İttihad-ı İslam bir hedef mi?

İttihad-ı İslam bir hayal mi?

Bunların hiçbiri değil diyorsanız, o zaman şu soruyu soralım:

Tarihte Müslümanlar ittihad etmiş mi?

İşte size iki örnek.

***

Öncelikle, tarihi olaylara bakış açısı çok önemlidir. Olumsuz ve dünyevi bir bakış açısıyla değerlendirme yapılırsa ihtilaf, kavga, çekişme hatta menfaat gibi görünen olaylar; olumlu ve uhrevi bakış açısına göre ittihad, toparlanma, kuvvet bulma şeklinde yorumlanabilir.

Tarihte İttihad-ı İslam’a çok ehemmiyet vermiş olan Yavuz Sultan Selim’in icraatlarını ve savaşlarını ele alalım. Ters bir bakışla düşünürsek; sekiz yıllık saltanatında küffara karşı hiç savaşmamış, İran ve Mısır üzerine sefer yapmış. Yani kısaca Müslümanlarla savaşmış ve mağlup etmiş. Kendi devletinin menfaati için hilafeti Mısır’dan alıp İstanbul’a getirmiş. Hatta Amin Maloof’un iddiasına göre Yavuz çok kan dökücü bir hükümdarmış.

Halbuki Yavuz Sultan Selim hayatını İttihad-ı İslam’a adamış bir padişahtır.

İhtilaf ü tefrika endişesi,

Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni;

İttihadken savlet-i a'dayı def’e çaremiz,

İttihad etmezse millet, dağ-dâr eyler beni…

Diyen bir insanın Müslümanlar arasında kavga ve savaş istemesi düşünülemez. Öyleyse Çaldıran Savaşında Safevileri, Ridaniye Mercidabık Savaşlarında Memlukleri mağlup etmesini nasıl izah edeceğiz?

İstanbul’un fethinden sonra Anadolu’da siyasi birlik sağlanmış ve geriye iki önemli mesele kalmıştı. Birincisi Müslümanları fikir ve siyasi yönden tehdit eden Şii yayılmacılığı, ikincisi ise İslam’ın izzet ve şerefini koruyamayan Memluk Hilafeti. Yavuz, bu iki mesele halledilmedikçe, İslam Birliği’nin sağlanamayacağını biliyordu. Bu yüzden şahsını, ordusunu hatta devletini riske atarak önce İran seferine, ardından Mısır seferine çıktı. Sekiz yıllık saltanatının yarısı at üstünde, çadırlarda ve tozlu yollarda geçti.

Sonunda Şii meselesi siyasi olarak bitti. Memlükler tarih sahnesinden çekildi. En önemlisi Halifelik emin ve layık ellere geçti. Çünkü İslam’ın izzet ve şerefini koruyan, Müslümanları her yerde himaye eden Osmanlı Devleti zaten fiili olarak halifeliği icra ediyordu. Böylece hilafet gerçek sahiplerini buldu. Mekke, Medine, Kudüs hamisine kavuştu. Bunun bir “hakimiyet” olduğunu zannedenler yanıldı.

Sefer dönüşünde hatip minberde padişahın adını ve vasıflarını söylerken ağzından şu kelimeler dökülüyordu:

“Hâkimül-harameyni şerifeyn”

Yavuz Sultan Selim Han hemen ayağa kalkarak hatibe müdahale ediyor:

“Hadimül-harameyni şerifeyn”

Yani mukaddes beldelerin hakimi değil hadimiyiz, hizmetçisiyiz.

Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirirken 40 hafızla başlayan Kur’an tilaveti Topkapı Sarayında tam 400 sene devam etti. Padişahlar değişti, savaşlar ve isyanlar oldu, kan döküldü fakat bu Kur’an tilaveti Hırka-yı Saadet dairesinde hiç durmadı.

Dile kolay tam dört asır boyunca canımızla, kanımızla, servetimizle mukaddes beldelerin hamisi olduk. Hiçbir maddi menfaat gözetmeden yatırım yaptık, himaye ettik, gerekirse savaştık, şehit olduk.

İşte İttihad-ı İslam budur.

***

Selahaddin Eyyubi’nin babası sultan değildi. O, Tikrit Valisi Necmeddin Eyyub’un oğluydu. Kendisi şehzade olarak büyümedi. Hele Nureddin Zengi’nin evlatlığı hiç değildi. Onun ordusunda bir komutan yardımcısı idi. Başkomutan olan amcası Şirkuh ile Mısır’ı Fatımilerden alıp hilafetlerine son verdiler. O ölünce de yerine geçerek, Zengi devletinin naibi sıfatıyla Mısır’ı idare etmeye başladı. Yani Mısır Sultanı oldu.

Nureddin Zengi 1174 yılında vefat ettiğinde yerine 11 yaşındaki oğlu Melik Salih geçti. Kardeşi Seyfeddin Gazi ise Musul hakimi oldu. Zaten bölgede her şehir bir devlet gibiydi. Böylece Zengi devleti de ikiye bölündü.

Selahaddin Eyyubi artık Mısır’ın sultanıydı. Kendisine muhteşem bir saray yaptırıp, lüks ve zenginlik içinde hayatını geçirebilirdi. Ama öyle yapmadı. Çünkü çok büyük bir derdi vardı. Kudüs ve Mescidi Aksa Haçlı işgali altındaydı. Gece gündüz bunu düşünüyordu. Az yiyordu, az uyuyordu ve hiç gülmüyordu. Hayatını Kudüs’ün işgalden kurtulup yeniden fethedilmesine adamıştı.

Rahatını terk ederek Mısır’dan kalkıp Şam’a geldi. Suriye tam bir fitne kumkuması içindeydi. Önce Nureddin Zengi’nin oğlunu ikna etmeliydi. Ama annesi İsmetüddin Hatun çok otoriter bir kadındı. Müslümanların birleşmesi ve Kudüs’ün işgalden kurtulması için Nureddin Zengi’nin dul eşi İsmetüddin Hatun’a evlenme teklif etti. Çok akıllı ve hayırsever bir hanım olan İsmetüddin Hatun bu teklifi kabul etti. Böylece oğlu da Selahaddin Eyyubi’ye tabi oldu.

Tam 12 sene Selahaddin Eyyubi, Haçlılarla barış yaparak Müslümanları birleştirmeye çalıştı. Genellikle sulh yolunu tercih etti. Ama direnenleri de kılıcıyla yola getirdi. Nureddin Zengi’nin kardeşi Seyfeddin Gazi en son boyun eğenlerden biriydi. Fakat Selahaddin Eyyubi’nin maksadı saltanat değildi. Hiç kimseye karşı kibirlenmedi. Kendisine kılıç çekenleri bile affetti. Sonunda muazzam bir İslam Ordusu kuruldu. Karşısında Haçlılar duramadı. Hıttin Tepesi’nde Hıristiyanların yarısı öldü, yarısı esir düştü.

Ve, bir Miraç yıldönümünde Kudüs yeniden fethedildi. Selahaddin Eyyubi 88 yıl önce büyük bir katliam yapanların torunlarını affetti. Mescidi Aksa’ya kan bulaşmasın diye tedbirler aldı. Kudüs’ü barış, selamet ve huzur şehri yaptı.

Selahaddin Eyyubi Türk müydü, Kürt müydü, yoksa Arap mıydı?

Bildiğimiz kadarıyla, annesi Türk, babası Kürt, ataları ise Arap idi. Ama o daima Müslümanlığı ile övündü.

Selahaddin Eyyubi bir İslam kahramanıydı. Ümmetin duasını almıştı. Hayatını Kudüs’e adamıştı. Kudüs’ü işgalden kurtardığı gibi, Üçüncü Haçlı Seferi’ne karşı korumasını da bildi. 50 bin kişilik orduyla, 500 bin kişilik Haçlı askerini Akka önlerinde durdurdu. Aslan Yürekli Rişar’ı bir kedi gibi eli boş Avrupa’ya geri gönderdi.

Şam’da Dımaşk Kalesi’nin mütevazi bir odasında 55 yaşında vefat ettiğinde geriye şahsi serveti olarak 1 altın dinar ile 37 gümüş dirhem bıraktı.

***

Gelelim günümüze. Gazze, Kudüs ve Filistin’in kilidi Suriye’dir. Anahtarı da bizim elimizde. Katil soykırımcı Siyonistler, Suriye’de bizim elimizden büyük bir darbe yiyecek. Ancak tarihte Kudüs’ü ve Filistin’i korumanın ve kurtarmanın yolu daima Mısır’dan geçmiştir. Mısır halkının, başındaki Firavun artığını defedeceğine, Türkiye ile beraber sadece Gazze’nin değil, Kudüs’ün ve bütün Filistin’in kurtuluşuna vesile olacağına inanıyorum. Kukla ve ihanet içinde olan liderler değil, İttihad-ı İslam’ı Müslüman halklar gerçekleştirecek, İnşaallah.