğer Batılı ülkelerden derlenmiştir. Yaşarken bu yasalarla idare ediliyoruz da ölünce İslam yasalarına göre gömülüyoruz. :(

Bugün de bu usul geçerli değil mi? Birçok konuda uluslararası sistemle birlikte hareket ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşmeye dayalı yasa, tercüme bir yasa değil mi; tercüme hataları ile birlikte AK Parti-CHP, MHP-HDP’nin oy birliği ile yasalaşmadı mı? Yani Şark cephesinde yeni bir durum yok. Bu misal de tek bir yasayla sınırlı değil. Mesela İklim Yasası da, Lanzarote’ye dayalı yasa da böyle değil mi? Sahi eski parti CHP ve Yeni Parti bu hususta ne düşünüyorlar acaba, merak ettim. İronik bir cumhuriyette yaşıyoruz velhasılkelam.

Aslında yasalara göre hepimiz CHP’liyiz, Kemalist’iz. Hatta siyaset ve bürokrasi erbabı ona sadakat yemini etmeden göreve başlayamaz. Her meslek odası, STK kongresinde ona saygı duruşu ve onun ilke ve inkılaplarına sadakat sözü verilir. Diğer siyasi partiler aslında CHP’nin kanatları altında varlık ve meşruiyet hakkı elde edebilir. Neyse, bugünlük de bu kadar. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!

Selam ve dua ile.

Fotoğraf açıklaması yok. YENİ RAKI – Sokakbaşı Meyhane Kulüp Sert Harman Sigarası - "Dolu Kutu Açılmamış"-Ebat ... Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi

NOT: Yeni Partinin yeniliği Türkiyede Globalist Projeleri hayata geçirme konusunda Tek devlete giden yolda “ben buradayım” mesajı veren bir misyonu parti programına yazması. Yeni Partibu çıkışı ile Post Kemalisit bir çizgide “Globalistlerin Truva atı” olmayı kendi için TEK YOL edinmiş gbi gözüküyor. Yeni Parti MK’nin batılılaşma projesinin 2. etabını koşmaya mı hazırlanıyor?. Yeni Parti Globalistlerin mandacılığını savunan Globalist muhibleri cemiyeti mi olacak? G20 Yeni Delhi zirvesi'nin sloganı neydi?: Tek dünya, tek aile ve tek gelecek! Dünün solcuları, bugünün Globalist, Satanist, Pedefolik Siyonistleri ile kolkola mı? İslamcısı, solcusu, milliyetçisi ile Yeni Dünya Düzeni için elele, kolkola, uygun adım ileri mi?

image.png

image.png