Borsa’daki FON krizinin ardından “uluslararası Forex / kripto yatırım dolandırıcılığı” soruşturması başladı. İsrail vatandaşı şüphelilerin yönettiği bu ağa karşı 18 Eylül’de 29 şirkete ait 44 çağrı merkezi dahil toplam 328 adrese operasyon yapıldı; 200’den fazla kişi gözaltına alındı, bazı Türkler adli kontrolle serbest bırakıldı.

Bu organizasyonu kuranlar, İsrail’de 2017’de “binary options” benzeri faaliyetlerin yasaklanmasının ardından faaliyetlerini Türkiye’ye kaydırmışlar.. Tabii sormamız gerek: Niye Türkiye? Türkiye’ye onları kim davet etti ve Türkiye’de kimlerle iş birliğine gittiler? FACTO isimli şirketin fiili sahibi İsrailli Amit Ygal, resmi imza yetkilisi ise İlhami İçingir. İkinci sıradaki ismin Rus uyruklu Maksym Verzilov olduğu iddia edildi. Robert İlker Hason ve Karolin Hason gibi isimler de üst düzey yönetimde anıldı. Para ve veri akışında adı geçen yerler arasında Kıbrıs’taki Webmove Holdings Limited gibi şirketler var. İsrail merkezde yer alsa da Ukrayna’nın ve Dubai’nin bu oyunda ayrı bir yeri var.

Örgüt yöneticileri kendilerini çalışanlarına, duruma göre bazen MOSSAD, bazen de İsrail mafyası olarak tanıtıyor. Gözaltına alınan 9 İsrail vatandaşının adları basında Anton Bihun, Jeni Kaen, Hamza Güneyli, İlker Hason, Karolin Hason, Sami Tovim, Yako Benhabib, Jak Levi ve Amit Ygal olarak geçti. Ağırlıklı hedefler: Malezya, BAE, Rusya, Singapur, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, İrlanda, Çin, İsviçre, Belçika, İsveç ve Güney Kore. İfadelerde ayrıca Almanya, Hong Kong ve Filipinler de geçti. Genel coğrafya Avrupa, Uzak Doğu ve Afrika. Mağdur şikâyetleri Interpol-Europol kanallarıyla dosyaya girdi. Çalışanların milliyetine gelince, gözaltına alınan yaklaşık 201 kişiden 156’sı Türk, 45’i 20 farklı ülkeden yabancı uyruklu.

İngilizce, Almanca, Fransızca, Hintçe, Korece, Arapça ve diğer hedef ülke dillerinde Call Center hizmeti veren ekipler var. Türkçe konuşmak yasaklanmış, çalışanlara kod adlarla sahte hayat hikâyeleri verilmiş. Çalışanlara İsrail ve ABD vatandaşlarının hedef alınmaması talimatı verilmiş.

2 yıl boyunca iki şehirde, 20 ülkeden gelen/getirilen yabancılarla birlikte Türklerden oluşan 600 kişi çalışıyor ve resmi makamların hiçbiri bundan haberdar olmuyor. Para ve veri akışında adı geçen yerler doğrudan “iş birliği ülkesi” olarak değil, bağlantı noktası olarak dava dosyasına eklenmiş. Kıbrıs, BAE, Ukrayna, Portekiz dışında henüz bu örgütün hedef ülkelerdeki örgütlenmesi konusunda yeni bir bilgi açıklanmadı. Cevabını bekleyen birçok soru var. Mesela bu örgüt 2 yıl ülkemizde faaliyet gösteriyor; Türkiye’de dolandırılan hiç kimse olmadı mı? Oldu ise şikâyet eden olmadı mı? Şikâyet eden oldu ise ne işlem yapıldı? MİT 2 yıl ne bekledi, Emniyet İstihbarat neden sustu? Bu arada MASAK ne yapıyordu? BTK bunun farkına varmadı mı? Call Center’lardan hiç sinyal almıyorlar mı? Bu kadar içeride, dışarıya dönük bir yapıya birkaç düzine ülkeden para girişi oluyor, bunlar tekrar kripto para olarak yurt dışına çıkarılıyor ve kimse duymuyor.

Merak ediyorum, bu kara parayı bizim Borsa’daki FON krizinde bunlar da kullanmış olabilirler mi? Bu dolandırıcılıktan elde ettikleri parayı nerede tutuyor, nerede değerlendiriyorlardı? Bu parayı kimler, kendi aralarında hangi orana göre paylaşıyorlardı? Bu parayı Türkiye’de yatırıma dönüştürmüşler mi idi, ya da hangi ülkelerde değerlendirmişlerdi?

Bu sisteme Türkiye ve KKTC’de doğrudan destek olan ya da ortak çalışan birileri var mı idi?

MİT, örgütün MOSSAD iddiasını araştırıyor mu? Sisteme sadece İsrailliler değil, bazı Türk Yahudileri de katılmışlar. Bu sistemin başka ülkelerde de benzer yapılanması var mı? Bu yapıların bu kadar cüret ve cesaretle bu kadar büyük çaplı organizasyonlar kurmasının arkasındaki asıl sebep nedir? Bu durum kurumsal zafiyetle açıklanabilir mi? Ya da mevzuat mı yetersiz? Yoksa bürokratların, derinliğini bilmedikleri, ucunun nereye uzandığını kestiremedikleri bulanık sulara girmeme çekingenliği mi var?..

Meşhur bir söz var: Biri ilk kez dolandırılıyorsa, Allah (cc) dolandırıcının belasını versin. İkinci kez dolandırılıyor, aynı delikten ikinci kez ısırılıyorsa, hem dolandırıcının hem de dolandırılanın belasını versin. Aynı çukura aynı kişi üçüncü kez düşüyorsa, zaten belasını bulmuştur, başkasını suçlamaya gerek yok. Sahi, halimiz bu fıkraya ne kadar uyuyor! Daha dün arka arkaya sanal kumar ya da uyuşturucu operasyonları yapmadık mı?.. Son olarak Borsa’da FON KRİZİ ile uğraşırken başımıza bir de FOREX KRİZİ çıktı. Millet daha bunun ne olduğunu tam anlamadı. Daha mağdurların ne sayısını biliyoruz ne de kimin ne kadar kaybettiğini!

Türkiye’yi bu örgütler için öncelikle tercih edilen ülke konumuna getiren şey ne?

FON KRİZİ gibi kirli işlerde savcıların, yargıçların, hatta yüksek yargı mensuplarının, gazeteci, cemaat, politikacı, bürokrat ve akademisyenlerin de olduğu söyleniyor.. Tam da böyle bir zamanda HSK Teftiş Kurulu Başkanı görevden alınıyor. Şimdi bunu nasıl okumalıyız? Peki yarın o makama kim, nasıl biri getirilecek? Kurumsal hafıza, mesleki kariyer, yüksek bir muhakeme, ahlaklı bir kişilik ve cesaret noktasında durumu ne olacak, göreceğiz. Dilerim gelen, yargıyı bu tartışmaların daha da içine sürükleyecek adımlar atmaz. Görevden alınan kişi bu konularda yetkin bir isimdi; dilerim yerine gelecek olan daha iyi biri olur. İnşallah Sayan’ıın ardından yerine gelen gibi olmaz. Yanlış bir adım, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getirir. İşte o zaman siyaset, keskin sirke politikasıyla küpüne zarar verir. Korumaya çalıştığı değere zarar verir, kaçtığını zannettiği şeye koşan adamın durumuna düşer. Efradını cami, ağyarını mani bir soruşturma gerek. Bu işin yurt içi ve yurt dışı ayağının, bağlantılarının, mağdurlar kadar bu paraların nerelere, nasıl aktarıldığının da takip edilmesi gerek. Mesela MOSSAD bunun farkında mı idi? Farkında ise destek olmuş olabilir mi? Hatta bu, Türkiye’ye karşı bir iktisadi savaş taktiği olarak itibar suikastı, ekonomik ve siyasi bir kriz için kullanılan bir oyun olmuş olabilir mi?

Biz dijital dolandırıcılıktan söz ederken Netanyahu BM’de dünyayı dijital kıyametle tehdit ediyor. Bu arada, madem biz borsa işini iyi yapamıyoruz, Wall Street Dow Jones endeksli bir yatırım fonu kuruyormuş. Fonun yıllık piyasa değerinin 7,5 trilyon doları bulması bekleniyormuş. Anlaşılan bunlar, petrol zenginlerinin ve “Müslüman vurguncular”ın (!?) hortumladıkları paraya talipler.. Müslümanlığı da bize onlar öğretecek bu gidişle.

Bazı kaynaklar İris Cibre adına dikkat çekiyor. Pusula Portföy ve Katılımevim’de de bu kişinin adı geçiyor. Bu kişiye 2001’de SPK tarafından borsada işlem yasağı getirilmiş.

İris Hanım’ın dindarlarla da arası iyi, seküler çevrelerle de; neredeyse para sahibi herkesle bir temas noktası var. Hayyam Garipoğlu’nun oğlu Kasım Garipoğlu ile de ilişkisinden söz ediliyor. İyi bir şekilde araştırılsa belki FOREX vurgunu ile de ilişkisi, en azından daha erken bir zamana ait bilgisi olabilir. İris Hanım’ın ilişki ve bağlantıları Dubai’ye de uzanıyor, Avrupa’ya da.. Birtakım kilit isimler sorgulanmadıkça, üstü MOSSAD ve CIA tarafından örtülen bu yapıları tam olarak ortaya çıkarmak mümkün değil.

Buyurun size çok önemli bir kara tanık! Jared Kushner. Bu adamın Türkiye’deki bağlantı ve temas noktalarını doğru tespit etmek gerek. Kushner, “Gazze Barış Koalisyonu” içinde önemli ve etkili bir figür. Aynı kişi, Affinity Partners üzerinden, İsrail’e silah ve donanım sağlayan dev şirketleri fonlayan Phoenix Financial’ın en büyük hissedarlarından biri.

Fuat Uğur geçen gün, İris Cibre’nin fon operasyonunda 2 milyar doların üzerinde bir vurgun yaptığını yazmıştı. Bu kadının New York ve Tel Aviv bağlantılarının çok güçlü olmasının yanında Kushner ve Dahlan’la da ilişkisi olması mümkün. Tabii aynı şekilde Habad’la da ilişkili olabilir. Fuat Uğur’a göre İris Hanım, “İsrail destekçisi, acayip donanımlı, Atatürkçülük satarak fon dolandırıcılığı yapan ve AK Parti içindeki paragöz süzmeleri de parmağında oynatan biri.” Bu hatun kişi şu günlerde Yunanistan’daymış. Fon ya da Forex soruşturmasında bu kadın bizi Kushner-Dahlan bağlantısına götürebilir. Bu gerçeği görmeye hazır mısınız, buna cesaretiniz var mı? Okurlar bunaldı ama yukarıdakiler, politikacılık ve reel politik nedenlerle bazı gerçekleri görmek istemeyebilir; halkın bu gerçekleri görmesi, yetkililere göstermesi ve onların elinden reel politik bahanesinin alınması gerekir.

Neyse, bu kadar yeter. Çünkü bu konuda yolun daha başındayız; önümüzde ince ve uzun bir yol var. İnşallah altı ay bir güz gidip, masallardaki gibi bir arpa boyu yol katetmeyiz. Eğer bu iş, gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri var hissetmez birilerinin eline verilirse, bu tehlike aklınızda bulunsun.

Selam ve dua ile.

Not: Son bir gelişme Diyanet Vakfının FON piyasasından çekildiği açıklandı. Ben olay üzerine Vakfın diğer dini vakıfların da katılacakları ayrı bir fon kurulabileceğini yazmıştım. Bakalım bundan sonra ne olacak?