31.08.2020, 13:47

Kubbetü’s-Sahra: Yeni dinin yeni sanat teklifi

Oleg Grabar, Kubbetü’s-Sahra’nın neden yapıldığını sorarken, şu hususları göz önüne alır:

“İslam’ın günümüze kalmış en önemli anıtı olmak bir yana, büyük bir olasılıkla estetik yetkinlik kaygısıyla yapılmış ilk İslam anıtıdır. (...) Durumu karmaşıklaştıran bu yapının dünyanın kentleşmiş kesiminde en çeşitli ve en karşıt duygusal, siyasal ve inanca ilişkin bağlarının bir araya getirildiği bir kentinde, 1300 yıla yaklaşan kesintisiz bir tarihi olmasıdır.”

Grabar, kendi sorusunun cevabını, Kubbetü’s-Sahra’nın a)685-692 yıllarının tarihsel verilerine uygun olma üstünlüğü taşımasında, b)İsra Suresi’nin Mirac’ı haber veren ilk ayetinin yorumunda arar.

Ama her iki yol da onu şarkiyatçı körlüğünün eğlenceli dilini çoğaltmaktan başka bir yere götürmez. Örneğin, Hacer-i Muallaka konusuna Nebevi tarihteki sürekliliği ıskalayarak baktığı için, Kubbet’üs-Sahra’nın (aşağıda vereceğimiz ilahi bağ üzerinden) Taş’ın zarfı olarak yapıldığını da anlayamaz.

Kubbetü’s-Sahra’nın Hıristiyan martirionlarının ısrarlı bir kopyası olduğunu söyleyen, Robert Hillendbrand, mezkur soruya ilkin siyasi arkaplanda cevap arayarak, bu sayede Garabar’dan daha isabetli cevaplar verir.

İslam diyarındaki mimari başlangıçtan önce iktisadi yeniliği öne alan Hillendbrand, sikkelerin Hıristiyan içeriklerinden arındırıldığını belirterek, “...Tüm figürlü imgeler silinmiş ve yerlerini özünde İslami olan bir ikona, Kur’an epigrafisine bırakmışlardır. Milyonlarca basılan bu sikkelerde dinler arası rekabetler yeni ve daha görünür bir karakter kazandı. Bu sikkelerin yüzündeki tezyin edilmiş kelimelerde, Yeniden Doğuş ve Teslis gibi Hristiyan doktrinlerine açık bir saldırı görülür: ‘Allahtan başka tanrı yoktur; Muhammed Allah’ın peygamberidir. Allah’ın eşiti yoktur; O doğurmaz, doğrulmamıştır.’ Sikkenin propaganda potansiyelinin böyle bir yoğunlukta kullanıldığı dünya tarihinde pek az görülmüştür” dedikten sonra, Kubbetü’s-Sahra konusunda da şu ayrımlara dikkat çeker:

“Daha önce üzerinde Süleyman Tapınağı’nın bulunduğu platformun üzerine inşa edilmiştir ve Bizans mimarisinde hac amacıyla kullanılan anıtsal bir yapı tipini yeniden yorumlar. Merkezinde bulunan kaya, Arap putataparlığını, Yaradılış ve Son Hüküm anlatımlarını ve Muhammed’in Cennet’e Miracını çağrıştırır. 1545 ve 1552 yılları arasında dış mozaikler yerine çiniler koyulmuştur. (...) Hıristiyanlığın en kutsal kilisesi olan ve tıpkı Kubbetü’s-Sahra gibi bir kayanın üzerine yapılan kubbeli Kutsal Mezar Kilisesi ile bir rekabet vardır; iki kubbenin çapları arasındaki fark yalnızca bir santimetredir. Fakat kilise şehrin yerleşim dokusunun içine sıkışmıştır, buna karşın Kubbetü’s-Sahra, eşi bulunmaz derecede açık ve her yerden görünmesini sağlayan ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Benzer bir şekilde, özünde Bizans’a ait bir sanat biçimi olan duvar mozaikleri, binanın dışını ve içini süslemektedir ve bunlar günümüze ulaşabilmiş hiçbir Bizans yapısında görülmeyen ölçüde kullanılmıştır. Mücevherlerle süslü bitkiler, ağaçlar ve ayin kadehleri Müslüman zaferinin, Süleyman Tapınağı’nın ve Cennetin sembolleri olarak yorumlanmıştır. İslam mimarisindeki ilk epigrafik program buradadır ve Kur’an’dan, inananları yücelten ve –dönem sikkelerinde olduğu gibi– Teslis ve Yeniden Doğuş gibi Hıristiyan inanışlara karşı çıkan uzun alıntılar içerir.”

İslam sanat aklının oluşumuyla ilgili, iki İslam tarihçisinin bu ve benzeri yorumlarına karşı söylenilebilecek en doğru şey şudur:

İslam sanat aklı, öncelikle Musevi ve İsevi kutsal teriminin fevkinde bir tefekküre göre temellenmiştir. Kutsiyeti “el-Mukaddes” nitelemesiyle sadece Allah’a mahsus bilen Müslümanlar, Kubbetü’s-Sahra’yı, bereketli kılınmış beldede, Taş ile işaretlenmiş 144 dönümlük Kudüs haremine yapmışlardır.

Diğer bir söyleyişle mukaddes olan Kudüs hareminin alanıdır. Bu alan üzerine yapılan binalar ise, zaten tamamı mescit hükmünde olan bu yerdeki insan yapılarıdır.

Zira, İslam’da mekan ve zaman planlarındaki kutsiyet atfı (sanat aklına da doğrudan yansıdığı şekliyle), ancak zarf ilişkisiyle kaim olan soyut bir atıftır.

Bunları, nasip olursa Kadr Suresi üzerinden açacağız, şimdilik şu tespitimizi ileterek bu yazımızı noktalayalım:

Bereketli kılınmış beldede, özel bir yer tutan Kudüs haremi, yegane işareti olan Hacer-i Muallaka’nın da zarfıdır. Bu ikisinden başka, İslam açısından orada kutsiyet atfedilecek görünürde bir şey yoktur.

O halde, Kubbetü’s-Sahra’yı, İslam’ın sanat teklifi olarak değerli kılan nedir?

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@