AK Parti’nin yaptırdığı araştırmalarda gençler arasındaki en güçlü kimliğin Atatürkçülük, ikincisinin milliyetçilik olduğu MYK’da gündeme geldi. Bir MYK üyesi, muhafazakar kimlikten uzaklaşmayı önerdi ancak Erdoğan sinirlendi ve öneriye kızarak, icraatların gençlere daha iyi anlatılması talimatını verdi.
Muhafazakâr bir insan ne demek? Bu sorunun cevabını bilmemekten kaynaklanıyor bence sayın Erdoğan’a sunulan istek. Daha belirgin bir anlamda ilgili toplumun içinde bulunduğu çağın gereklerini göz ardı etmeksizin, geçmişten gelen tarihsel, kültürel ve uygar birikimlerini kaybetmeden, kısaca öz dinamiklerinin değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan politik bir görüştür.
Neden Gençler Uzaklaşıyor Acaba ?
1. Kurumsal raporlamalardan uzaklaşmış olmak. Şikâyetvar isimli sayfayı incelediler mi acaba? Sayın Erdoğan’a değişimden söz eden beyefendiye bir bilgi desteği olsun. Ben AK parti üyesiyim diye başlıyor bütün şikayetlerin çoğu ve şikayet konusu iş bulamama, torpil, rüşvet vb . durumlardan ibaret. AK Parti muhafazakarlıktan uzaklaşsın diyen beyefendi muhafazakarlığın ne olduğunu hiç anlamamış olacak galiba. Ekilen kaliteli buğdaylardan hasad zamanı dökülen taneler toprağa karışır, incelir… Çetin geçen kışların ardından ince ve upuzun boyları ile sivrilir, dolu başakların tersine rüzgarı bekler ve rüzgar hangi yöne eserse ona göre şekil alır.
2. Sıradanlaşan hareketler güç kaybedince kaçanların çok olacağını katılımların az olacağını bilmemek. Kuruluş aşamasındaki heyecanı bilmiyor olsa gerek Sayın Erdoğan’a değişim teklifinden bulunan beyefendi. Dava bilinci ile gelişen kuruluş aşamasını, sıdkiyet anlayışı ile başlanılan kuruluş aşamasını…
3. Kavramların gerçek manasından habersiz olmak. Dava adamı kimdir? Dava adamı ; “Yandımsa davamın derdine yandım” diyen, fani umûra iltifat etmeyendir. Dava adamı ; “Ne elem, ne keder, Allah’ım bana yeter” diyendir. Dava adamı, özünü Hakk’a çevirendir. Hayatlarını bir davaya vakfedenlerin hareket noktaları gayeleri ve idealleridir. Dava ruhuna sahip olanlar hayatlarını gayelerine göre planlar, his ve düşüncelerini, ideallerinin istikametinde disipline eder, arzu ve isteklerine yine bu çerçeve içinde gem vururlar. Onların yaşadıkları hayat, kendi hayatları değil, ideallerinin gerektirdiği hayattır. Onların ruh, kalp ve akılları bu hayat tarzına göre şekillenir. Bizim dilimizde onların ifadesi “idealist”, daha ciddi sesiyle “Dava Adamı”, daha samimi söyleyişiyle de « Dertliler”dir. Bu tanımlara uyanların çevresinden gençler kaçar mı daha çok sahiplenir mi ?
4. Sorunları anlayamamak ve kavramları karıştırmak. Sempatizan ile dava adamı kavramlarını iyi anlamamak sorunların çözümünü zorlaştırır. Çözümü değil çözümsüzlüğü artırır. Davaların ardına yığın yığın insanların takıldığı görülür. Ama o yığınlar içinde hayatını « ideali eksenine » oturtmuş az insan gösterilebilir. O manadaki kalabalık kitleleri en iyi tarif eden kelime « sempatizan »dır. Sempatizan çıkar eksenli hareket eder. Eğer örneklikler azaldıysa ve bulunduğu ortamda güç kaybının artığını hissetmeye başladıysa sempatizan kaçar. Yeni mecralara doğru yelken açar. Dava Adamları ile sempatizanlar arasındaki fark, dava adamlarının « gündelik ve dünyalık » işlerini « boş vakitlerinde » yapması, sempatizanlarınsa davalarını « boş vakitlerini değerlendirme «olarak mülahaza etmeleri ve çıkar eksenli harekat etmeleridir. Sempatizan ile güç-çıkarlar arasındaki kolerasyonu iyi analiz etmediyse biri yada birileri kaçışları anlayamaz ve çözüm odaklı hareket edemez…
Muhafazakar Kimlikten Kaçmak mı Dava ve Dava Adamı Kavramlarını Yeniden Anlamak ve İnşa Etmek mi ?
Bir çınar düşünün… Gökyüzüne uzanan dalları, heybetli gövdesi, görünmeyen ama bu muazzam çınarı besleyen ve derinlere salınmış kökleri ile bir ulu çınar… Muhammedî (s.a.v.) kaynaktan sulanmış, sıddîkiyet nesebinden bahçıvanlar eliyle büyütülmüş bir çınar… Gölgesinden herkesin istifade ettiği böyle bir çınarın altında oturarak, çınarın tamamını resmetmenin değil, idrak etmenin bile imkânsız olduğu âşikârdır. Böyle bir anlayışın ekseninde şekillenmiş hangi genç kaçabilir ki ?
Örneğin :
1. İnsanlar arasında adaletle hükmederler. (En’am-151)
2. Hakkı bile bile gizlemezler. (Bakara-44)
3. Boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler. (Mü’minun -3)
4. Asla yalan söylemezler. (Mü’minun-8)
5. Emanetlerine ihanet etmezler. (Bakara-177)
6. Söz verdiklerinde sözünde dururlar. (Bakara-177)
7. Yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. (Furkan-63)
8. Asıl hedefleri ahireti kazanmaktır. Ancak dünya nimetlerinden de faydalanır, dünyayı yaşanabilir hale getirmek için çalışırlar. (Nisa-74)
9. Güvenilir insanlardır. Son derece güçlü bir kişilik sergiler, etraflarına da güven telkin ederler. (Duhan-17,18)
10. Zenginlik ve mevkiden etkilenmezler. (Hac-41)
Şimdi soruyorum :
Böyle bir muhafazakârlığı şiar edinen birinin arkasından kim kaçar?
Eğer yaşantı buna göre değilse değiştirilmek istenilen muhafazakarlık ne ola ki ?
…
MUHAFAZA EDİLMESİ GEREKEN METOD
Hz. Peygamber (s.a.s.) sevgi insanıdır, kalbi bütün mahlûkata karşı muhabbetle doludur. Onun gözünde insanlar arasında sevgiye, şefkate en layık olanlar çocuklardır. “Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.”
Hz. Peygamber (s.a.s.), sokakta oynayan çocuklara selam verir, hatırlarını sorar, onlarla muhabbet ederdi.
Resulüllah’ın etrafından ayrılmayan çocukların içinde Yahudi çocukları da vardır. Hz. Peygamber onlara da sevgi ve şefkatle yaklaşır, ayrım yapmaz.Yahudi çocuklarından Abdülkuddüs de Resulüllah’ın yanından ayrılmayanlardandır.
Resullüllah, onu birkaç gün göremeyince nerede olduğunu sorar. Hasta olduğunu öğrenince kalkıp evine ziyarete gider (Buhârî, Cenâiz 80)
Şimdi ufak bir es vererek sayın Erdoğan ‘a Muhafazakar duruştan vazgeçelim ve seküler bir yaklaşım ortaya koyalım diyene şöyle bir sözüm olsun :
Yahudi çocuklarından Abdülkuddüs’e yaklaşımı örnek alabildin mi? Ya da o anlayışı içselleştirebidin mi ki gençlerin uzaklaşma sebebini sorguluyorsun.
Muhafazakar Kimdir Bilmeyen Zevata Bir Örnek :
Zeyd b. Harise, hür bir çocuk iken eşkıyalarca kaçırılmış ve köle olarak satılır. Hakim b. Hizam onu satın alıp halası Hz. Hatice’ye hediye eder. Zeyd, Resulüllah’ın hanesine gelince ona o kadar iyi davranılmıştır ki köleliğini unutmaya başlar. Üç yıl sonra babası onu Mekke’de bulup almaya geldiğinde Zeyd babası ile gitmek istemez. Babası, Allah Resulüne bedelini ödeyerek oğlunu satın almak istediğini söyleyince Resullüllah “Herhangi bir bedel ödemenize gerek yok, Zeyd istiyorsa alın onu götürün” der. Ama Zeyd Resullüllah’ı o kadar çok sevmiştir ki babası ile gitmektense Allah Resulü’nün yanında köle olarak kalmayı tercih eder. Babası oğlunun kararı karşısında hem üzgün hem de şaşkındır. Allah Resulü (s.a.s.) onu sevindirmek için hemen Zeyd’i azat eder.
Bencede sayın Erdoğan değişim isyeyen kişiyi azad etsin ve gitme izni versin. Evet gitme izni versin ki at izi ile it izi karışmasın…