İspanya’da Endülüs Müslümanlarından geriye kalanlar, insanlığın yüz karası Engizisyon Mahkemelerinin işkenceleri altında inim inim inleyen zavallılar, türlü baskılar altında zorla Hıristiyanlaştırılan sonra da samimiyeti sogulananlar, işte Moriskolar… (Moro kelimesi, Ortaçağdan beri İspanya’da Müslümanlar için kullanılmıştır. Morisko ise İspanyol hakimiyeti altında yaşayan zor kullanılarak Hıristiyanlaştırılmış müslümanlara verilen isimdir.)

SON SULTAN

Son Sultan Ebu Abdullah, Endülüs’te sürgün olarak gönderildiği Endereş kasabasında huzurlu değildi. Gırnata ve Elhamra’nın Katoliklere teslim edilmesinde önemli rol oynayan vezirler İbni Kümaşe ile Ebül Kasım, gizli olarak Ebu Abdullah’ın bütün hareketlerini, görüşmelerini ve konuşmalarını Katolik Krallara ihbar ediyorlardı. Zaten buradaki bir nevi esaret hayatından bıkan devrik Sultan da, Endülüs’ten ayrılma planları yapıyordu.

Bir yıl sonra, Ebu Abdullah’ın vezirleri ile Katolik Kralların katibi Hernando da Zafira arasında yapılan anlaşma sonunda, Ebu Abdullah ve ailesinin Endülüs’ü terk etmesine karar verildi. Bütün mal varlığını 80 bin altın karşılığında Kastilya Kralı’na satan Ebu Abdullah 1493’ün Ekim ayında, 700 kişilik bir kafile ile gemiye binerek Fas’a gitti. Fas Kralı onu mülteci olarak ülkesine kabul ettiyse de, müslüman halk Endülüs’ün son kalesini düşmana teslim etmesinden dolayı ondan hiç hoşlanmadı. Fas’ta 1536’da vefat ettiği belirtilen kaynaklarda, daha sonra çocukları ve torunlarının maddi sıkıntı çektikleri kaydedilmiştir.

GIRNATA’NIN TESLİM ANLAŞMASI

Anlaşma maddeleri Müslümanlara önemli haklar sağladığı halde, Katoliklerin daha önce işgal ettikleri şehirlerde bu tür yazılı metinleri ihlal etmeleri yüzünden Gırnata halkı Kastilya’ya güvenemiyordu. Kral Ferdinand ve Kraliçe İzabella bu güvensizliğin, teslimden önce veya sonra Gırnata’da ayaklanmaya sebep olabileceğinin farkındalardı. Bu yüzden tereddütleri gidermek ve halkı ikna etmek için sözlü olarak da anlaşma maddelerine uyulacağına dair yemin ettiler.

Müslümanlara tanınan ayrıcalıkların başında din ve ibadet hürriyeti, giyim kuşam, örf ve adetlerde serbestlik, kendi mahkemelerinde yargılanma hakkı, seyahat ve ticaret yapma güvencesi veriliyordu. Camiler, mescitler, medreseler aynı şekilde faaliyetlerine devam edecek, Hıristiyanlar bu mabedlere izinsiz giremeyecekti. Gırnata’da yaşayan Yahudiler de aynı haklardan istifade edeceklerdi.

Anlaşmanın en önemli maddelerden biri de Müslümanların asla Hıristiyan olmaya zorlanamayacağı idi. Gırnata Sultanı Abdullah ile Kral Ferdinand ve Kraliçe İzabella’nın imzalarını taşıyan anlaşma iki nüsha şeklinde düzenlendi. Birisi Archivo General de Simancas’ta P.R.11-207 numaralı belge olarak “Capitulaciones con Moros” ismiyle kayıtlıdır. İkincisi ise Gırnata Belediyesi tarafından korunamamıştır.

Fakat bu rahatlığın uzun sürmeyeceği kısa zamanda anlaşıldı. Kraliçe İzabella, Müslümanların ikna yoluyla Hıristiyan olmalarını sağlamak için Hernando de Talavera’yı başpiskopos yaptı. Talavera toplantılar düzenleyerek Müslümanlara Hıristiyanlığı anlatmaya çalışıyor, kendine bağlı misyonerlere de Arapça öğrenmelerini tavsiye ediyordu. Böylece Müslümanlar kısa zaman içinde Hıristiyanlaşacaklardı. Fakat tahmin edilen başarı elde edilemeyince, daha sert tedbirler almak üzere 1499 yılında Tuleytula Başpiskoposu Francisco Ximenez de Cisneros göreve getirildi.

İNSANLAR VE KİTAPLAR YAKILDI

Ximenez’in ilk işi Müslümanlara ait kitapları toplatıp yaktırmak oldu. 1501’de çıkarılan Kraliyet Fermanına göre, fakihler ve halk ellerindeki bütün Arapça kitapları teslim etmek zorunda kaldı. Kitapların muhtevası, dini olup olmadığı önemli değildi. Toplanan binlerce kitap Gırnata meydanında halkın gözü önünde yakıldı. Zaten Engizisyon diri diri insanları meydanlarda yakarak cezalandırıyordu. Bu insanlık dışı cezadan kitaplar da nasibini almış, yüzlerce yıllık medeniyet ve ilim hazineleri birkaç saat içinde kül olmuştu.

Bağnaz Katolikler, insanların inançlarını değiştirmek için akla gelmedik yollar deniyorlardı. Önce Müslümanlara silah taşıma yasağı getirildi. Daha sonra şehirlerden köylere göç etmeye zorlandılar. Bir yandan baskı uygulanırken, diğer yandan ileri gelen kişilere Hıristiyan olması için para ve makam teklif ediliyordu.

Bu metodlar istenen sonucu vermeyince, bir dizi yasak kararı alınarak, tatbik edilmeye başlandı. Artık Engizisyon Mahkemesi devreye girerek yasakları çiğneyen kişilere en ağır cezaları veriyordu. Arapça konuşmak, kitap bulundurmak, eğitim yapmak kesinlikle suçtu. Erkek çocukların sünnet edilmesi, Cuma günü tatil yapılması, kadınların İslami kıyafet giymesi yasaklandı. Hamamlar yıkıldı, cami ve medreseler ile İslami usullere göre kesim yapan mezbahalar kapatıldı.

1524’ten itibaren yeni doğan Müslüman çocuklarının kilisede vaftiz edilme mecburiyeti getirildi. Ramazan’da oruç tuttuğu, domuz eti yemediği, Cuma günü evinde ibadet ettiği, odasında haç bulundurmadığı tesbit edilenler, Engizisyon Mahkemesine sevk ediliyordu. Parasına ve malına el konma, ömür boyu kürek mahkumiyeti verilme ve diri diri yakılarak öldürülme gibi cezalar veriliyordu.

OSMANLI’NIN MORİSKOLARA YARDIMI

1520’de Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni tahta geçince, bütün dünya Müslümanlarında olduğu gibi Endülüs’te de yeni bir ümit doğdu. Moriskolar kaybolmaya yüz tutan İslami inanç ve kimliklerine yeniden sarılarak, hilafeti uhdesine almış olan Osmanlı’dan yardım beklemeye başladı. Akdeniz’i bir göl haline getiren Osmanlı donanması, Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Piyale Paşa gibi meşhur denizcilerle İspanya sahillerini vuruyor, hicret etmek isteyen Moriskoları Kuzey Afrika, Mısır veya Osmanlı ülkesine götürüyorlardı. Kaptan-ı Derya Barbaros HayreddinPaşa İspanya’ya yedi sefer düzenlemiş, yaklaşık 70 bin Morisko’yu Osmanlı topraklarına taşımıştır.

1567’de Kral II. Felipe yeni bir ferman çıkararak, Moriskoların üç yıl içinde İspanyolca öğrenmelerini, kadınların Hıristiyanlar gibi giyinmelerini ve çocuklarını kilise okullarına göndermelerini emretti. Müslümanların mallarına el konulması ile ortam iyice gerildi. 1568 yılında Gırnata Moriskoları, asıl adı Hernanda de Cordoba olan Muhammed b. Ümeyye'nin liderliğinde büyük bir isyan başlattılar. Dağlık Alpujarro bölgesinde başlayan isyan kısa zamanda büyüdü. Osmanlı Devletinden istenen yardım, o sıralarda Kıbrıs’ın fethi yüzünden tam olarak yapılamadı. Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa vasıtasıyla bir miktar asker, erzak ve silah yardımı yapıldıysa da yeterli olmadı.

Moriskoların kendi arasında çıkan ihtilaflar ve Cezayir’den destek için gönderilen askerlerle anlaşmazlığa düşmeleri isyanın zayıflamasına sebep oldu.1571’e kadar süren isyan hareketi, liderlerin öldürülmesi yüzünden sona erdi. Krallık tekrar bir isyan çıkmasını önlemek için, 80 bin Morisko’yu Kuzeydeki dağlık bölgelere sürgün etti. Bu bölgelere sürülen Müslümanlar ile orada yaşayan Hıristiyan halk arasındaki sürtüşmeler, krallığı çok rahatsız ettiğinden Müslümanların tamamen ülke sınırları dışına çıkarılması gündeme geldi. Ayrıca Osmanlıların Fransızlarla birlikte İspanya’ya saldıracağı söylentileri de Krallığın Moriskolara karşı daha sert tedbirler almasına sebep oldu.

SON SÜRGÜN KARARI

17. Yüzyıl başladığında artık Müslümanların İspanya sınırları içinde yaşamasına izin verilemeyeceği görüşü benimsendi. 1609’da alınan toplu sürgün kararından sonra, 1614 yılına kadar 300 bin Morisko İspanya’dan zorla sürgün edildi. Çok zor şartlar altında yaşanan bu sürgünde emniyet tedbirleri alınmadığı için bu zavallı insanlar eşkıyalar tarafından soyuldu. Uzun süren yolculuklar sırasında çocuklar ve yaşlıların bir kısmı açlık, susuzluk ve hastalıktan öldü.

İnsafsız ve açgözlü gemi kaptanları Afrika’ya gitmek isteyen bu göçmenlerden aşırı paralar talep ettiler. Bu yüksek mablağı ödeyemeyenlerden bir kısmı denize atıldı. Bir kısmı köleleştirilerek satıldı. Bütün bu zorlukların üstesinden gelebilenlerin çoğu Kuzey Afrika’ya, bir kısmı da Osmanlı ülkesine gittiler. Bu sürgünde Yahudiler de İspanya’dan çıkarıldı.

Böylece Endülüs’ün sekiz asır süren medeniyetine, Moriskoların esaret içindeki 9. Asrı da ekleniyordu. Katolikler, 1614’den itibaren İspanya’da hiç Müslüman kalmadığını zannediyordu. Fakat İslam inancı kalıplarda değil kalplerde yer etmişti. Yüzyıllar sonra bile özünü arayıp bulan, geçmişini hatırlayan İspanyollar, Müslüman olmaya devam ediyor.

***

1885 yılında Malaga’ya bağlı bir kasabada dünyaya gelen Blas Infante, 1920’li yıllarda Fas’a gitti. Faslı Müslümanlardan çok etkilendi. Endülüs’te aradan geçen yüzyıllara rağmen İslam’dan izlerin yaşandığını fark etti. Halkın işinden ve tarlasından dönüşte aynen abdest alma şeklinde temizlendiklerini hatırlayınca, İslam’a ilgi duydu ve araştırmaya başladı. Kendi ailesinin de kökeni Moriskolara dayanıyordu.  Fas’ta Müslüman olan Blas Infante, Ahmed ismini aldı.

Endülüs milliyetçiliğinin fikir babası olan Ahmed Blas İnfante’yi, İnşaallah gelecek yazımda geniş bir şekilde tanıtmak istiyorum.