Değerli kardeşlerim,
Türkiye’de meslek liselerinin hikâyesi yalnızca bir eğitim meselesi değildir. Aynı zamanda üretimin, sanayinin ve kalkınmanın hikâyesidir.
Fabrikalar kurabilirsiniz, en yeni makineleri getirebilirsiniz. Ama o makineyi kullanacak, bakımını yapacak, gerektiğinde geliştirecek nitelikli insanı yetiştiremiyorsanız bir tarafınız hep eksik kalır.
Ne yazık ki meslek liselerimiz geçmişte bunun ağır bedelini ödedi.
28 Şubat sürecinin eğitim hayatımıza bıraktığı en ağır tahribatlardan biri, meslek liselerini de doğrudan etkileyen katsayı uygulamasıydı. 1999’da yürürlüğe giren sistem, meslek lisesi mezunlarının kendi alanları dışındaki yükseköğretim programlarına geçişini ciddi biçimde zorlaştırdı. Mesleki eğitimin cazibesi ve toplumdaki itibarı bundan olumsuz etkilendi.
Yıllar geçti…
Bugün ise sanayicinin en fazla dile getirdiği meselelerden biri nitelikli eleman ihtiyacı.
Yıllarca “ara eleman” dedik. Peki üretimin başında duran usta, teknisyen, elektrikçi, kaynakçı, makine operatörü gerçekten “ara” eleman mı?
Dün “ara eleman” dediğimiz insanlar, bugün sanayinin aranan insanları hâline geldi.
İşte bu yüzden “Meslek lisesi memleket meselesi” sözü bir slogandan ibaret değildir. Türkiye üretmek, büyümek ve dünyayla rekabet etmek istiyorsa mesleki eğitimi güçlü tutmak zorundadır.
Geçtiğimiz günlerde Dudullu Organize Sanayi Bölgesi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni ziyaret ettiğimde bütün bunları yeniden düşündüm.
Okul daha bu yıl eğitim hayatına başlamış. Fakat kapıdan içeri girer girmez yeni kurulmuş bir okulun acemiliğini değil, “Bu çocuklara nasıl daha iyi sahip çıkarız?” diye dertlenen insanların heyecanını görüyorsunuz.
Okul Müdürümüz Aykut Bey ve müdür yardımcıları anlatıyor, ben dinliyorum. Her cümlelerinde öğrenciler var, okulun geleceği var, yapılacak işler var. İnsan böyle bir heyecanı görünce ister istemez umutlanıyor.
Sonra ayrıntıları öğreniyorsunuz…
Çalışan personelden öğrencilerin kıyafetlerine, sabah kahvaltısından öğle yemeğine kadar pek çok ihtiyaç Dudullu OSB tarafından bilabedel karşılanıyor. Hatta hizmeti o kadar ileri taşımışlar ki öğrencilere, katlardaki otomatlardan ücretsiz yararlanabilecekleri özel kartlar dahi vermişler.
Mesele bir kahvaltı ya da bir kıyafet değil aslında.
Mesele, o gence “Evladım, sen bizim için kıymetlisin; biz senin geleceğine inanıyoruz” diyebilmektir.
Beni en çok etkileyen de bu oldu.
Dudullu OSB yönetimi binayı yapıp anahtarı teslim ederek kenara çekilmemiş. Okula adeta kendi evladı gibi, kendi işi gibi sahip çıkıyor. Sanayi, okulun hemen yanı başında değil; eğitimin bizzat içinde.
İşte aradığımız model biraz da bu değil mi?
Sanayici mezuniyet günü “Bana yetişmiş eleman lazım” demek yerine öğrencinin yetişme sürecine omuz verecek. Genç de torna tezgâhının, elektrik panosunun, makinenin başına geçtiğinde okulda öğrendiği bilginin hayattaki karşılığını görecek.
Teori atölyeyle, okul fabrikayla, genç de geleceğiyle buluşacak.
Dudullu’da beni umutlandıran tam olarak buydu.
Böylesine kapsamlı desteğin ülkemizde başka örnekleri elbette vardır. Araştırmadan “ilk” demek doğru olmaz. Ama öğrencisinin sofrasından kıyafetine, eğitiminden geleceğine kadar dertlenen böyle bir sahiplenmenin örnek gösterilmeyi hak ettiğine inanıyorum.
Buradan imkânı olan hayırseverlerimize ve iş insanlarımıza da seslenmek istiyorum:
Okullarımızın danışma meclislerinde yer alalım. Mahallemizdeki, ilçemizdeki okullara sahip çıkalım. Bir gencin elinden tutalım.
Çünkü bir okula yapılan yatırım, yalnız bugünün öğrencisine değil, yarının Türkiye’sine yapılan yatırımdır.
Dudullu’dan ayrılırken aklımda bir cümle kaldı:
Biz onlara yıllarca “ara eleman” dedik. Oysa onlar hiçbir zaman “ara”da değildi. Üretimin tam merkezindeydiler.
Bugün aradığımız da tam olarak onlar…
Selam ve dualarımla..