Barack, Erdoğan’ın liderliği ile ilgili olarak diyor ki: “Güçlü liderlik, istikrar ve reform iradesi Türkiye’yi dönüştürecek.” (...) “Stratejik ortaklıkta yeni bir sayfa açıyoruz.” Bu ortaklık bölgesel dengeleri kökten değiştirecekmiş! Erdoğan da NATO zirvesi sonrası köklü değişikliklerden söz ediyor. Bu pek de hayra alamet bir durum değil. Yeni dünya düzeninde Türkiye'ye yeni bir rol verileceği anlamına geliyor bu açıklamalar. Biraz da aba altından sopa gösteriyorlar sanki; havuç mu yersin, sopa mı diye soruyorlar gibi. Yoksa yeni “alternatifler” üzerinde yeni bir tercih yapabilirler gibi ama tabii öncelikli tercih AK Parti. Çünkü “İslamcı” kesimi başkaları üzerinden kontrol etmek zor olabilir.
Kolunda Arapça “Kâfir” dövmesi olan ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sağ kolunun alt kısmına bir Haçlı sloganı olan “Deus Vult / Tanrı böyle istedi” yazan Haçlı dövmesinin hemen altına “Kâfir” yazan bir dövme yaptırmış. Ayrıca kolundaki dövmeler arasında Kudüs Haçı ve İbranice “Yeşua/İsa” dövmeleri de var. Hegseth’in kolundaki Kudüs Haçı, Kudüs’e bir gönderme. “Tanrıyı kıyamete zorlayanlar için” bunun ayrı bir anlamı da var.
Bu kâfir, 2003’te orduya katılmış; Irak ve Afganistan’da görev yapmış.
2026 yılında Muharrem ayı 16 Haziran 2026 Salı günü başladı ve 14 Temmuz 2026 Salı günü sona erecektir. Hicri takvime göre Muharrem ayı aynı zamanda “Haram Aylar”ın ilki. NATO zirvesinin başlangıcı 22 Muharrem’e denk geliyor.
Sahi, sağ kolunda bu yazılar olan birinin elini sağ elle sıkmak şer'an caiz mi?
Aman, aman... Bu konuya nereden başlamam gerek bilmiyorum. SSCB zamanında, Rusya’yı yumuşak karnından baskılamak ve kontrol etmek için planlanan “Yeşil Kuşak Projesi” kimindi? Ruzi Nazar kimdi ve görevi neydi, bu kişinin Ankara ile ilişkisi nasıldı? Soğuk Savaş'ı kim, niçin icat etmişti? Aynı ülkenin çocuklarını sağ-sol diye ayırıp birbirine kırdıran, onların kanları ve gözyaşları üzerinden, çalınan alın terleri üzerinden kendilerine iktidar ve servet üretenler kimlerdi? Kemalizm ve laiklik adına, “rayından çıkan demokrasiyi rayına oturtmak için” terör ve irtica bahanesi ile darbeler yaptırarak siyaseti manipüle edenler bu müttefiklerimiz değil miydi? Sahi PKK'yı kim, niçin örgütlemişti ya da IŞİD benzeri örgütlerin arkasında kim vardı? Sahi Şenkal Atasagun kim? (@erdemataytv YouTube adresindeki “Oyun Aynı Oyun!” başlıklı programın 2. bölümüne bakar mısınız?)
Atlantis gemisinin Türk limanlarına girişini engellediniz ama o gemiden ve gemidekilerden daha tehlikeli olan birilerini karşılamak için yollarına kırmızı halılar döşeyeceğiz yarın. Onlar bizim stratejik ortağımız, müttefiklerimiz, dostlarımızdı, değil mi? Bana göre yargı ve vergi muafiyeti tanıdığımız UN Women o gemiden de gemidekilerden de daha tehlikeli.
Hem kimlik kartına biyolojik cinsiyeti reddeden LGBT’ye meşruiyet kazandıran, “toplumsal cinsiyet kimliği” anlamına gelen GENDER’ı yazan akılla bu tür Şeytani girişimler engellenemez. Bunlar Epstein’ın dostları değil mi? Hani kâfirleri dost, yoldaş, veli, rehber, kılavuz edinmeyecektik. Bu NATO değil miydi, SSCB dağıldığında “tehlikenin rengini kırmızıdan yeşile çevirenler”?
27 Mayıs da bunların eseri idi, 28 Şubat da. 28 Şubat'a giden süreçte Kemalizm maskeli, laikçi, irtica yaygarası yapan; sivil toplumda, siyaset içinde ve ordu içinde faaliyet gösteren Batı Çalışma Grubu'nun arkasında kim vardı? Dün mücadele ettiğimiz çevrelerle bugün kol kola mı gireceğiz? Bu zaman içinde biz mi onlara, onlar mı bize benzedi? Her darbeden sonra darbecilerin ilk yaptıkları açıklamanın AB ve NATO’ya bağlılıklarının teyidi yönünde olması ve darbe sonrası oluşturulan ara dönem kabinesinin neredeyse üçte ikisinin Masonlardan oluşması hiç de tesadüf değildi.
Ha! Bu arada “Rus kesimini tanıyın, KKTC'yi ayrı bir devlet olarak tanımaktan vazgeçin, bakın o zaman AB kapısını biraz daha açabilirler.” Bu kapının tam açılması için çok daha fazlasını vermeniz gerekecek. Tabii önce alametifarikalarınızdan vazgeçecek, onlara benzeyecek, söz dinleyeceksiniz.
Darbecileri yargıladık diyoruz da onların arkasındakilerle bu muhabbetin asıl sebebi ne acaba? 74 yıldır büyük bir sadakatle Batı'nın güvenliği için çabalayan Türkiye bugün, Sovyetlerin dağılmasının ardından geçen 35 yılı aşan süre içinde bu ittifakta ne arıyor, bu ittifaktan ne bekliyor olabilir? 1963’teki Domuzlar Körfezi Krizi'nde, Sinop’taki nükleer başlıklı Amerikan füzeleri ile Küba’daki SSCB’nin nükleer başlıklı füzelerinin karşılıklı olarak geri çekildiğini yıllar sonra öğrenmiştik. Kriz sürdürülecek olsaydı Türkiye de nükleer bir saldırının hedefi olacaktı. Buna rağmen Rusya’nın Türkiye’ye karşı bir saldırısı hâlinde NATO, Rusya’ya karşı Türkiye’yi savunmaz. Hele Yunanistan’a ya da İsrail’e karşı asla yanımızda yer almazlar. Zaten Domuzlar Körfezi Çıkarması döneminde Rusya’nın Türkiye’ye saldırması durumunda bazı NATO ülkeleri, o zaman anlaşmanın 5. maddesine göre Türkiye’yi korumak üzere asker göndermeyeceklerini ifade etmemişler miydi! Onların çıkarları söz konusu olduğunda taahhütlerini ve ilkelerini, Mekkeli müşrikler gibi nasıl “helvadan bir put” gibi yediklerini biliyoruz.
Bugünkü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin, Hollanda Başbakanı sıfatıyla 23 Ekim 2023'te İsrail'e yaptığı ziyarette Ağlama Duvarı'ndaki resmini hatırlayın. İsrail’e sadakatlerini kariyerlerinin her döneminde “tecdid-i iman” gibi yenilemek zorunda olan insanlar bunlar.
Bugün İslam ülkelerindeki sapkın liderler, o baskıcı rejimler, azgın sermaye, kafaları ve kalemleri kirada akademisyenler, kanaat önderleri, gazeteciler, sermaye sahipleri, STK’ların birçoğu bunların fonladıkları yapılar değil mi? FETÖ’yü örgütleyenler bunlar değil miydi?
Ali Bulaç’a göre “NATO sadece askerî bir ittifak olmanın ötesinde Batı’nın politik, diplomatik, stratejik ve hatta kültürel üstünlüğünü de sürdürme misyonunu üstlenmiş bir savaş makinesidir.” Haram ayda savaş makinesinin bir parçası olduğumuzu ilan edersek bu ne anlama gelir acaba?
@mgultekin11 X’teki bir mesajında özetle diyor ki: Gazze soykırımının mimarı olan ülkeler 7-8 Temmuz tarihlerinde ülkemize gelecekler. Bunlar dünyanın en kötü insanları. İsrail, Gazze’deki soykırımı bunların parasıyla, bunların silahıyla, bunların medyasıyla ve bunların siyasal desteğiyle gerçekleştirdi. Bunlar 7 Ekim’den sonra ilk 72 saat içinde Filistin direnişini kınayan açıklamalar yaptılar ve İsrail’in yanında durduklarını ilan ettiler. İlk bir hafta içinde NATO üyesi olan ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler Netanyahu ile dayanışma için İsrail'e gitti. Gidenlerden biri de Hollanda Başbakanı Mark Rutte'ydi, NATO’nun şimdiki Genel Sekreteri. Rutte 23 Ekim’de Netanyahu ile görüştü ve “Hamas'ın 7 Ekim'deki terör saldırıları korkunçtu. Hollanda İsrail'le dayanışma içindedir. İsrail'in kendisini savunma hakkı vardır.” dedi. 9 Ekim’de ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya liderleri ortak açıklama yayımlayarak “İsrail'e sarsılmaz destek” sunduklarını açıkladılar. Sadece “sözde destek” değil; para verdiler, İsrail’e askerî mühimmat gönderdiler.
13 Ekim 2023’te İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katıldı. Hatırlayalım: Gallant “İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz. Gazze’ye elektrik, su, yakıt… hiçbir şey vermeyeceğiz!” diyen adamdı. O gün NATO Genel Sekreteri Stoltenberg “İsrail yalnız değildir!” açıklaması yaptı. NATO resmî sayfası “İsrail’in kendini savunma hakkına sahip olduğunu” ve “İsrail’le dayanışma içinde” olduklarını belirtti.
Bunlar savaş suçu işleyen kişiler. Trump, İsrail’i ve Netanyahu’yu mahkûm eden kararı sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi üyelerini tutuklamakla tehdit etmedi mi? Peki, bizim yöneticilerimiz bu beyanlarından dolayı bu adamları tutuklamakla tehdit edebilir mi?
Evet, maalesef, NATO-ABD üsleriyle dolu bir ülkede yaşıyoruz. Onlar yetmedi, Boğaz'da bir NATO kolordusu için deniz üssü verdik; o yetmedi, Adana’daki bir kolordumuzu NATO’ya verdik; o da yetmedi, İtalya’daki bir hava erken uyarı üssünü Konya’ya taşıyoruz, Almanya’daki erken uyarı üssünü de Pirinçlik’e taşıyoruz. TBMM’nin bu olanlar hakkında hiçbir tasarrufu olmayacak mı?
NATO ülkeleri liderleri ile el sıkıştıktan sonra bir parmaklarınızı sayın, bir de koklayın bakalım, elleriniz kan kokuyor mu? Gazze’deki çocukların kanlarından söz ediyorum. Sakın askerlerimizi “ucuz asker” (!?) olarak Batı'ya bir kez daha teslim etmeyin, sakın ülkemizi Batı'nın saldırıları için sıçrama tahtası yapmayın, sakın bölgemizdeki haksız bir savaşın paratoneri yapmayın, sakın topraklarımızı yeni bir vekâlet savaşının alanına çevirmeyin, sakın ülkemizin hava sahasının saldırgan İsrail’in yeni saldırılarına koruma sağlayacak erken uyarı ve karşı saldırı üssü olarak kullanılmasına izin vermeyin. “Zalimlere meyletmeyin yoksa size ateş dokunur!” Reelpolitik açısından bakınca benim gördüğümü göremeyebilirsiniz. Ben de tek başına bu açıdan bakınca, dünya gerçekleri açısından bazı şeyleri görmüyor olabilirim ama benden görmememi isteyebileceğiniz şeyler, benim açımdan, dünya ve ahiret hayatım açısından vazgeçemeyeceğim şeyler. Siz de bunu görün. Bunu görün ki dünya hayatı için ahiretinizi satmayın ve Allah’ın yardımına sırtınızı dönmeyin. Sonra pişman olursunuz.
NATO ya da ABD yarın dağılabilir, İngiltere de öyle. AB kendi güvenlik ittifakını kurabilir. Bu ahval ve şerait altında yine Batı'nın bize yüklemeye çalıştığı “uysal koyun” rolünü kabul edecek miyiz?
Gelin hep beraber NATO’ya HAYIR diyelim. Kollarımızı makas gibi açarak bağıralım: Durun kalabalıklar, bu sokak çıkmaz sokak. Bu gidiş nereye!
Gittikleri olur da dönüşleri olmaz inşallah. Cehennemin dibine kadar yolları var onların ve onlarla birlikte aynı yönde yürüyenlerin. Onlar, işbirlikçileri ve dostları için yaşasın cehennem! İla cehennemi zümera! Selam ve dua ile...
NOT: Bir arama motoruna “Dilipak Şanar 23 sentlik asker” yazar, aratırsanız, Nâzım Hikmet’in Kore’ye savaşa gönderilen askerleri anlatan şiirini dinleyebilirsiniz. Bu şiirde sözü edilen Dulles’a göre “En ucuz asker, Türk askeri”. Bu zihniyete “hayır” demek için “NATO’ya Hayır” diyelim.