Son tartışma cümlesi olarak “Allah’ı kabul etmek neyi reddetmektir, Allah’ı reddetmek neyi kabul etmektir” dedik. Birinci sorunun muhatabının Müslüman, ikinci sorunun muhatabının ateist olduğunu söyledik. Bu soru, Müslüman olsun ateist olsun, bir inancı veya fikri savunan kimsenin, inancının saçma olup olmadığını, fikrin de çelişkili olup olmadığını ortaya çıkaran mantıksal kritik sorudur.

“Allah’ı kabul etmek neyi reddetmektir?”

Bir Müslüman Allah’ı kabul ediyorum dediğinde neyi reddetmiş olur, bakalım:

-“Ben Müslüman olarak maddenin ezeliyetini reddediyorum. Ezeliyet Allah’a aittir.

-“Ben maddenin hareketinin ezeliyetini de reddediyorum. Çünkü hareketin başlangıcı sıfırdır.

-“Ben maddenin akıl ve şuur sahibi olabileceğini de reddediyorum.” Maddedeki teşekkülat ve oluşumlar, maddeyi kullanarak şekillendiren ezeli sanatkâra aittir.

-“Ben, maddenin bir gaye takip edebileceğini de reddediyorum.” Gaye takip etmek hikmet demektir. Akılsız şuursuz zerreler gaye ve maksat takip edemezler.

-“Ben maddenin gaye takip edebileceğini reddettiğim gibi, maddenin zerrelerinin de birbirlerine hem emir verip hem itaat ederek bir şekil üzerinde işbirliği yapıp, o işbirliğine göre hareket edebileceklerini de reddediyorum.”

-“Ben ‘sonsuz atomlu, tek amaçlı birlik’ denilen ‘canlı’ mekanizmanın birliğinin maddenin karakteri denilen tabiatı kaynaklı bir sebebinin olabileceğini reddediyorum.”

-“Ben, hava, su, toprak ve güneşin; gözü, kulağı acısı, hazzı olan canlıları yaratabileceğini reddediyorum.”

-“Ben, ısı, ışık, ağırlık, itme ve çekme gibi kuvvetlerin düşünmeyi ve canlıyı oluşturabileceği düşüncesini reddediyorum.

Evet, Allah’ı kabul etmek bu masalları reddetmek anlamına gelir. Müslüman bilmelidir ki Allah’ın varlığını kabul etmenin zaruri sonucu bu saçmalıkları reddetmektir.

Gelelim, Allah’ın varlığını reddedenin aklen, mecburen kabullenmesi gereken şartlara:

“Allah’ın varlığını reddetmek neyi kabul etmektir?”

-Allah’ı reddeden, ezeliyet sıfatını madde dediğimiz atomlara vermek zorundadır. Bir Allah’ın ezeliyetini aklına sığıştıramayan sonsuz atomlara ezeliyet verme akıllılığını (!) kabul etmiş demektir. Dikkat edilirse hem Müslüman hem de ateist “ezeliyet” sıfatının varlığında hemfikirdirler. Ayrıldıkları nokta bu sıfatın kime ait olduğudur. Müslüman bu sıfatın Allah’a ait olduğunu söylerken, ateist bu sıfatın sonsuz atomlara ve hareketlerine ait olduğunu söyler. Bir Allah’ın ezeliyetini aklına sığıştıramayan, sonsuz atomun ezeliyetini her nasılsa o akıl denen şeyine sığıştırabiliyor.

-Maddenin ezeliyetini kabul eden, maddenin ayrılamadığı eskime, yer değiştirme, yaşlanma, bozulma vs denilen hareketin ezeliyeti saçmalığını da kabul etmiş demektir.

-Allah’ın varlığını reddeden; usta ile eserin aynı şey olduğunu kabul etmiş demektir. Heykeltıraşı kabul etmeyen, heykelin nasıl var olduğunu açıklamak için mermerin kendisine ustanın sıfatlarını vermek zorundadır.

-Allah’ın varlığını reddeden kimse; şuursuz atomların aklı, kör atomların gözü, sağır atomların kulağı vs tanzim ettiği saçmalığını kabul etmiş demektir. Fotoğraf makinasını icat eden önce ışığın; mikrofonu icat eden önce sesin farkında olması gerektiği için, Allah’ı inkâr eden, atomların gözden önce ışığı, kulaktan önce sesi bildiğini ve onlardan istifade edebilmenin yani göz ve kulağın nasıl çalışabileceğini de önceden bildiğini kabul etmek ahmaklığına düşmüş demektir.

-Allah’ı inkâr eden; aklın varoluşunu akılsız atomlara verdiği gibi, ışığa göre şekillenmek yani göz yapmak veya sese göre şekillenmek yani kulak yapmak demek olan gaye takip etme özelliğinin atomlarda bulunduğu masalını, Allah’ın bir sanatkâr olarak sahip olduğu tüm sıfatların her bir atomda bulunduğu safsatasını kabul etmiş demektir.

-Allah’ı inkâr eden kişi, cansız ve şuursuz atomların hayat denilen birliği yani hangi atom nerede hangi atomla, hangi miktarda bulunursa canlı teşekkül eder bilgisinin onun tabiatı denilen karakterinde var olduğunu, bildiğini ve yapabildiğini kabul etme akılsızlığına düşmüş demektir.

-Allah’ı inkâr eden kişi, en büyük sebepler olan hava, su, toprak ve güneşin canlının teşekkülünde bir sanatkâr gibi çalıştığını, maddi oldukları halde canlının vücudunun içine müdahil olup organları var ettiği düşüncesindeki aptallığı kabul etmiş demektir.

-Allah’ı inkâr eden;  ısı, ışık, ağırlık ve itme-çekme gibi kuvvetlerin Allah’ın sıfatları olan mutlak ilim, mutlak irade ve mutlak kudret sıfatlarına sahip olduklarını kabul etmiş demektir.

-Allah’ı inkâr eden, güzelliğin şartlarından biri olan simetrik şekillerde var olmanın nedenini, ilimsiz zerrelerin ilmine ve iradesine ait olduğunu kabul etmiş demektir.

-Allah’ı inkâr eden, maddeyle alakası olmayan, maddeyle alakası olduğuna dair hiçbir ipucu olmayan haz ve acı gibi yaşantı durumlarının hissiz maddenin eseri olduğunu kabul etmiş demektir.

Neticede ateist, eserin ustalığını esere verdiği için, zerreler sayısınca ilahları kabul eden çok tanrılı din sıfatına sahiptir. Ateizm ve çok tanrıcılık aklen zorunlu olarak aynı şeydir. Kur’an “ateizm” anlamına gelen bir kelime kullanmaz. “Bilerek örtmek, gizlemek, var olana nankörlük etmek anlamlarına gelen küfür-inkâr” kelimelerini ve daha çok “ortak koşma” anlamına gelen “şirk” kelimesini kullanır.

Şimdi acaba kaç tane ateist Allah’ın varlığını reddetmenin, atomlar sayısınca ilahları kabul etmek anlamına geldiğini bilir? Bilmez elbette. Çünkü bu kadar şuur olsa zaten ateist olmazdı. Ateist, “ben demirin metal olduğuna inanıyorum ama şekli olduğuna inanmıyorum” diyen şuursuzluk ifadesine sahip bir varlıktır. Allah’ı reddeden, canlının tüm zorunlu varlık şartlarının nedeninin maddede bulunduğunu kabul etmiş demektir. Böyle bir durumda mesela karaciğerin yapılmasının maddenin hangi zorunlu özelliğinden kaynaklandığını deneyerek göstermelidir. Biz de aynı deneyi tekrarladığımızda karaciğer ortaya çıkmalıdır. Çünkü “bilimsellik” iddiası, aynı şartlar altında aynı sonuçların herkes için tekrarlanabilir sabit sonuçlar vereceği anlamına gelir. Böyle bir şey var mıdır? Yoktur. Ne vardır peki? Bir piramidin yapılışında kullanılan tuğla bloklarını görünce işte piramit bundan çıkmıştır diyerek, piramidin varlığını usta yerine tuğlaların şekline verme ahmaklığı vardır.

Evet, ateizm, insanı insanlığından utandıran, arkasına, münasip bir yerine “bilimsellik” etiketi yapıştırılmış bir masaldır. “Bilimsellik” denildiğinde ki bazı ateist sitelerde baktım aynen öyle yazıyor, yani “aynı şartlar altında aynı sonucu verecek şekilde tekrarlanabilen” diye tanımladıkları halde, iş evrim masalına geldiğinde ne hikmetse, “bir kere olmuş, bir şekilde olmuş, nasıl başladığını bilemesek de değişe değişe bugüne gelmiş” iddialarını süsleyip püsleyerek bilimsellik kılıfına sokmak çabası içindedirler. Körden fotoğraf makinası yapmasını, sağırdan hoparlör icat etmesini bekleyen bir safsatadır ateizm. “Bir şekilde olmuş, tesadüfen olmuş” iddiası da yine aklın zıvanasından çıkmak anlamı taşır. Nasıl mı? (devam edecek)