Geçen yazımda Osmanlı Coğrafyasında Casuslar Savaşı'nı anlatmaya çalışmıştım. Lawrence, Gertrude Bell, John Philby, Lechmann, Wyman Bury gibi o dönemin önde gelen istihbaratçılarından bahsetmiştim. Bu şahısların rol aldığı oyun, aradan bir asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen farklı aktörler ve dekorlarla bugün de sahneleniyor. Zihni tamamen siyaset girdabına kapılmış ve tarihi masal zannedenler, bu yazıları gereksiz görebilir. Zaten muhatabım onlar değil. Ben resmi tarih yalanlarıyla bunalan, gerçeği araştıran ve geçmişten geleceğe bir yol arayan bilinçli okuyucuya hitap etmeye çalışıyorum.

2017 yılında Mehmet Hasan Bulut imzasıyla "İNGİLİZ DERVİŞ, Yeni Türkiye’nin Doğuşu ve Aubrey Herbert" adıyla bir kitap yayınlandı. Önceleri bir İngiliz casusunun hayatını anlatan biyografi sandığım bu kitabı dikkatle okuyunca İttihat Terakki, Balkanlar ve Birinci Dünya Savaşı ekseninde müthiş bilgi ve belgeleri ihtiva ettiğini hayretle görmüştüm. 43 yaşında ölen bu sıra dışı İngiliz'in kısa hayat hikayesini dikkatlerinize sunuyorum.

AUBREY HERBERT (1880-1923)

Londra’nın batısında bulunan Newbury’deki Highclere şatosunda doğdu. IV. Carnarvon Kontu Henry’nin ikinci eşinden doğan ikinci oğluydu. Kardeşi Mervyn ise kendinden üç yaş küçüktü. Babası İrlanda Valisi olduğunda Herbert beş yaşındaydı. Daha o yaşında gözleri iyi görmüyordu. Babasıyla gittikleri bir Alman doktor, büyüyünce ameliyat olabileceğini ve gözlerinin iyileşebileceğini söyledi.

Herbert on yaşındayken babası ölünce üvey ağabeyi George, V. Carnarvon kontu oldu. Annesi hem iki oğluna hem de üvey kızlarına bakmak zorunda kaldı. Herbert’i babasının arzusuna uyarak 1893’te Eton Koleji’ne yazdırdı. Babası ve dedesi dahil bütün aile bu kolejde okumuştu. Çok disiplinli ve özel kuralları olan bu okul Herbert’in hoşuna gitmedi. İki yıl sonra kardeşi Mervyn de Eton’a yazıldı. Herbert, okulun kurallarını çok sıkıcı buluyor, arkadaşlarını rahatsız ettiğinde ise dayak yiyordu. Parasını lüzumsuz yere israf ediyor ve borca giriyordu. Dersleri pek iyi değildi. Ama yabancı dilleri iyiydi. Zaten İtalyancayı çocukluğunda öğrenmişti. 1895 yılında ağabeyi Kont George, meşhur Yahudi zengini Rotchildlerin kızıyla evlendi. Nathan’ın torunu olan İngiltere Bankası Genel Müdürü Alfred Rotchild’in kızı Leydi Almina ile Kont George’un düğünlerine İngiltere’nin önde gelen aileleri katıldı.

Herbert on yedi yaşında bir gözünden ameliyat oldu. Başarılı geçen operasyondan sonra gözü görmeye başladı. Ertesi yıl da Oxford’un tarih bölümüne kayıt yaptırdı. Burada yeni arkadaşlarla beraber içki sigara gibi kötü alışkanlıklar da edindi. Kuzeni de son sınıfta okuyordu. Oxford’un ikinci sınıfındayken Afrika’da başlayan Boer Savaşı’na katılmak için gönüllü yazıldı. Ama annesinin kendisini gözleri için çok zararlı olacağına inandırması sonunda savaşa gitmekten vazgeçti. Sonra İngiliz ordusunun savaşta yaptıklarını, öldürülen zencileri, yakılan evleri öğrenince gitmediğine sevindi.

Annesi 1901 yılında, babasından kalan bir evi ağabeyinden satın alarak ona hediye etti. Londra'nın güneyinde Pixton Park’taki evi ve geniş bahçesini çok seven Herbert, buraya sık sık arkadaşlarını davet etmeye başladı. Ertesi yıl Oxford’u bitirdi. Annesinin sayesinde ilk işi olan Tokyo Fahri Ataşeliğine tayin edildi. Japonya’da çok sayıda misafiri oldu ama en önemlisi Gertrude Bell ile kardeşiydi. Kardeşini üniversiteden tanıdığı Gertrude Bell ile arkadaşlıkları burada başladı ve uzun yıllar devam etti. İki yıl kaldığı Japonya’dan ayrılan Herbert, önce Mısır’a oradan da Girit’e dayısının yanına gitti. Dayısı Esme Howard, Girit’te askerî konsolostu. Girit’te Osmanlıya karşı başlayan isyanı organize eden Venizelos ile tanıştı. İleride birkaç defa Yunanistan Başbakanı olacak Venizelos ile dostluğu burada başladı.

FAHRİ ATAŞE OLARAK İSTANBUL'DA

Herbert, İstanbul elçiliğine fahri ataşe olmak için başvuruda bulundu. Kabul edilince, Atina ve Selanik’e uğrayarak İstanbul’a doğru yola çıktı. Selanik’te Posta memuru Talat Bey (Paşa) ile tanıştı. Onun vasıtasıyla Kâzım adında bir Arnavut’u koruma ve hizmetçi olarak yanına aldı. Sürgündeki bazı kişilerle görüşmek üzere İzmir ve Konya üzerinden İstanbul’a doğru yola çıktı. Nisan 1904’te İstanbul’a gelen Herbert, Büyükelçi Nicholas ile tanıştı. Nicholas Türkçe bilmiyordu ama personelini yabancı dil öğrenmeye teşvik ediyordu. Herbert, Arnavut Kâzım ile devamlı Türkçe konuşmaya çalışıyordu. Ayrıca Türkçe ve Arapça dil kurslarına gitti. Büyükelçinin teşvikiyle Balkanlarla ilgili kitaplar okuyup bu ülkelerdeki siyasi gelişmeleri takip etmeye başladı.

İstanbul’da mevlevihanelere giderek ayinlere katıldı. Bir kandil gecesinde Ayasofya Camii’ne giderek Müslümanları izledi. Bu manevi havadan oldukça etkilendi. Eyüp Sultan’ı ve Mısır Çarşısı’nı gezmeyi de çok severdi. Bir ara İstanbul’da tanıştığı İran elçisinin davetiyle Gürcistan’a giderken Tiflis’e uğradı. Burada Ermenilerle tanıştı. Oradan Borjomi’ye geçerek elçiye misafir oldu. Onun hareketlerinden ve Arnavut Kâzım’ın giyiminden şüphelenen Kazak askerlerinden zor kurtularak Batum yoluyla İstanbul’a geldi. 1905 yılbaşı tatilini Londra’da geçiren Herbert, hizmetçisiyle birlikte Orient Ekspresle İstanbul’a döndü.

Bu dönüşünde elçilikte yeni iki kişiyle karşılaştı. Biri daha önceden tanıdığı Lloyd George, diğeri Mark Sykes adlı ataşeydi. Bu arada büyükelçi de değişmişti. Herbert, bir Cuma günü yeni büyükelçiyle birlikte davet üzerine Sultan Abdülhamid Han ile görüşmeye gitmiş ve çok etkilenmişti. Fakat bir yandan da İstanbul’da Padişah aleyhinde çalışan Jön Türklerle samimiyet kurmaya devam ediyordu.

1905 yılında annesinin isteğini kıramayarak görevinden ayrılıp İngiltere’ye döndü. Ama Londra’daki sosyete hayatından pek hoşlanmadığı için seyahate çıkmaya karar verdi. Gazetelere “Ben Kendim” takma adıyla yazdığı yazılardan kazandığı paralar sayesinde bir arkadaşıyla Mısır ve Süveyş üzerinden Yemen’e gitti. Hudeyde’den San’a’ya geçen Herbert ve arkadaşı, buralardaki gözlemlerini rapor hâline getirdiler. 

LLOYD GEORGE İLE KUDÜS'TE

Arkadaşıyla İngiliz kontrolündeki Aden’e oradan da Bombay’a gittiler. Yemen’de tifoya yakalandığı için Hindistan’da bir müddet hastanede kalan Herbert, oradan Bahreyn’e gitti. Basra, Bağdat ve Kerbela’yı gezdi. Daha sonra Şam üzerinden Beyrut’a giderek burada Lloyd George ile buluştu. İki arkadaş beraberce Kudüs’e gittiler. Burada Herbert’in başından ilginç bir olay geçti. Kıyamet Kilisesini gezerken birbirlerine saldıran Ermeni ve Rumların arasında kaldı. Olaya müdahale eden Osmanlı askerlerinin yardımıyla son anda ezilmekten kurtuldu.

Arkadaşıyla liman şehri Yafa’ya gidip oradan bir gemiyle Mısır’a geçtiler. Mısır’da topladıkları istihbaratı Başkonsolosa rapor ettikten sonra, İzmir üzerinden İstanbul’a döndüler. Herbert burada Sultan Abdülhamid aleyhindeki çalışmaların aynen devam ettiğini gördü. Elçilik tercümanı “Tilki” lakaplı FitzMaurice, Herbert’e daha önce yazdığı mektupta şöyle demişti: “Hepimiz Britanya aslanının menfaatine ve itibarına mani olmak için durmadan ağlarını ören Büyük Yaşlı Örümceğin (Sultanın) etrafını sardık.”

İngiltere’ye dönerek 1906 yılındaki parlamento seçimlerine girmeye karar verdi. Fakat iki amcasının peş peşe ölmesiyle, seçim çalışmalarına bir müddet ara vererek İtalya’ya gitti. Oradan da Karadağ üzerinden Arnavutluk’a geçti. Üsküp ve Selanik’ten sonra İstanbul’a gelen Herbert, kısa bir süre sonra Londra’ya döndü.
1908 yılı isyanlar ve ihtilallerin başladığı yıl oldu. Enver Bey ile Resneli Niyazi adamlarıyla dağa çıktılar. Arnavutluk’ta başka olayları protesto için 20 bin kişi toplanmıştı. İttihat Terakki Cemiyeti bunu padişaha karşı bir ayaklanma olarak duyurdu ve derhâl Meşrutiyet’in ilanını istedi. Bir iç savaş çıkmaması için Sultan Abdülhamid, 23 Temmuz’da Meşrutiyet’i ilan edeceğini bildirdi. Bu Herbert için bir zafer sayılırdı. İttihatçı arkadaşlarıyla birbirlerini tebrik ettiler.

31 MART VE SULTAN'IN AZLİ

Herbert, 17 Aralık’ta Mebusan Meclisinin açılışı için İstanbul’a geldi. İttihatçılarla beraber, Karaso ve Sasoon gibi Yahudiler ve Pastırmacıyan gibi Ermeniler de çeşitli bölgelerden mebus seçilmişlerdi. İttihatçıların arka planda organize ettikleri 31 Mart (13 Nisan) günü başlayan olayların ardından Selanik’ten gelen Hareket Ordusu isyanı bastırdı. 27 Nisan 1909’da ise dört kişilik heyet Sultan’a azledildiğini bildirdi.

Ardından tahta çıkan II. Abdülhamid’in kardeşi Mehmet Reşad’ın kılıç kuşanma törenini izleyen Herbert, yine Arnavutluk’a gitti. Yapılan kışkırtma faaliyetleri netice verdi ve 1910 yılında Arnavutluk’ta ayaklanma başladı. İttihatçılar 40 bin kişilik bir ordu göndererek kanlı bir şekilde isyanı bastırdı. İtalya ise, 1911 yılında Osmanlı Devleti’nin bazı borçlarına karşılık Libya’nın kendilerine verilmesini istemiş, teklifi reddedilince savaş ilan etmişti.

Herbert, seçimlere katılmak için tekrar Londra’ya geldi. Yengesi Almina Rotschild’in yardımıyla bu defa milletvekili seçildi. Eski arkadaşları Lloyd George ve Mark Sykes ile parlamentoda buluştu. Kendisi muhafazakâr milletvekili olmasına rağmen liberallerle daha fazla samimiyeti vardı.

Sultan Abdülhamid’in yıllarca ayrı güçler hâlinde tutabildiği Balkan milletleri 1912’de Masonların kışkırtmalarıyla Osmanlıya karşı birlik kurmuşlardı. Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Bulgaristan bağımsızlık için birbirlerini destekliyordu. Herbert’in faaliyetleri yine başarılı oldu. Arnavutluk’ta seçimler bahane edilerek tekrar isyan başlamıştı. Böyle bir ortamda Herbert tekrar Arnavutluk’a geldi. Bir kafileyle yolculuk yaparken geride kaldı ve eşkıyalar tarafından yakalandı. Fakat liderleri İsa Boletini’den gelen emir üzerine serbest bırakıldı.

Ekim 1912’de Karadağ’ın Osmanlıya isyanıyla Balkan Savaşı başladı. Ardından Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan da savaşa girdi. Bulgarlar Edirne’yi beş aylık bir kuşatmadan sonra ele geçirdi. Arnavutluk tarafsız kaldığı için diğer Balkan ülkelerinin işgaline uğradı. Herbert, Londra’da Arnavut Komitesini kurarak bağımsız bir devlet için çalışmaları başlattı. 1913 yılında Londra’daki barış görüşmelerine bir heyet gönderen Arnavutlar, Herbert’e krallık teklif ettiler. Mayıs 1913’te imzalanan Londra Anlaşması ile Arnavutluk Devleti’nin kurulması benimsendi.

PİXTON PARK'TA ESRARENGİZ ZİYAFET

1913 yılında, henüz Avrupa'da savaş rüzgarlarının esmediği bir dönemde Aubrey Herbert, Pixton Park'taki evinde esrarengiz bir ziyafet vermişti. Bir araya gelmeleri neredeyse imkansız çok önemli kişileri bu yemekte buluşturan Herbert, ileriki yıllarda bu dostlarıyla değişik ortamlarda tekrar görüşecekti. Hatta bazen karşı cephelerde olmasına rağmen bu eski dostlarıyla çok iyi anlaşacaktı.

Evet yemekteki isimler gerçekten çok ilginçti: Savaş yıllarında Kudüs'ü işgal edecek olan ve Nablus Savaşında Osmanlı ordularını imha eden İngiliz ordusunun başkomutanı General Lord Allenby, Albay Ronald Forbes'in genç karısı Rosita, Mustafa Kemal ve daha birkaç kişi.

Herbert, İngiliz Parlamentosunda Arnavutluk lehine konuşmalar yaptı ve Ağustos’ta oraya gitti. Liderleri İsmail Kemal ve Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren dört kişiden biri olan Toptani Esad Paşa ile görüştü. İkisi de iktidar mücadelesi içindeydi. İki ay kaldıktan sonra Arnavutluk’tan İtalya’ya geçti. Portofino’daki evlerinde bir hafta istirahat ettikten sonra Londra’ya gitti. Mart 1914’te Arnavutluk’ta Prens Wilhelm kral oldu. Herbert, bu işten memnundu ama İsmail Kemal ile Esat Paşa birbirleriyle mücadeleye girişince Prens altı ay sonra tahtını terketti.

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Herbert de orduya yazıldı. Göz rahatsızlığından dolayı ancak tercüman olarak katıldığı savaşta cepheye gitti. Yaralanarak Almanlara esir düştü. Onu bir hastaneye götüren Alman askerleri, Fransızların o tarafa geldiğini duyunca esirleri bırakarak kaçtılar. Böylece kurtulup, önce Paris’e oradan da Londra’ya döndü.

1914’ün sonunda, Mısır'da bulunan istihbarat amiri  Albay Clayton’dan gelen teklifi kabul ederek Kahire’ye gitti. Birkaç ay sonra burada Lawrence ile tanıştı. Birbirlerinden hoşlanmışlardı. Daha sonra istihbarat toplamak için bir gemiyle görevli olarak Akdeniz sahillerini dolaştı. Yapılan yeni bir teklifi kabul ederek Çanakkale çıkarmasına katıldı.

ÇANAKKALE'DE BİR GÜNLÜK ATEŞKES

Anzak Koyu’na yapılan çıkarmada elindeki megafonla Türkçe olarak bazen propaganda yapıyor, bazen de ezan okuyup Mehmetçik üzerinde olumsuz etki yapmaya çalışıyordu. Savaşın en şiddetli zamanında ölülerin ve yaralıların toplanması için bir ateşkes yapılması fikriyle karşı cepheden tanıdığı bir komutanla buluştu. Yarbay Mustafa Kemal’i iki yıl önce Pixton Park’taki evinde General Lord Allenby ile beraber yemek yedikleri için tanıyordu. Herbert, General Hamilton’dan izin alarak bir günlük bu ateşkesi gerçekleştirdi.

1916 yılının başında tekrar Kahire’ye dönerek Arap Bürosu’nda çalışmaya başladı. Kut’ül Amare’de General Townshend, subay ve askerleri kuşatmadan kurtulamayınca Herbert, Lawrence ve Albay Beach, Halil Paşa’yla görüşmeye gittiler. Esir değişiminde anlaştıktan sonra kuşatma altındaki 13 bin askerin serbest bırakılması için 2 milyon paund teklif ettiler. Halil Paşa, Enver Paşa’ya sorduktan sonra teklifi reddetti. Herbert bir süre Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında ikili bir barış anlaşması yapılması için çalıştı. Ama diğer devletlerle ortak bir fikir olmayınca barış da gerçekleşmedi.

1918’de yapılan seçimleri başka bir bölgeden kazanan Herbert, Arnavutluk’ta geçici hükümet kuran Mehmet Konitza’yı da destekliyordu. Mayıs 1920’de ise Arnavutların Birleşmiş Milletler’e alınması için onlara destek vermişti. Esat Toptani ise Süleyman Delvina hükümetine karşı bir isyan başlattı, ama bir ay sonra Paris’te öldürüldü. 1920 Eylül’ünde Herbert’e Arnavutluk yöneticiliği tekrar teklif edildi. Bu sefer ciddi olarak teklifi değerlendiren Herbert, daha sonra yaptığı görüşmeler sonunda krallığı kabul etmedi. Aralık ayında ise Herbert’in gayretleriyle Arnavutluk Birleşmiş Milletler’e (Cemiyeti Akvam) kabul edildi.

ŞERİF HÜSEYİN'İN OĞLU FAYSAL'A DESTEK

1921’in ilk günlerinde Herbert’nin önemli misafirleri vardı. Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal ve Lawrence, Fransa’nın Suriye’yi işgal etmesinden sonra onu ziyarete geldiler. Faysal, krallığı sona erdiği için Lawrence’den medet umuyordu. Üç ay kadar Londra’da kalan Faysal yaptığı görüşmelerden memnun olmuştu. Ağustos ayında İngiltere’nin desteğiyle bu defa Irak kralı oldu.
Herbert o yaz Almanya, Çekoslovakya, Viyana, Macaristan, Belgrad ve Sofya’ya uğrayarak Eylül’de İstanbul’a geldi. İşgal altındaki başkentte esir durumunda bulunan Sultan Vahdettin ile görüştü. Ankara’ya gidip Mustafa Kemal’le de görüşmek istediyse de, tavsiyelere uyarak bundan vazgeçti. Bu seyahatinde gittiği her yerde önemli kişilerle siyasi görüşmeler yapıp, uyarılarda bulundu.
1922’deki seçimlerde de tekrar milletvekili oldu. Ama sağlığı iyice bozuldu, gözleri de neredeyse görmez oldu. Doktorlara gittiyse de bir çare bulamadı. Temmuz 1923’te Highclere şatosundaki bir yemekte eski öğretmenlerinden biri, kendisine gözlerinin iyileşmesi için dişlerini çektirmesini söyledi. Bu tavsiyeye uyarak dişçiye giden Herbert, birkaç dişini birden çektirdi. Bunun sonucunda kan zehirlenmesi sebebiyle 23 Eylül’de öldü.
43 yaşında ölen bu sıra dışı casusun; bu kadar geniş bir coğrafyada dolaşması, bu kadar değişik insanlarla dostluk kurması ve bu dostlukları zamanı gelince kendi ülkesinin menfaatleri için kullanması gerçekten inanılması zor bir durum. Herbert'in sırlarla dolu hayatını daha detaylı öğrenmek isteyenlere "İngiliz Derviş" kitabını tavsiye ediyorum.