* 1917 yılında Filistin’de neler olmuştu acaba?

* Mart ve Nisan aylarındaki iki saldırıda İngilizler mağlup oldu.

* Mayıs ayında Osmanlı Yıldırım ordularının başına Alman generali Mareşal Von Falkenhayn getirildi.

* Haziran ayında Kahire’de bulunan İngiliz ordularının başına, General Murray’ın yerine General Allenby tayin edildi.

* 31 Ekim’de İngilizler ani bir saldırıyla çöl bölgesinde bulunan Bi’rüssebi’yi ele geçirdi.

* 2 Kasım’da İngiltere Dış İşleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonistlerin lideri Lord Rothschild’e gönderilen belgeyi açıkladı. Balfour Bildirisi denen bu belgeye göre İngiltere, Filistin’de bir Yahudi Devletinin kurulmasını kabul etti.

* 7 Kasım’da Gazze’ye saldıran İngilizler burayı da işgal etti.

* Aralık ayının 8’ini 9’una bağlayan gece Osmanlı askerleri sessizce Kudüs’ terk ettiler.

* 11 Aralık’ta General Allenby, muzaffer bir kumandan edasıyla El-Halil (Yafa) Kapısından Kudüs’e girdi.

* Kudüs işgalini Hıristiyan dünyasına, 1918 yılı Noel armağanı olarak sunan Allenby, “Burada artık Türkler olmayacak” dedi.

* Bütün Hıristiyan dünyası Kudüs işgalini günlerce kutladı. Londra, Paris, Roma caddeleri gece gündüz çan sesleriyle inledi.

* Müttefiklerimiz Almanya ve Avusturya ne yaptı dersiniz?

* Haçlı zihniyetinin tam bir tezahürünü yansıtarak, Berlin ve Viyana’da da aynı kutlamalar yapıldı. Almanlar ve Avusturyalılar, Kudüs cephesinde ölen kendi askerlerine bile saygı göstermediler.

1917 yılında son Haçlıların Kudüs’ü işgal etmelerini ehemmiyetsiz görüp, İngiliz egemenliğinde rahat edeceğini sananlar, yanıldıklarını ancak 1948 yılında anladılar. Osmanlı’nın Kudüs ve Filistin’e canı ve kanı pahasına sahip çıkıp himaye ettiğini, dört yüz sene Haçlı ve Siyonist emellerden koruduğunu, yüz dört yıl sonra şimdi daha iyi anlıyoruz.

Kudüs’te ve Filistin’de zulüm gören, yok edilmeye çalışılan sadece oradaki Müslümanlar değil, bütün İslam Alemi’nin izzeti ve şerefidir. Biz sustukça, Siyonistler seslerini yükseltip, her defasında daha bir cür’etle yeni saldırganlıklar denemekteler. İki senedir salgın bahanesiyle gidemediğimiz Kudüs, günden güne sahipsiz kalmakta, Siyonistlerin azgınlıkları artmaktadır. Mezarları tahrip edecek kadar gözü dönmüş bu zalimleri kim durduracak? Müslümanları bu derin uykudan kim uyandıracak? İslam Birliği nasıl sağlanacak?

·         9 Aralık 1917 Kudüs işgalinden önce neler yaşandı?

1917 Mart ve Nisan aylarında yapılan iki Gazze Muharebesinde Osmanlı ordusuna mağlup olan İngilizlerin başındaki General Murray görevden alınmış, yerine Avrupa cephelerinin başarılı Generali Allenby Haziran'da törenle Mısır'a gönderilmişti. Londra'da İngiliz Başbakanı Lloyd George, General Allenby ile tokalaşıp vedalaşırken ona şöyle demişti:

"General, Filistin cephesinden müjdeli haberlerinizi bekliyorum. Bilhassa yılbaşından önce Kudüs'ü alıp, bütün Hıristiyan dünyasına Noel armağanı olarak sunmanızı rica ediyorum."

Allenby, Kahire'ye gelip makamına oturunca kulaklarında Başbakan Lloyd George'nin bu sözleri çınlıyordu. Ama 400 senedir Osmanlı idaresinde bulunan Kudüs'ü ele geçirmek öyle kolay mıydı? General Murray'ın yaptığı hatalara düşmek istemeyen Allenby, hemen Londra'ya bir mesaj çekti:

"Sayın Başbakanım. Bu cephe Avrupa'ya hiç benzemiyor. Karşımızda Alman askeri değil, maneviyatı çok yüksek Osmanlı ordusu var. Bir Osmanlı askerine karşı dört İngiliz askeri olmadıkça taarruza geçmeyeceğim. Bu yüzden acilen takviye kuvvete, silah ve cephaneye ihtiyacım var."

Mesaj yerini bulmuştu. İngiltere Başbakanı Kudüs'ün alınmasına o kadar önem veriyordu ki, her türlü desteği kısa zamanda göndermişti. Böylece Almanların istediği olmuş, Müttefik devletlerin Avrupa'daki kuvvetleri zayıflamıştı. Aslında Allenby'nin İngiliz askeri dediği Hintli ve Yeni Zelandalı zavallılardı. Yeni Zelanda Atlı Çöl Kolordusu önden çarpışarak yolu açıyor, arkadan İngiliz askeri rahatça ilerliyordu.

31 Ekim'deki Bi'rüssebi hezimeti Kudüs işgaline giden yolun başlangıcı oldu. Bir hafta sonra da Gazze işgal edildi. Alman Generaller bu mağlubiyetin sorumluluğunu birbirinin üzerine attılar. İngilizlerin savaş hilesine inandıkları halde, hatalarını kabul etmediler. Von Kres ile Miralay İsmet, Bi'rüssebi bozgunu için birbirini suçlayan savunmalar yaptılar. Ama hiçbiri Kudüs işgalini önleyecek tedbirler konusunda kafa yorup düşünmediler.

8 Aralık gününe kadar 40 gün boyunca, çok kötü bir sevk ve idare ile geri çekilmeye çalışan Osmanlı Ordusu, adeta bu vurdumduymaz Haçlı zihniyetli Alman generallerin oyuncağı olmuştu. Üstelik İngiliz Generali Allenby, dört aylık bekleme süresince Yahudi NİLİ örgütünden çok önemli istihbarat desteği almıştı. Osmanlının piyade ve süvari birlikleri, cepheleri, silah ve mühimmatı, kara ve demiryolları hakkında bütün gizli bilgilere ulaşmıştı. Hatta Kudüs'e giden yol güzergahındaki kuyular, nehirler gibi su kaynakları ve miktarları bile elindeki haritalara işlenmişti.

·         Kudüs’ün en kara gecesi

8 Aralık'ı 9 Aralık'a bağlayan gece Mareşal Von Falkenhayn’ın, Kudüs çevresini savunan 7. Ordu kumandanı Fevzi Çakmak Paşa'yla yaptığı telefon konuşmasından sonra ordumuz mevzilerini boşalttı. Ertesi gün çok çetin bir savunma ve direniş bekleyen İngilizler, siperlerin boş olduğunu görünce hem şaşırmış hem de sevinmişlerdi.

Kudüs'ün en kara günü olan 9 Aralık'ta, Belediye Başkan Vekili Hüseyin el-Hüseyni ve Polis Müdürü Hacı Abdülkadir Efendi beyaz bayrakla İngiliz karargahına gitmişlerdi. "Dini mekanları tahripten korumak için Osmanlı Hükümetinin emriyle asker Kudüs'ten çekilmiştir." şeklinde Mutasarrıf İzzet Beyin yazdığı mektupla şehir İngilizlere teslim edilmişti.

Tarihçilerimizin çoğu Kudüs'ün teslimini böyle basit bir şekilde izah etmeye çalışmaktadırlar. Sanki Kudüs'ü savunması gereken Mutasarrıf İzzet Bey ve Belediye Başkanı imiş gibi, koskoca Osmanlı ordusunu göz ardı etmekteler. Halbuki hatalı veya kasıtlı kararlarla yönetilen ordumuz sürekli zayiat vermekte, Yahudi istihbaratı sayesinde bütün askeri bilgilerimize ulaşan İngiliz ordusu ise devamlı taze kuvvetlerle hücum etmekteydi.

Bütün olumsuzluklara rağmen askerlerimizin geri çekilirken bile, Kudüs yakınlarındaki Nebi Samuel Tepesinde yazdığı şanlı destan onun kahramanlıklarından sadece biriydi.

·         Kutsal mekanlar zarar görecekmiş!

Osmanlı'nın yanında savaşmalarına rağmen, Kudüs'ün İngilizlerin daha doğrusu Haçlıların eline geçmesine taraftar olan Alman ve Avusturyalılar, siyasi ve askeri baskıyla mevzileri terk etmemizi istiyordu. Bu çekilmeye tarihi bir bahane olarak da "Kutsal mekanların zarar görmemesi" diye bir yalan uyduruldu.

İşte Kudüs'ü terk ederken yazılan ibretlik belge:

“İngiliz Kumandanlığına! Her milletçe kutsal sayılan Kudüs’teki yerleşim yerlerine iki günden beri obüsler düşmektedir. Osmanlı Hükümeti sırf dinî mekanların zarar görmemesi için kasabadan çekilmiş ve Kamame, Mescid-i Aksa gibi dinî mekanların korunmasına memurlar görevlendirmiştir. Tarafınızdan dahi bu yolda muamele edileceği ümidiyle bu belgeyi Belediye Reisi Vekili Hüseyinzâde Hüseyin Bey eliyle gönderiyorum efendim.

Kudüs Müstakil Mutasarrıfı İzzet” 

9 Aralık 1333 (1917)

"Dini mekanların zarar görmemesi" ifadesi aslında Osmanlı devletinin görüşü değildi. Çünkü Avusturya Macaristan Dışişleri Bakanı Czernin, Sadrazam Talat Paşa'ya: “Osmanlı Ordusu, Kudüs yerle bir olmadan çekilmelidir.” demişti. Ardından da "Kudüs eğer bir muharebe sonunda harap olursa, Avusturya-Macaristan askerlerinin geri alınacaklarını ve askerî yardımın kesileceğini" söylemişti.

Ahmet Cemal Paşa'nın bu saçma fikre karşı ifade ettiği şu sözler, Kudüs savunmasının nasıl engellendiğini açıkça ortaya koymaktadır:

"Ben bundan büyük hata ve Osmanlı saltanat hukukuna bundan daha açık bir ihanet düşünemiyorum. Mukaddes beldelerin harap olmasından daha gülünç bir fikir olabilir mi? Haçlı seferlerinde Müslümanlar şehri müdafaa etmediler mi? Haçlılar Selahaddin Eyyubî’ye karşı savunma yapmadılar mı? Eğer Kudüs’teki mübarek makamların harap olmaması gerekiyorsa, Hıristiyan olan İngiliz Ordusu’nun bu şehre tecavüz edip topa tutmaması gerekir. Herhâlde biz şehrin ilerisinde savunmada bulunacağımız için, şehre isabet edecek mermiler bize değil İngilizlere ait olacak."

·         Kudüs işgalinin sorumlusu kim?

Kudüs’ü savunan 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, Cemal Paşa’ya çektiği telgrafta şöyle diyordu:

— Paşam, Kudüs savunması için görevlendirildiğim günden beri bunca ısrar ve hatırlatmalarıma rağmen, sizin tarafınızdan istemediğim hâlde gönderilmiş olan süvari alayından başka, Yıldırım Grubu Kumandanlığı’ndan bir tabur bile imdat kuvveti alamadığımdan, kesinlikle değiştirilmeyerek haftalarca birinci hat siperlerde kalmaya mecbur olan zavallı askerimizin uğradığı aşırı yorgunluktan yararlanan İngilizler, bu sabah bir baskınla o güzel Kudüs’ü işgal ettiler. Her hâlde bu işgalin sorumluluğu bütünüyle Falkenhayn Paşa’ya aittir!

Cemal Paşa da, Kudüs’ün işgali sonrasındaki fikirlerini şu şekilde ifade etmişti:

— Kudüs’ün düşmesinden doğan sorumluluk tamamen Falkenhayn Paşa’ya aittir. O, Kudüs’ü takviye etmek için elinde yeterli miktarda kuvvet olmadığını kesinlikle iddia edemez. Çünkü Kudüs bir öksüz çocuk garipliğiyle kendi zayıf ve güçsüzlüğüne terk edildiği bir sırada, Falkenhayn Cenapları Tulkerem ile dağlar arasında karşı taarruz hazırlıkları yaparak, çocuk oyuncağına benzer bazı hareketlerde bulunup yorgunluktan canı çıkmış olan zavallı Türk askerini boş yere öldürtüyordu. Bizim durumumuz ise, Kudüs’ü sol cenahımız ilerisinde bir istinat noktası gibi kuvvetle tutarak, dağlarla deniz arasında kesin ve çok müstahkem bir savunma hattı oluşturup müdafaa hâlinde kalmayı gerektiriyordu.

·         “Burada artık Türkler olmayacak!

El-Halil (Yafa) Kapısından şehre girerek “Burada artık Türkler olmayacak.” diyen General Edmund Allenby, Kudüs işgalini Hıristiyan dünyasına 1918 senesi Noel armağanı olarak sundu. Hıristiyanlar, Yahudiler, azınlıklar ve bazı gafil Araplar, Osmanlı'dan kurtuldukları için bayram yapıyorlardı. Avrupa başşehirlerinde ise Londra, Paris ve Roma’daki sevinç gösterilerinin yanı sıra, Osmanlı ile müttefik olan ve Filistin’de İngilizlere karşı savaşan Almanya, Avusturya ve Macaristan’da da Kudüs’ün işgali kutlanıyordu. (!)

Milli şairimiz Mehmet Akif Kudüs'ün işgal günlerini şöyle anlatıyor:

"Umumî Harp’te Viyana’da idim; bir gece Viyana kiliselerinin çanları çalmaya başladı. Otelin penceresinden baktım; caddede her elde bir mum, herkes haykırıyordu. Kendi kendime: ‘Müttefikimiz Viyanalılar galiba cephede bir muzafferiyet kazandılar.’ dedim.

Sokağa fırladım. Bir dükkâncıya:

— Bir zafer haberi mi var! dedim. Adam:

— Zafer de söz mü? dedi. İngilizler Müslümanlardan Kudüs’ü aldılar. İngiliz ordusu Allenby’nin kumandasında Kudüs’e girdi. Mukaddes şehir Hilâl’den kurtuldu, Haç’a kavuştu."

(Daha geniş bilgi için: Yüzyıllık Hasret Kudüs 1917)